152. Nağme: Hocaefendi’nin Bugünkü Namaz Kıraati

Herkul | | HERKUL NAGME

Değerli arkadaşlar,

Daha önce de M. F. Gülen Hocaefendi’nin namazda Kur’an okuyuşuna dair misaller sunmuştuk. Bu nağmede diğerlerinden farklı olarak birkaç gün ya da ay öncesine ait olanları değil, bugün yeni kaydettiğimiz bir kıraati arz ediyoruz. 03:16 dakikalık bu kayıtta Muhterem Hocaefendi Fatiha, A’lâ ve Duhâ sûrelerini okuyor.

Dualarınız istirhamıyla…

151. Nağme: M. Hocaefendi’den Yeni Mısralar/Resim Değerlendirmeleri

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Daha önceki mesajlarımızda, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Sızıntı, Yeni Ümit ve Yağmur mecmualarına verdiği değerin bir neticesi olarak senelerdir onların mizanpajından baskısına kadar hemen her aşamasıyla yakından ilgilendiğini ifade etmiştik. Kendisi müsait olduğunda bizzat başyazı, tasavvufî makaleler ve şiirler yazdığı gibi, yayınlanan her çalışmayı çok değerli bulduğunu, mutlaka okumaya çalıştığını; şayet değişik sebeplerle okuyamamışsa, hazırlanan özetleri dinlediğini belirtmiştik. Ayrıca, seçilen ve odasına bırakılan güzel resimlere değerlendirme nesirleri ve nazımları yazdığını, bunların daha sonra dergi kapakları ya da iç resim yorumları olarak neşredildiğini de haber vermiştik.

Muhterem Hocamız bugün üzerinde 79 tane resim değerlendirmesi yazmış olduğu evrakı (ki daha önce başka bir nağmede belirttiğimiz gibi gömlek kartonlarını bile zayi etmeyip yazı kağıdı olarak kullandığından resim yorumlarının on tanesi yine öyle bir kartona yazılmıştı) verdi. Onları hemen bilgisayara aktarıp daha sonra yeniden kendi tashihlerine arz ettik ve tamamlanınca da ilgililere gönderdik.

Kıymetli Hocamızın meşguliyetlerinden sizleri de haberdar etmeye çalıştığımız için o resimler ve değerlendirme yazılarından birkaç örneği sizlerle de paylaşmanın faydalı olacağını düşündük. Bunlar bir yönüyle bizde emanet olduğundan ve henüz asıl sahiplerince neşredilmediğinden dolayı sadece dört tanesini -o dergilere ve enfes yorumların bütününe iştiyakı artırma niyetinin de sevkiyle- sunuyoruz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

İşte Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin Yorumladığı Resimler ve Yazdığı Kıt’alar:

Neşrettiği nurla aydınlanmıştı dört bir yan,

O’ndan evvel kapkaranlıktı topyekûn cihan;

Sayesinde dosdoğru okundu kevn u mekân,

Cennet bahçesine döndü dünya denen zindan.

***

Her şey yanıp kavruldu deyip ye’se kapılma,

El aç ve yalvar ona gördüğüne takılma;

Dua ile sular tersine akarmış derler,

Ettim kabul olmadı deyip kendini salma!..

***

Öyle değil, musafahaya geçmeli eller,

Kumrular gibi sevgiyle şakımalı diller;

O zaman inayet yağmurları yağacaktır

Ve her yanda tüllenecektir çiçekler, güller.

***

Senin mahiyetin küreden daha ağırdır,

Bu Kur’an’ın fermanı, duymayanlar sağırdır;

Çalıma da mahal yok o sana ait değil,

Öyleyse onun Sahibi karşısında eğil!..

***

150. Nağme: Çekip Gidenlere Dua Etmeli!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili arkadaşlar,

Dün Nur Sûresi’nin son ayetlerinin tefsirini okuduğumuzu yazmıştık. Bugün de aynı ayetleri farklı müfessirlerin nasıl anladıkları üzerinde müzakerede bulunduk. Yaklaşık on beş değişik eserde kaydedilen yorumları ders halkasındaki arkadaşlarımız sırayla arz ettiler. Muhterem Hocamız da anlatılan hususlarla alakalı kendi mülahazalarını dile getirdi. Bu nağmede, özetlediğimiz şekilde cereyan eden bugünkü dersimize ait 10 dakikalık ses kaydı bulacaksınız.

Hürmetle…

Nur Sûresi’nin 62. ve 63. ayet-i kerimelerinde şöyle buyruluyor:

“Gerçek müminler ancak öyle kimselerdir ki Allah’a ve Rasulüne bütün kalpleriyle iman etmiş olup, bütün toplumu ilgilendiren meseleleri görüşmek üzere onun yanında bulundukları vakit ondan izin almadıkça ayrılıp gitmezler. Senden izin isteyenler hakikaten Allah’a ve Rasulüne gerçekten iman edenlerdir. Öyle ise bazı işler için senden izin istedikleri zaman, sen de onlardan dilediğin kimselere izin ver ve onlar için Allah’tan af dile. Muhakkak ki Allah gafurdur, rahîmdir. (…) Allah elbette sizden, birbirini siper edinerek sıvışıp gidenleri bilir. Öyleyse Peygamberin emrine aykırı hareket edenler başlarına dünyada bir bela gelmesinden yahut âhirette gayet acı bir azap gelmesinden korkup çekinsinler.”

 

149. Nağme: Mazeretsiz Çekip Gidenler

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Bugün Nur Sûresi’nin son ayetlerinin tefsirini okuduk. Derste kaydettiğimiz iki fotoğrafı ve aşağıda mealini verdiğimiz ayetlerle alâkalı Muhterem Hocamızın bazı açıklamalarını arz ediyoruz.

