En Güzel Örnekler: Hepsi Yıldız Sahabîler

Herkul | . | BAMTELI

İndir:       mp3     mp4       divx       HD

Soru: Çocukların ve gençlerin eğitiminde günümüzün en büyük ihtiyaçlarından birinin “rol model” olduğu dillendiriliyor. Ashâb-ı Kirâm efendilerimizi tarihin bir diliminde yaşayıp gitmiş insanlar değil de hala birer nümune-i imtisal ve üsve-i hasene olarak sunabilmek için nasıl bir üslup geliştirilmelidir? Çağımızın ufkuna uygun ve psikolojik tahliller gibi derinlikleri de muhtevi bir tefsire duyulan aynı ihtiyaç Ashâb-ı Kirâm’la alâkalı eserler için de söz konusu mudur?

-“Üsve-i hasene”, en güzel örnek demektir; “nümûne-i imtisal” sözü de yolunda gidilmeye, kendisine uyulmaya ve adım adım takip edilmeye layık, örnek alınabilecek en mükemmel model manalarına gelir. Kâmil insanların en kâmili İnsanlığın İftihar Tablosu, bu yüce evsafın birinci kahramanıdır. Cîlî’nin de dediği gibi; varlık âleminde, Hazreti Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) ölçüsünde kemalât-ı insaniye ile tanınmış bir ikinci şahsı göstermek mümkün değildir. Ashâb-ı Kiram efendilerimiz, işte o İnsan-ı Kâmil’in rahle-i tedrisinde yetişerek birer âbide şahsiyet haline gelmişlerdir. (01:10)

-Kur’an-ı Kerim, İnsanlığın İftihar Tablosu’nu ve Hazreti İbrahim’i (alâ nebiyyinâ ve aleyhissalatü vesselam) “üsve-i hasene” olarak nazara vermiştir. Ayet-i kerimelerde şöyle buyurulmaktadır:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً

“Hakikaten, Allah’ın Rasûlünde sizler için, Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı bekleyenler ve Allah’ı çok zikredenler için en mükemmel bir nümûne vardır (o en güzel örnektir).” (Ahzâb, 33/21)

قَدْ كَانَتْ لَكُمْ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ فِي إِبْرَاهِيمَ وَالَّذِينَ مَعَهُ

“Hazreti İbrâhim’de ve onunla beraber olanlarda size güzel bir örnek vardır (…)” (Mümtahine, 60/4) (03:05)

-Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) din-i mübîn-i İslâm’ı bize emanet ederken,

فَعَلَيْكُمْ بِسُنَّتيِ وَسُنَّةِ الْخُلَفَاءِ الرَّاشِدِينَ الْمَهْدِيِّينَ، عَضُّوا عَلَيْهَا بالنَّوَاجِذِ

“Siz, Benim ve doğru yolda olan Raşid Halifelerin yolunu yol edinin. Bu yolu, azı dişlerinizle tutar gibi sımsıkı tutun.” (Ebû Davud, Sünnet 5) buyurmuştur. Hadis-i şerifteki “Azı dişleriyle tutma” Arapça’da kullanılan bir ifade tarzı, bir idyumdur. Dolayısıyla lafzî mânâdan ziyade Arapların bu sözü söylerken kastettiği mânâyı anlamaya çalışmak gerekir. Bu açıdan bakıldığında “Azı dişlerinizle tutun.” ifadesini “Dini hiçbir zaman bırakmayacak şekilde âdeta bir kerpetenle tutar gibi sımsıkı tutun.” şeklinde anlayabiliriz. (04:24)

-Asr-ı Saadet’te meydana gelen vakıalar cüz’î birer hâdise olsa da, onlarda, kıyamete kadar gelecek bütün küllî hâdiselere işaret vardır. O dönemde vuku bulan her hâdisede, âdeta, daha sonraki devirlerde yaşanacak meseleleri çözme adına bir kısım uçlar mevcuttur. İşte kendi dönemlerinin şartlarını ve o dönemde yaşayan insanların kültür seviyelerini nazar-ı itibara alıp bu uçlardan hareket ederek yürüyen insanlar, içinde yaşadıkları dönemde ortaya çıkan problemleri çözüme kavuşturabilirler. Aynı şekilde ulaşım ve telekomünikasyon vasıtalarıyla hızla küreselleşen bir dünyada yaşayan günümüz insanı da, karşı karşıya kaldığı problemlerin halli için siyer-i seniyyede bırakılan o uçlardan hareket ederek alternatif çözümlere yürüyebilir. Fakat bunun kâmil mânâda yapılabilmesi için, hem siyer-i seniyyenin iyi okunup iyi bilinmesi, hem de çağın iyi okunup iyi tahlil edilmesi gerekir. Elbette ki, 14 asırlık İslâm tarihi boyunca farklı zaman dilimlerinde siyer felsefesine dair bazı hususlar üzerinde durulmuş ve sosyal tarih açısından Asr-ı Saadet’teki bazı hâdiseler yorumlanmıştır. Fakat o dönemlerdeki şartlarla bugünkü şartlar arasında çok ciddî farklılıkların olduğu da bir gerçektir. Bu açıdan daha önceki dönemlere ait siyer yorumlarından istifade etsek de, onların günümüze tam olarak ayna tuttuğunu söyleyemeyiz. Dolayısıyla günümüz şartları açısından siyer felsefesini ancak, en büyük müfessir olan zamanın tefsirini göz önünde bulunduranlar, onun ortaya koyduğu tevil ve tefsirleri nazar-ı itibara alanlar, yani ibnü’z-zaman veya ibnü’l-vakt olanlar yapabilirler. (06:48)

