Cafer-i Tayyâr ve Efendimiz Nezdinde Dostlarının Kıymeti

Herkul | . | BAMTELI

İndir:     mp3     mp4     HD

Soru: Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in, Habeşistan’dan dönüşü Hayber’in fethine tevafuk eden Hazreti Cafer’i karşısında görünce, “Hayber’in fethine mi sevineyim, Cafer’in gelişine mi?” deyişini nasıl anlamalıyız? Bu nebevî sevinç, Hazreti Cafer’in şahsıyla mı, yoksa Peygamber Efendimiz’in bütün ashâbına karşı sevgi ve iştiyakıyla mı alâkalıydı? Kubâ mescidi ve Uhud gibi mübarek mekanları sık sık ziyaret etmesi de Allah Rasûlü’nün Ashâb-ı Kirâm’a karşı vefasının bir tezahürü olarak değerlendirilebilir mi?

-Cafer b. Ebi Tâlib, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in amcasının oğludur. Yaş itibarıyla kardeşi Hazreti Ali’den daha büyüktür. İlkler arasında müslüman olmuş ve hanımı Esma binti Üveys ile birlikte Habeşistan’a hicret etmiştir. (01.14)

-Mute gazvesinde şehit olan Hazreti Cafer’in iki kolunun da kesilmesi üzerine, Allah Rasûlü Cennet’te ona iki kanat takıldığını haber vererek şöyle buyurmuştur: “Cafer’i, Cennet’te meleklerle birlikte uçarken gördüm.” İnsanlığın İftihar Tablosu’nun bu beyanından sonra bu kutlu sahabiye “Cennet’te uçup duran Cafer” anlamında “Cafer-i Tayyâr” lakabı verilmiştir. (01.25)

-Hazreti Cafer dünyada hiç gülmeyen adanmış ruhlardan biridir. İslam’ın ilk senelerindeki çilelerden nasibini almış, senelerce Habeşistan’da gurbete katlanmış; Medine’ye Allah Rasûlü’nün yanına döndükten bir sene sonra da Mute’de şehadet şerbeti içmiştir. (03.35)

-Hayber’in fethi esnasında Cafer b. Ebî Tâlib başkanlığındaki Habeşistan muhacirleri çıkıp gelmişlerdi. Rasûl-ü Ekrem Efendimiz, bundan o derece memnun olmuştu ki, “Bilmem ki, bu iki şeyden hangisiyle sevineyim; Hayber’in fethiyle mi, yoksa Cafer’in gelişiyle mi?..” buyurmuştu. (04.30)

-Şam-Medine yolu üzerinde Medine’nin 150 kilometre kuzeyinde bulunan Hayber, Yahûdilerden mütemerrid bir güruhun müşriklerle ittifak etmeleri ve müslümanlar aleyhine sürekli komplolar kurmaları neticesinde bir çıyan yuvası haline gelince, Hicret’in 7. senesinde fethedilmiştir. (05.00)

-Allah Rasûlü bütün ashâbına sahip çıkar ve hepsini görüp gözetirdi. Onun bu güzel hasleti Ehlullah’a da sirayet etmiş ve zamanla bütün Hak dostlarının şiarı haline gelmişti. Şu kadar var ki, Şefkat Peygamberi’nin sevgi ve merhametinin herkesi kuşattığı kabul edilmelidir, ama Hazreti Cafer ve Hazreti Fatıma gibi özel teveccühe mazhar kimselerin hususiyetleri de görmezlikten gelinmemelidir. (08.00)

-Kubâ Mescidi, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in Hicret esnâsında binâ ettiği ve içinde ashabıyla birlikte namaz kıldığı, İslâm’ın ilk mescididir. Allah Rasûlü’nün, hemen her cumartesi Kubâ’yı ziyaret edişi, O’nun ashâbına ve hatıralarına karşı vefasının tezahürleri arasında sayılabilir. (14.06)

-Müşfik Nebî, kadim bir dostunu ziyaret eder gibi zaman zaman Uhud’a da giderdi. Aslında, bu ziyaretleri oradaki vefa kahramanlarına karşı vefa ve sadâkatinin de ifadesiydi. (16.47)

-İnsanlığın İftihar Tablosu, bu davranışlarıyla bize dostlarımızın elemlerini ve sevinçlerini paylaşmamızı talim buyuruyor; yaşatmak için yaşama ufkunu gösteriyor. (20.05)

-Vatan hasretini bana sorun!.. Sorun ki, size günümüzün fedakâr ruhlarındaki beklentisizliği ve adanmışlığı anlatayım!.. (23.20)