Hürmetle…

Nur Sûresi’nin 62. ve 63. ayet-i kerimelerinde şöyle buyruluyor:

“Gerçek müminler ancak öyle kimselerdir ki Allah’a ve Rasulüne bütün kalpleriyle iman etmiş olup, bütün toplumu ilgilendiren meseleleri görüşmek üzere onun yanında bulundukları vakit ondan izin almadıkça ayrılıp gitmezler. Senden izin isteyenler hakikaten Allah’a ve Rasulüne gerçekten iman edenlerdir. Öyle ise bazı işler için senden izin istedikleri zaman, sen de onlardan dilediğin kimselere izin ver ve onlar için Allah’tan af dile. Muhakkak ki Allah gafurdur, rahîmdir. (…) Allah elbette sizden, birbirini siper edinerek sıvışıp gidenleri bilir. Öyleyse Peygamberin emrine aykırı hareket edenler başlarına dünyada bir bela gelmesinden yahut âhirette gayet acı bir azap gelmesinden korkup çekinsinler.”

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Ders Esnasında

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Ders Esnasında

148. Nağme: Ölüm Orucu Tedrici İntihardır!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bugünkü çay faslında “açlık grevi” ile alâkalı düşüncelerini anlattı.

Önce insanın mükemmel yaratılışına ve Hak katındaki kıymetine değinen Hocaefendi, Hazreti Ali’nin (radiyallahu anh) “Kendini küçük bir cirim görüyorsun; halbuki bütün âlemler sende gizlidir. Sen bütün kâinatın bir fihristisin.” dediğini; M. Akif’in de Hazreti Ali’ye isnad edilen bu sözü serlevha yapıp şöyle seslendiğini nakletti: “Haberdâr olmamışsın kendi zâtından da hâlâ sen, / “Muhakkar bir vücûdum!” dersin ey insan, fakat bilsen. / Senin mâhiyyetin hattâ meleklerden de ulvîdir: / Avâlim sende pinhandır, cihanlar sende matvîdir.”

İnsanın kıymetini takdir edemeyen ve cana kıyabilen kimselerin hem kendi mahiyetlerine karşı saygısızlık yapmış hem de Allah’ın emanetine ihanet etmiş olduklarına vurguda bulunan muhterem Hocaefendi, “Başkasının canına kıymak nasıl bir cinayetse, bir insanın kendi canına kıyması da öyle bir cinayettir” dedi. “Kim bir kimseyi, kısas veya yeryüzünde bir fesada mukabil olmanın dışında öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Mâide Sûresi, 5/32) ayetini hatırlatarak, ister başkasını öldürmek isterse de intihar etmek suretiyle bir cana kıymanın, bütün insanlığı öldürmeye denk bir cürüm sayılabileceğini ifade etti.

Fâili kim ve hedefi ne olursa olsun, her intihar saldırısının çok buudlu bir cinayet olduğunu belirten Fethullah Gülen Hocaefendi özetle şunları söyledi: “Hele bu cinayet ‘kutsal’ sayılarak ve din adına yapılıyorsa, bu çok daha tehlikelidir ve -şayet ilaçlarla ve beyin kontrolüyle gayr-i iradî yapmamışlarsa- fâillerinin ötede iflah olmaları mümkün değildir. Canlı bombalar, o işi dini ikâme için yapsalar ve ölüme “Lâilahe illallah” diyerek gitseler bile önce kendileri “cübb” diye cehenneme düşerler. Çünkü, İslam’da gerek sulh gerekse savaş halinde yapılması icap edenler belli kanun ve disiplinlere bağlanmıştır. Sulh halinde kimse kendi kendine harp ilan edip bir insanı öldürme kararı alamayacağı gibi, sıcak savaş esnasında da karşı cephede bulunan çocuk, kadın ve yaşlıları öldürme hakkına sahip değildir. Bu itibarla, hangi açıdan ele alınırsa alınsın, intihar saldırılarını, canlı bombaları ve benzeri terör hadiselerini Müslümanlıkla telif etmek asla mümkün olamaz.”

Ölüm orucunu “tedrici intihar” olarak vasıflandıran Hocaefendi, “Şayet, Allah’a inanılıyorsa, Peygambere inanılıyorsa, Allah’tan gelen semavî kitaba inanılıyorsa, ‘ölüm orucu’ tedrici intihardır. Bunu yapanlar, kendi kadr u kıymetlerini bilememiş, Hak katındaki değerlerini kaybetmiş ve çöplüğe atılacak hale gelmiş olurlar.” dedi.

O insanları bu yanlış işten vazgeçirmek için yapılması gerekenlerin bir an önce ortaya konulması lazım geldiğine dikkat çeken M. Fethullah Gülen, şu hususu dile getirdi: “Canlı bombaları o işten vazgeçirmek lazım. Ölüm orucuna niyet edenleri o işten vazgeçirmek lazım. Bunlar da topluma, bilhassa onlara söz geçirebilecek kanaat önderlerine, ilim adamlarına ve idare edenlere düşen birer vecibedir.”

Bazı kimselerin “Sana ne, adam ölüm orucuna niyet etmiş, ne karışıyorsun?” deyip itiraz edebileceğine de imada bulunan muhterem Hocaefendi, “Herkes kendi karakterinin gereğini yapar.. ama neylersin, insanız. Ölene üzülürüz. O türlü levsiyat düşüncelerine sapanlar hakkında akıbetleri adına endişe duyarız, çünkü insanız!..” dedi ve sözlerini ülkemiz için dua talebiyle noktaladı.

147. Nağme: Mazeret ve Kıbleyi Kalbiyle Bulanlar

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, 08:31 dakikalık (yeni kaydettiğimiz) bu “nağme”de

***”Ha­ni on­lar­dan bir ce­ma­at: ‘Allah’ın yer­le bir ede­ce­ği ve­ya şid­det­li bir fe­la­ket gön­de­re­ce­ği bu kimselere ne di­ye bo­şu­na öğüt ve­rip du­ru­yor­su­nuz?’ de­miş­ti. O sa­lih ki­şi­ler de: ‘Rab­bi­ni­ze ma­ze­ret ar­z e­de­bil­mek için! Bir de ne bi­lir­si­niz, olur ki Allah’a kar­şı gel­mek­ten ni­ha­yet sa­kı­nır­lar ümi­diy­le öğüt ve­ri­yo­ruz.’ di­ye ce­vap ver­di­ler.” mealindeki (A’raf, 7/164) ayet-i kerime ile ilgili enfes bir hatırayı..