-Örnek alınacak insanlar, Ashab-ı Kirâm efendilerimizdir. Dolayısıyla, anlatacağımız mevzuları misallendirirken örnekleri hep onlardan seçmeye çalışmalıyız. Kur’an-ı Kerim, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamber yolunun realitelerini göstermek ve O’nu teselli etmek için tarih boyunca Hak elçilerinin çektiklerini farklı yönleriyle, “tasrif” yaparak anlatmaktadır. Kur’an’ın bu anlatış tarzı aslında bize de bir üslup öğretmektedir. Biz de her biri birer nümûne-i imtisal olan sahabe efendilerimizi farklı hususiyetleriyle anlatmalı; hem onların hayatları ışığında bu yolun realitelerini göstermeli, hem de insanlara onları sevdirmeli ve yeni nesilleri onların güzel ahlaklarıyla ahlaklanmaya özendirmeliyiz. (08:57)

-Her zaman Rasûl-ü Ekrem’in yanında bulunduğu ve güzel ahlakıyla hep örnek olduğu gibi, 2 sene 3 ay 10 küsür gün süren hilafeti sırasında her biri bugünkü PKK gailesinden daha büyük 11 tane hadiseyi halleden; bu arada ihtiyaç ölçüsünde bir maaşla geçinip arta kalan parayı kuruş kuruş biriktirip “milletin malı” diyerek kendisinden sonraki halifeye bırakan Hazreti Ebu Bekir’in (radiyallahu anh) tanıtılması ve sevdirilmesi lazım. (12:00)

-Gençliğindeki cazibesi, dünyayı elinin tersiyle itip Allah Rasûlü’nü tercih edişi, Medine’deki hizmetleri, cihad meydanındaki yiğitliği ve ötelere yürürken dile getirdiği muhasebesi ile Hazreti Mus’ab’ın (radiyallahu anh) tanıtılması ve sevdirilmesi lazım. (14:30)

-İnsan bildiğini sever, bilmediğine karşı ya alâkasız kalır ya da onu sevmez. Neden günümüzün insanı Allah’ı delice sevmiyor, andığı zaman burnunun kemikleri sızlamıyor. Çünkü tanımıyorlar Allah’ı. Yaman Dede, ne zaman “Ya Rasûlallah!” dese, ayaklarının bağı çözülür ve sokağın bir kenarına yıkılırmış. Neden Rasûlullah’a karşı bu ölçüde bir aşk u alâka yok. Çünkü Rasulullah’ı tanımıyorlar. (16:12)

-Ashâb-ı Kirâm efendilerimizi tarihin bir diliminde yaşayıp gitmiş insanlar değil hep aramızda yaşayan örnek şahsiyetler olarak görmek lazımdır. Onlar, Allah Rasûlü’ne ulaşmak için bir köprüdür. (18:24)

-Babam iki şeye delice aşıktı: Bir, “sahabe” denince; bir de “Osmanlı” deyince başı dönerdi, hemen gözleri dolardı. Onun da tesiriyle yedi sekiz yaşımdayken bile hep Ashâb-ı Kirâm’ın hayatını okuyor, onlarla oturup kalkıyordum; Sahabe-i Kirâm’ın hayatı beni canlı tutuyor gibiydi. (19:42)

-Bir ferdin kâmil manada insan olması, Allah’ı sevmesine, Allah’ın sevdiklerine karşı muhabbet duymasına ve Allah’ın sevgisine vesile olacak ameller peşinde koşmasına bağlıdır. Bu sevgilerin en kestirme yolu ise, Allah Rasûlü’nün ahlakıyla ahlaklanmaya çalışmaktır. (22:33)

-Ashâb-ı Kirâm efendilerimizin hususî karakterleri vardır; onların her biri kendine has özellikleriyle müstakil olarak anlatılabilir. Aynı zamanda bazıları belli sahalarda çok öne çıkmışlardır; mesela bazı sahabîler askeri ve idari birer dâhîdir. Böyle hususi mevzular işlenirken özellikle o yönüyle öne geçmiş sahabîler misal olarak seçilebilir. Ezcümle, yiğitlik, fedakârlık, hakkaniyet ve adalet mevzuu anlatılacaksa, Hazreti Halid bin Velid’in hayatından bazı tablolar serdedilebilir. Bazen de belli bir haslet üzerinde durulurken beş on sahabinin hayatından farklı misaller verilerek konu derinleştirilip o güzel ahlakın sadece bir iki insanın işi olmadığı, toplumca kabul edilip yaşanmış bulunduğu da vurgulanabilir. (24:40)

-Ashâb-ı Kirâm anlatılırken “tasrif” yoluna gidilmesi de çok önemlidir. Kur’an-ı Kerim’in bir üslubu olarak “tasrif”; ulvi hakikatlerin ve ilahî emirlerin türlü türlü vesilelerle farklı zaviyelerden ele alınarak güzelce açıklanması; merhum Elmalılı’nın ifadesiyle, aynı anlayışın, aynı haberin, aynı müşahedenin bir bediî sanat ile şekilden şekle, sûretten sûrete, nazımdan nazma, çeşitli ve pek çok âyetlerle anlatılması ve bazen de çok çeşitli âyetlerin bir âyete dökülüp kısa ve özlü bir sözle ifade edilmesi.. manasına gelmektedir. İşte bu üslup siyer ve sahabe hayatı mevzuunda da kullanılmalıdır. Şu kadar var ki, önce bu işi yapabilecek rehberler iyi yetiştirilmelidir; onlar güzelce yetiştirilir, iyice inandırılır ve toplumun içine salınırsa, bir nesil ayağa kaldırılmış olur. (29:32)