***Hazreti Murad Hüdavendigar’ın tekbir getirirken Kabe’yi görmesini…

***Merhum Bekir Berk Ağabey’in iki hatırasını..

anlatıyor. Dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

 

146. Nağme: Sandy Kasırgası ve Dua Sığınağı

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili arkadaşlar,

Öncelikle duyarlılığınız, dostluğunuz, nezaketiniz, “geçmiş olsun” mesajlarınız ve dualarınız için çok teşekkür ederiz.

Dünkü kısa mesajımızda belirttiğimiz gibi, Sandy kasırgası buradan da geçti. Yetkililer bizim bulunduğumuz yerde ve Pennsylvania genelinde de çok yıkım bekliyorlardı ama elhamdülillah korkulan olmadı.

Muhterem Hocamız Âyetü’l-Kürsi’yi başa koyarak bir dua yazdı. O metni hemen her taraftaki tanıdıklarımıza gönderdik; duanın kopyalarını çoğaltıp evlerimizin kapılarına ve bulunduğumuz mekânların sınırı olan ağaçlara astık. Ayrıca, yine Hocaefendi’nin ikaz ve irşadıyla hacet namazları kılıp ilahî hıfza vesile saydığımız niyazlara sarıldık.

Cenâb-ı Allah’a sonsuz hamd ü sena olsun ki birkaç ağaç devrilmesinden başka bizde ve tanıdıklarımızda hasar meydana gelmedi.

Kıymetli Hocamız akşam çay faslında bu meseleye de değindi. Bu “nağme”de muhterem Hocaefendi’nin yazdığı duanın metnini ve yaptığı o açıklamayı bulacaksınız.

Hürmetle…

Muhterem Hocamızın Kasırga Gibi Afetlere Karşı Yazdığı Dua:

 أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ  بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

﴿اَللّٰهُ لَۤا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُۤ إِلَّا بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَۤاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ﴾

اَللّٰهُمَّ يَا حَافِظُ يَا حَفِيظُ اِحْفَظْنَا مِنْ بَيْنِ أَيْدِينَا وَمِنْ خَلْفِنَا وَعَنْ أَيْمَانِنَا وَعَنْ شَمَائِلِنَا

 آمِينْ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ يَا ذَا الْجَلاَلِ وَالْإِكْرَامِ

 Duayı resim olarak indirmek için tıklayınız

Duayı yazı olarak indirmek için tıklayınız

145. Nağme: 2012 Kurban Bayramı Hutbesi

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Değerli büyüklerimizin ve kıymetli arkadaşlarımızın talepleri üzerine istifadeye ve duaya vesile olması dileğiyle Muhterem Hocaefendi’nin huzurunda okunan Kurban Bayramı Hutbesi’ni sesli ve yazılı olarak arz ediyoruz.

Hürmetle…

Dosyayı PDF olarak indirmek için tıklayınız

 2012 Kurban Bayramı’nda Muhterem Hocamızın Huzurunda Okunan Hutbe

الله أكبر كبيراوالحمد الله كثيرا  – وسبحان الله بكرة و أصيلا

اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ الَّذِى هَدَانَا لِهذَا.وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْ لاَ أَنْ هَدَانَا اللهُ. وَ مَا تَوْفِيقِي وَ لاَ اعْتِصَامِي إِلاَّ بِاللهِ. عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَ إِلَيْهِ أُنِيبُ. نَشْهَدُ أنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَ لاَ نَظِيرَ لَهُ وَ لاَ مِثَالَ لَهُ. اَلَّذِى لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْهِ. كَمَا أَثْنَي عَلَى نَفْسِهِ. عَزَّ جَارُهُ وَجَلَّ ثَنَاؤُهُ وَلاَ يُهْزَمُ جُنْدُهُ وَلاَ يُخْلَفُ وَعْدُهُ وَلاَ إِلهَ غَيْرُهُ. وَنَشْهَدُ أَنَّ سَيِّدَنَا وَسَنَدَنَا وَمَوْلاَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ. اَلسَّابِقُ إِلَى الأَنَامِ نُورُهُ. وَرَحْمَةٌ لِلْعَالَمِينَ ظُهُورُهُ. وَصَلَّى اللهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَأَوْلاَدِهِ وَأَزْوَاجِهِ وَأَصْحَابِهِ وَأَتْبَاعِهِ وَأَحْفَادِهِ أَجْمَعِينَ. أَمَّا بَعْدُ فَيَا عِبَادَ اللهِ؛ إِتَّقُوا اللهَ تَعَالَى وَأَطِيعُوهُ. إِنَّ اللهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ. فَقَدْ قَالَ اللهُ تَعَالَى فِي كِتَابِهِ الْكَرِيمِ. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ. بِسْــمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ:

لَنْ يَنَالَ اللّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوى مِنْكُمْ كَذلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللّهَ عَلى مَا هَديكُمْ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنينَ

Muhterem büyüklerim, kıymetli arkadaşlarım,

Bizim dünyamıza has bir kısım büyülü ses ve soluklar vardır. Hakikî mü’minlerin dilinden hiçbir zaman düşmeyen bu nurlu sözler ve gönüllerimize inşirah veren soluklar, hayatımızın her faslına girmiş öyle sırlı nefeslerdir ki, onları, içinde bulunduğumuz bu âlemin en renkli nağmeleri olarak söyler, dinler, değerlendirir ve tahakkukunu beklediğimiz bir tatlı rüyanın da sihirli anahtarları kabul ederiz.

Mâbed içinde, mâbed dışında her zaman vird-i zebânımız olan “kelimât-ı tayyibe” de diyeceğimiz bu nurlu sözler, bizim hayatımızla o kadar bütünleşmiştir ki, farkına varalım varmayalım, her gün onları defalarca tekrar eder dururuz tekrar ettiği gibi göklerde meleklerin, hâl ve keyfiyet diliyle canlı-cansız bütün nesnelerin.. Allah’ın yüceliğini haykıran her ses, söz ve görüntü karşısında “Allahu Ekber” der, O’nun ululuğunu ilân eder; O Rahmeti Sonsuz’un sağanak sağanak başımızdan aşağıya boşalan nimetleri sayılıp seslendirildiğinde “Elhamdulillah” sözleriyle mukabelede bulunur; O’nun eşi ve menendi olmadığını hatırlatan her beyan, her îmâ ve her işaret karşısında da “Sübhanallah” mülâhazalarıyla gürleriz.. her vesileyle hep O’nu düşünür, O’nu yâd eder, O’nunla olan münasebetlerimizi gözden geçirir, fikren ve hayâlen her gün kim bilir kaç kez canlara can “O’nun maiyyeti” hülyalarına dalarız. Hatta bazen duyma ve hissetmemiz öyle derince olur ve heyecanlarımızın debisi öylesine yükselir ki, o esnada ruhlarımızda beliren aşkın mülâhazaları ve gönüllerimizden taşan yüksek hisleri bir kısım iç çekmelere, hıçkırıklara emanet eder ve gözyaşlarının engin ifadelerine bırakırız.

Bilhassa bazı gün ve gecelerde, çevremiz bu ses ve soluklarla öyle ledünnî bir hâl alır, her şey öyle fevkalâdeleşir ve hayat öyle füsunlu bir renge bürünür ki, gözlerimize her yandan değişik dalga boyunda ışıklar akmaya başlar ve kulaklarımız bu hususî sesleri Cennet ırmaklarının çağıltıları gibi bir zevk zemzemesi içinde dinlemeye durur; bizi ve düşüncelerimizi aşan fâik ve gizli bir güçle, yüksek debili bir sevinç ve neş’e çağlayanı içine sürüklendiğimizi hisseder gibi olur, iç içe hayret ve hayranlıklar yaşarız. Hele dört bir yandan yükselen tekbirler, bazen bize bir sûr sesi gibi gelir, uyarır hepimizi içinde bulunduğumuz dünyevîlikten; akseder dil ve dudaklarımıza o lâhûtî kelimeler; mırıldanırız aynı şeyleri hep beraber. O sesi, bazen yitirdiğimiz Cennet’e bir çağrı gibi duyar, koşarız binlerce yıllık yitiğimizi bulmaya ve o öldürücü hasretten kurtulmaya.

Tekbir; Cenâb-ı Hakk’ın her şeyden üstün, her hususta en yüksek ve en yüce olduğunu ilan etmek, daha doğru bir ifadeyle “Yegâne büyük O’dur; büyük, Allah’tır!” hakikatini seslendirmek, azamet ve kibriyâ atmosferinin değişik tecellileri karşısında “Allahu ekber” diyerek müteâl bir ululuğun müşahitleri olduğumuzu haykırmaktır.

Risâletin ilk günlerinde Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, Hira Sultanlığı’nda vahiy meleğinin sesini işitip kendisini görmüş; çok geçmeden onu yerle gök arasını doldurmuş bir vaziyette bir kere daha müşahede etmiş; vahyin ağırlığından ve Cebrail aleyhisselamın heybetinden titremeye başlamış ve hemen ailesine gelerek “Beni örtün, beni örtün!” demişti. Çok geçmeden Cenâb-ı Hak, şöyle buyurmuştu:

يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ

“Ey (yalnızlık ve inziva arzu eder gibi) örtüsüne bürünen (yüce nebi)! Kalk ve inzar et. Ve Rabbinin büyüklüğünü ilan et.” (Müddessir, 74/1-3) Kalk, karanlıkta kalmışların imdadına koş! Şu şaşkınlık ve sapıklık içinde yuvarlanan yığınları eğri yolun encâmından ve sapıklığın ürperten neticelerinden sakındır. Ve zatında büyük Rabbinin yüceliğini yeri göğü çınlatırcasına bütün gücünle haykır! Yer gök senin âvâzınla inlesin! Cin ve ins, senin sedânla Rabbinin tek büyük olduğunu bir kere daha işitsin.

Bu ayet nâzil olur olmaz Fahr-i Kâinat Efendimiz hemen doğrulup kalkmış ve tekbir getirmiş, Hazreti Hatice de onunla beraber “Allahu Ekber” demişti; zira, tekbir bir manada ilk emir ve peygamberin ilk vazifesiydi. Önemi ilahî beyanla vurgulanan ve “Allahu ekber” cümlesinde ifadesini bulan “tekbîr” daha sonra en çok tekrarlanan İslam remzi ve mü’minlerin şiarı oldu.

Öyle ki, biz daha doğar doğmaz kulağımıza okunan ezanla o en büyük hakikatin sesini duyarız. Sonra da ömür boyu hep onunla soluk alıp veririz. Günde beş kere minareden yükselen kutlu seste ve her farz namaz için getirilen kâmette onu tekrar ederiz. Namaza başlarken, mâsivâya ait her şeyi kendimize haram kılarak harem dairesine adım atma, bütün dünyevîlikleri kapının dışında bırakma ve yalnızca Sultan-ı Kâinat’a teveccühte bulunma adına bir söz verircesine yine “Allahu ekber” deriz. İbadete onunla başlandığı için “iftitah tekbîri” dendiği gibi; namaz içinde bazı şeylerin yapılması onunla yasaklandığından “tahrim” ya da “ihram tekbîri” de denen bu mübarek sözle bir ahidde bulunmuş; o andan itibaren, namazın bütün dakikalarına, saniyelerine ve saliselerine de tekbîr ruhunu işleme, bir manada bütün bütün namaz kesilme ve adeta namazlaşma sözü vermiş oluruz. Akabinde ruhumuzun miracı olan bu yolculuğun bir bölümünden diğer bölümüne geçişte hep aynı mübarek duygu ve düşüncelerle aynı bereketli kelimeleri tekrarlar; tekbir ruhunun kıyam, kıraat, rüku ve secdemize de sirâyet etmesine özen gösteririz. “Huzurunda el pençe divan durulacak yegâne büyük Sensin Allahım! Kendisi için iki büklüm olunacak tek ilah Sensin Allahım! Baş ayak aynı yere konulup yüz yere sürülecek ve ulûhiyetine secdeyle mukabele edilecek eşsiz mabud Sensin Allahım! El açılıp kendisinden dilekte bulunulacak biricik Rabb Sensin Allahım!..” mülahazalarıyla kanatlanırız. Namazın rükünleri arasında “Allahu ekber” dememiz, adeta benliğimizden sıyrılıp küllî dairelere girişimizin, birer birer mertebeleri aşıp manen terakkî edişimizin işareti ve her bir “Allahu Ekber” bir miraç basamağını daha geride bırakışımızın remzi olur.

Duha, evvâbîn, teheccüd, cenaze ve bayram namazı gibi ibadetlerin içinde ve sonrasında, sabah akşam okuduğumuz me’surâtta ve sâir dualarımızın hemen hepsinde, gece yatağa uzanacağımız esnada, yolculuklarda tepeleri aştığımız sırada, kurbanımızı keserken ve hatta yangın gibi felaketlere karşı mücadele ederken hep “Allahu Ekber” der, bir kere daha bu yüce hakikate iltica ederiz.

Hele Hak dostları, enaniyet, ucub, gurur ve kibir gibi öldürücü virüslerin panzehri gördükleri tekbîri, hayâtın zarurî bir parçası hâline getirmiş; ruhlarına onunla nefes aldırıp verdirmiş; zafer, saadet ve inşirah sahnelerini de tekbîrlerle taçlandırmışlardır. Görünme, duyulma, tanınma ve bilinme arzusu türünden şirk şaibesi taşıyan düşünce ve fiillerin en küçüğü karşısında bile tekbîrlerle gürlemiş; sürur ve coşku ifâdelerini de yine tekbîrlere yüklemişlerdir.

Aslında her güzel davranışımızda olduğu gibi sevincimizi tekbîrle ifade edişimizde de Rehber-i Ekmel Efendimiz’den bir iz ve bir hatıra vardır. Nitekim, peygamberliğin ilk döneminde bir müddet vahiy kesilmiş ve Hazreti Rûh-u Seyyid’il-Enâm (aleyhissalatü vesselam) kendi ufku itibariyle, onu önemli bir inkıtâ saymıştı; âdeta bir husûf (ay tutulması) yaşadığını düşünerek çok hüzünlenmişti. Müşriklerin, “Rabbi onu terk etti” demeleri Şânı Yüce Nebî’yi daha da üzmüştü. Oysa ki, bir süreliğine vahyin kesilmesi adeta daha derin bir yöneliş çağrısıydı; Allah (celle celâluhü) geçici bir kabz tattırmak suretiyle, onun teyakkuzunu tetiklemeyi, teveccühünü güçlendirmeyi ve iştiyakını arttırmayı murad buyurmuştu. Nihayet, “Ey Rasûlüm! Rabbin seni asla terk etmedi ve sana darılmadı da.” (Duha, 93/3) ayetini de ihtiva eden Duhâ Sûresi nazil olmuştu. Bu sûre indiğinde Habîb-i Ekrem o kadar çok sevinmişti ki, sürur ve inşirahını “Allahu ekber” tekrarlarıyla ilan etmişti. İşte, biz Yüce Rehberimizin o memnuniyetine ortak olurcasına Duhâ Sûresi’nden itibaren okuduğunuz her sûrenin sonunda da “Allahu ekber” deriz.

Bayramlar da gerçek manasını tekbirlerle bulur ve onlarla daha bir güzelleşir. Hazreti Sâdık u Masdûk (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz, “Bayramınızı tekbir getirmek suretiyle süsleyiniz.” buyurmuştur. Özellikle kurban bayramı “teşrîk tekbirleri” sayesinde yeryüzü işi olmaktan çıkar, semavî bir mana ve tarifsiz bir te’sire ulaşır. Arefe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü gününün ikindisi de dahil, yirmi üç vakit namazın farzları arkasından birer defa “Allahu ekber Allahu ekber, Lâ ilâhe illallahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahi’l-hamd” demekten ibaret olan “teşrîk tekbiri” kısaca şu manaya gelmektedir: “Allah yegâne büyüktür; evet büyük Allahtır. Allah, kendisinden başka mâbûd-u bilhak, maksûd-u bilistihkak olmayan zattır ve ululuk tahtının sultanı tek ilahtır. Büyük Allah’tır ve ezelden ebede, kimden kime olursa olsun her ne kadar hamd ü şükür varsa, hepsi sadece Allah’ın hakkıdır.”

Kurban bayramında evler, sokaklar, mabetler, dağlar, taşlar tekbirlerle lerzeye gelir inler. Bu kutlu zaman diliminde hemen herkes, her şey ve her yer âdeta dil kesilir ve konuşur. Arafat bir mahşer gibi kaynar ve köpürür, bir hesap meydanı gibi endişe ve ümit soluklar.. Müzdelife, Minâ yoldakilerin telaş ve tedarikiyle uğuldar.. Ka’be, sinesi hasretle yanan gufrana susamışların nabzı gibi atar.. ve dünyanın dört bir yanından yükselen “Büyük Allah’tır” ikrarları gidip mukaddes topraklardaki inleyişlerle buluşur. Tek bir korodan, hatta sadece bir ağızdan çıkıyor gibi olan bütün bu sesler, soluklar Hakk karşısında divan durmuş inleyen bir mükerrem kulun çığlıklarıymışçasına gider verâların kapılarına dayanır.

Andelîb-i Zîşân Efendimiz’in bin dört yüz küsur sene evvel âl ve ashabıyla söylediği ve ümmetine emrettiği “Allahu Ekber” kelâmının bir nevî aks-i sadâsı olarak Arafat, Müzdelife, Minâ ve Mescid-i Haram’da yüz binlerce insanın birden telbiyelerle, tekbirlerle, tehlillerle inlemesi ve yeryüzünün her köşesinden milyonlarca mü’minin aynı kelime-yi kudsiyeyle gürlemesi, küllî bir ubudiyet mahiyetini alır. İslâm âleminin zikir, tesbih ve tekbirleriyle büyük bir zelzeleye tutulmuş gibi haşyet içinde titreyen dünya bütün kara ve denizleriyle “Allahu Ekber” der, semaları dahi çınlatır ve berzah âlemlerine de dalgalar gönderir.

Biz bayram boyunca her tekbirle dünü, bugünü ve yarını bir arada yaşarız. Evvela, hayalen teşrîk tekbirlerinin başlangıcı olarak rivayet edilen hadiseye uzanırız. Hazreti İbrahim, gördüğü salih rüya üzerine -İbn Abbas hazretlerinin ifadesiyle “Peygamberin rüyası vahiydir- oğlunu Allah yolunda kurban etmeye karar verir ve ona seslenir: “Evladım, rüyamda seni kurban olarak boğazlamaya giriştiğimi gördüm, sen ne dersin bu işe!?.” İsmail aleyhisselam durumu anlar; babasının rikkatli yüzüne sevgiyle bakar, merhametli yüreğine canı yanar, teselli eder onu: “Babacığım! Hiç düşünüp çekinme, Hakk’ın buyruğunu yerine getirmekte tereddüte düşme. Teslim ol Rabbine, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap. İnşaallah, benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!” der. Canını Allah yolunda vermek üzere boynunu uzatabilen bir yiğit… İtaatteki inceliği kavrayan ve Cânan uğruna kurban olmayı temsil eden tevhid delikanlısı, Hazreti İsmail.. ve kalbi rikkatle, şefkatle çarpan baba Hazreti Halîl. Her ikisi de Yaratan’ın emrine teslim.. Hazreti İbrahim oğlunu şakağı üzere yere yatırır; o narin boğaza bıçağı sürmek için hazırlanır. Yürek yakan ve göz yaşartan bu sahneye şahit olan Hazreti Cebrail “Allahu ekber Allahu ekber” diyerek tekbir getirir. İbrahim (aleyhisselam) bu sesi işitince başını gökyüzüne çevirir ve müjdenin yetişmekte olduğunu anlar, sevinir; “Lâ ilâhe illâllahu vallahu ekber” diye cevap verir. Kurban edilmeyi beklerken bu tekbir ve tevhîd kelimelerini duyan Hazreti İsmail de “Allahu ekber velillâhi’l-hamd” der şükrünü dillendirir.

Bilhassa eyyâm-ı teşrik boyunca hemen her tekbirde bir kere daha Hazreti Bilal’i hatırlarız. Önce, Mekke gündüzünün öğle sıcağında alev alev olmuş kumlara gömülen, üzerine kaldıramayacağı ağırlıkta koca taşlar dizilen ve saatlerce kendisine işkence edilen büyük sahabiden “Ehad, ehad, ehad!..” sesleri duyarız. Ehad, rakamlar içinde tektir; ikincisi, üçüncüsü bulunmaz. Evet, Allah birdir, isneyniyeti muhal, eşsiz, emsalsiz bir.

Sonra, Ehad âb-ı hayatıyla yeniden doğan, güçlenen, hürriyete eren, Medine’ye hicret eden ve En Sevgili’nin hizmetine giren Hazreti Bilal’i Mescid-i Nebevî’nin bitişiğindeki evin tavanına çıkmış halde görürüz. Yanık ve tiz sesiyle adeta bütün kâinata sesleniyordur: Allahu Ekber, Allahu Ekber. Ezan okuyordur İslam’ın ilk müezzini. Kavuran güneş, kızgın kum ve bitip tükenmez eziyetler karşısında ancak bir fısıltıyla söyleyebildiği “Ehad” ikrarlarına mukabil şimdi “Ekber” diye inliyor; en yüksek perdeden var gücüyle sesleniyordur: Allahu Ekber… Allahu Ekber…

Ezan teşri kılınmıştır ama henüz bâtıl ayaktadır; “Büyük O’dur” hakikatini arzın göbeğinde ve küllî planda seslendirmek için hâlâ zaman lazımdır. Bundan dolayı da Bedir’de yine “Ehad” sesini işitiriz. Bu defa Ashab-ı Kiram hep beraber “Ehad! Ehad!” dedikçe âdeta semalar deliniyor ve her “Ehad” sözüyle aşağıya tabur tabur melekler iniyordur. Sanki bir şehrâyin tertip etmek ve Bedir’in zaferini kutlamak için semavâtın sâkinleri yeryüzüne akın ediyordur. Meleklerin başlarında beyaz sarıklar ve sırtlarında kar rengi urbalar vardır. Çünkü sahabe Bedir’e gelirken beyaz urbalarla gelmiş ve dillerindeki parolaya kurban olmak için azmetmiştir: “Ehad! Ehad!”

Hayalen birkaç sene sonrasına ulaşırız: Cenâb-ı Hak Mekke’nin fethini de lütfetmiştir. Fazilet Güneşi Efendimiz, tevazu, mahviyet ve şefkat şuaları saçarak şehre girerken, Allah’a minnet ve şükran hisleriyle dopdoludur. Ka’be’ye varıp “Hak geldi, batıl yıkılıp gitti.” ferman-ı ilâhîsi eşliğinde putları da birer birer yere seren Rasûl-i Kibriya, şükür ve sürurunu tekbir getirerek dışa vurunca, Müslümanlar da hep bir ağızdan “Allahu Ekber! Allahu Ekber!” diyerek Mekke ufuklarını bu kutsî sadâ ile doldururlar. Derken, Ehad’le dirilip “Ekber”in ilancısı olan Hazreti Bilal, Kâ’be’nin üzerinde, pırıl pırıl çehresiyle beliriverir; kabından taşmakta olan hasret, hicran, aşk ve heyecanla “Allahu Ekber, Allahu Ekber” diye gürler ve ezan-ı Muhammedi ile Mekke dağlarını çınlatır. Bu ulvî nidâya, mübarek beldenin dağı, taşı, hatta yıllar önce Bilal’in soluklarını emen kızgın kumların her bir tanesi “Allahu Ekber! Allahu Ekber!” diyerek karşılık verir. Artık o ses, kıyamete dek yankılanıp duracaktır.

İşte biz bayramlarda, Beytullah’tan yükselen o sesi duyar gibi oluruz yanı başımızda, cihanın her yanında ve serhat boylarında. Dünya muvazenesi için tehlikeleri göğüslemiş ve devletler arası dengeyi temin uğrunda, yaşama haz ve zevklerini feda etmiş fatih orduların gürül gürül tarrakaları gelir kulaklarımıza. Peygamber emanetine sahip çıkmış ecdadımızın dillere destan mücahedeleri neticesinde, tekbir bayrağının dünyanın en ücra köşelerinde bile dalgalandığını, nice yüz bin minareden ruh-u revân-ı Muhammedî’nin şehbal açtığını ve göklerin nura gark olduğunu hayal âlemimizde seyre koyuluruz.

Evet biz, bu ses ve bu sözlerde mübarek bir milletin bütün bir geçmişini, bu koskoca geçmişte oluşup gelişen değişik değerler manzumelerini görür, duyar, dinler; o dağlar cesametindeki dinî vâridâtımızın temâşâsıyla âdeta mest olur ve kendi kendimize, “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz” diye mırıldanırız; mırıldanırız zira, minarede başlayıp mâbedin içinde noktalanan bu sesler bazen o kadar mazi televvünlüdür ki, onların her bir demetinde bütün tarihimizi ve ecdadımızın o enginlerden engin heyecanlarını duyuyor gibi olur ve kendimizi adeta onların arasında buluruz.

Şu kadar var ki, her tekbirle bunları hayal ederken, bir yandan, gönüllerimizi bu hakikatlere uyaran ve ötelerden gelen üns esintilerini ruhlarımıza duyuran Allah’a hamd ü senâ hisleriyle iki büklüm olur; yerle gök arasındaki kopukluğu giderip bir kere daha arzı semalara bağlayan, körkütük yaşadığımız şu âlemde bize Rabbimiz’i tanıtan ve kulluk adâbını talim buyuran Fahr-i Kâinat Efendimiz’e minnettarlığımızı salat ü selamlarla seslendirir; mukaddes emaneti kırmadan, çatlatmadan sonraki nesillere intikâl ettirmek için ölüp ölüp dirilen ve destansı adanmışlıklar sergileyen selef-i sâlihîni hayırla yâd ederiz. Diğer taraftan da İslam’ı çok ucuz bulduğumuzu, bu devlete meccanen nâil olduğumuzu, günümüze kadar bin bir fedakârlıkla hazırlanan ümranların üzerine birer mirasyedi gibi konduğumuzu, dahası durduğumuz yerin hakkını veremediğimizi ve mazhariyetlerimize yakışan bir duruşa geçemediğimizi düşünür hüzünleniriz.

Bedbinlik ve inkisarın ruhlarımıza yol bulabileceği bu noktada bir kere daha “tekbîr”e sarılırız. Zira, “Allahu ekber”in bir mânâsı da şudur: Cenâb-ı Hakkın kudreti ve ilmi, her şeyin fevkinde büyüktür; hiçbir şey O’nun ilminin haricinde kalmaz ve kudretinin tasarrufundan kaçamaz, kurtulamaz. İlahi ilim ve kudret, korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür. Bu itibarladır ki, büyük musibetlere ve büyük maksatlara karşı, herkes “Allah büyüktür, Allah büyüktür” der, kendine teselli, kuvvet ve nokta-i istinat yapar. Bizim için de en önemli güç, kuvvet, istinat ve inşirah kaynağı tekbîr hakikatidir. Âciz, zayıf ve muhtaç olsak da “Allahu Ekber”! Dost vefaya yanaşmasa, düşman cefadan usanmasa da “Allahu Ekber”! Önümüzdeki yollar sarp ve yokuşsa da “Allahu Ekber” Allah’ın büyüklüğünün ayrı bir tecellî buudu; bazen, çok küçük varlıklara büyük işler gördürerek, esbâbın önemsizliğini vurgulaması ve farklı bir üslupla kendi ululuğunu hatırlatmasıdır. Kudreti Sonsuz, dilerse bir kısım sıradan, düz insanlara, gönüllerin kapılarını ardına kadar açar ve sevgi saltanatında onlara âdeta Süleymanlık bahşeder: Allahu Ekber!..

Her bayram böyle rengârenk ve gülbanklarla doğar ruhlarımıza. Bu mübarek günler, ilhamları ve hatırlattıklarıyla mest eder gönüllerimizi. Yunmuş, yıkanmış ve bütün bütün yenilenmiş hissederiz kendimizi. Ümit ve reca hisleriyle bekleyişe geçeriz hem buradaki dirilişimizi hem de ba’s ü ba’del mevtimizi. Yüce Rabbimizden diler ve dileniriz -doğduğumuzda kulağımıza ezan okunduğu gibi- mahşer-i ekberde haşir ezanını işittiğimiz zaman da “Allahu Ekber” diyerek kıyam etmeyi ve ahiret bayramına ermeyi…

أَلاَ إِنَّ أَحْسَنَ الْكَلاَمِ وَ أَبْلَغَ النِّظَامِ. كَلاَمُ اللهِ الْمَلِكِ الْعَزِيزِ الْعَلاَّمِ. كَمَا قَالَ اللهُ تَبَارَكَ وَ تَعَالَى فِي الْكَلاَمِ. وَ إِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ.

وَ أَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْـمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَامٌ وَاٰخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ حَمْدَ الْكَامِلِينَ كَمَا أَمَرَ. نَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ وَ نَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ النَّبِيُّ الْمُعْتَبَرُ. تَعْظِيمًا لِنَبِيِّهِ وَ تَكْرِيمًا لِفَخَامَةِ شَانِ شَرَفِ صَفِيِّهِ.

فَقَالَ اللهُ عَزَّ وَ جَلَّ مِنْ قَائِلٍ مُخْبِرًا وَ آمِرًا: {إِنَّ اللهَ وَ مَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَ سَلِّمُوا تَسْلِيمًا} لَبَّيْكَ…

{وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي لَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً وَلَم يَكُنلَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُ وَلِيٌّ مِّنَ الذُّلَّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيراً}

(Dualarınıza vesile olması istirhamıyla… Hazırlayan ve Okuyan: Osman Şimşek)

144. Nağme: 2012 Kurban Bayramı Duası

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi her bayram sabahı ümmet-i Muhammed (aleyhissalatü vesselam), ülkemiz ve bütün insanlık için dua ediyor/ettiriyor. Bazen bayram namazından önce de bir iki saat okunan dualara namaz akabindeki hulasa ile hatime veriliyor.

Bu  bayram namazı sonrasında yaptığımız duayı bir kerecik de olsa dinleyip “amin” demeniz istirhamıyla ekte arz ediyoruz.

Hürmetle…

143. Nağme: Gurbette Kurban Bayramı ve M. Hocaefendi ile Bayram Namazı

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Kurban bayramınızı gönülden tebrik eder, iki cihan saadeti dileriz.

Muhterem Hocamızla beraber eda ettiğimiz namaz, okunan hutbe, yapılan dua ve çocukların bayram neşesinden bazı bölümleri içeren 14:34 dakikalık videoyu arz ediyoruz.

Muhabbetle…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Dosyayı nisbeten daha kaliteli (HD) olarak indirmek için tıklayınız

Bizim İklimden Kurban Bayramına Dair İlk Haberler

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,
 
Kurban bayramınızı can ü gönülden tebrik eder iki cihan saadeti dileriz. Bizim iklimden bayram görüntülerini hazırlıyoruz; inşallah, bu gece tamamlayıp sabah paylaşacağız.
 
Şimdilik ilk haberlerimizi verelim: Bir Kurban Bayramı’nı daha gurbette hüzünle karşılayan Fethullah Gülen Hocaefendi ‘yi sevenleri yalnız bırakmadı. Bayram namazını ziyaretine gelen dostları ile birlikte eda eden Hocaefendi her bayramda olduğu gibi yine çocukları sevindirdi. İki hafta önce vefat eden kardeşinin yokluğunun ardından ilk defa bir bayramı idrak eden Hocaefendi’nin kederli olması dikkat çekti. Kurban Bayramı’nda hüzünlü olduğu her halinden belli olan Hocaefendi, bundan yaklaşık iki hafta önce vefat eden kardeşi Hasbi Nidai Gülen’in yokluğunda ilk bayramı idrak etti.
 
Bayram namazını ziyaretine gelenler ile birlikte kılan Fethullah Gülen Hocaefendi, “Tekbir” yani “Allah-u Ekber” ifadesinin anlamı, kurbanın manası, insanın Allah ile olan irtibatında kurbanın önemini içeren hutbeyi zaman zaman ağlayarak dinledi. Hutbenin ardından yapılan duada Suriye’de akan kanın durmasına, Müslümanların birlik-beraberliğine, insanlığın refahı ile huzuruna Kurban Bayramı’nın vesile olması niyaz edildi.
 
Kesilen kurbanın ardından ziyaretine gelenlerin çocuklarını da sevindirmeyi unutmayan Hocaefendi, her bayramda olduğu gibi küçüklere harçlık ve çikolata verdi. Minik ziyaretçilerinin başını okşayıp onlardan kendisi için dua etmelerini isteyen Hocaefendi, daha sonra Türkiye’deki yakınları ile telefonla ve internet üzerinden görüntülü konuştu. Erzurum’da yaşayan ablası Nurhayat Seven ile internet üzerinden canlı görüşen Hocaefendi’ye ablasının sürekli dua ettiği duyuldu. Ablasının duasına, ”amin, cümlemizi inşallah…” gibi sözler ile cevap veren Hocaefendi’nin gözyaşlarını zor tutuğu görüldü.
 
Muhabbetle…

142. Nağme: İFK Hadisesi ve Hazreti Âişe’nin İffeti

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Bugünkü dersimizde Nur Sûresi 11-27. ayetlerin tefsirini, özellikle İfk (Hazreti Âişe annemize atılan iftira) hadisesini anlatan ilahî beyanların açıklamalarını okuduk.

Bu 22:32 dakikalık ses kaydında hem o elim vakıanın rivayetlerde nasıl geçtiğini hem de muhterem Hocamızın değerlendirmelerini bulacaksınız.

Ayrıca, bu nağmemize derste çektiğimiz en son fotoğrafı da eklemek istiyoruz.

Hürmetle…

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Ders Esnasında

141. Nağme: Sâdıkların Kalbleri Titrer!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Dünkü ikindi sohbetinin sonlarına doğru muhterem Hocamıza şöyle bir soru sorduk:

Cüneyd-i Bağdadî Hazretleri, iç-dış bütünlüğünü koruma sadedinde, “Sâdık kimse kıvrım kıvrımdır, günde kırk defa hâlden hâle girer; aksine bir mürâî ise, kırk sene ızdırapsız olarak kaldığı yerde kalır.” diyor. Sıdk ile vecel (yüreğin tit tir titremesi) arasında nasıl bir münasebet söz konusudur?

Evet, tahmin edeceğiniz gibi, bu sohbetin tamamını Bamteli olarak neşredeceğimiz günü beklemeye gönlümüz razı olmadı ve hiç olmazsa muhterem Hocaefendi’nin yukarıdaki soruya verdiği cevabı hemen size de ulaştırmak istedik.

09:43 dakikalık bu güzel hasbihali dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

 

139. Nağme: Sevgide Denge

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi dün ikindi sohbetine sevgi ile alakalı mülahazalarını dile getirerek başladı. Sorumuzu soracağımız ana kadar da aşk ve muhabbetle ilgili bazı hususlara dikkat çekti. Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in şu mübarek sözlerini şerhetti:

أَحْبِبْ حَبِيبَكَ هَوْنًا مَا عَسَى أَنْ يَكُونَ بَغِيضَكَ يَوْمًا مَا

 وَأَبْغِضْ بَغِيضَكَ هَوْنًا مَا عَسَى أَنْ يَكُونَ حَبِيبَكَ يَوْمًا مَا

“Muhabbetinde dengeyi gözetip sevdiğin insanı ölçülü sev; belki bir gün nefret hislerini tetikleyen bir kimse haline gelebilir.

Kin ve nefret duygularını harekete geçiren kimseye karşı da öfkende dengeli ol, kim bilir o da bir gün sevgini celbeden bir insana dönüşebilir.”

Dünkü sohbetin sevgi konusunun işlendiği 13:30 dakikalık o çay faslını pazartesi gününü beklemeden neşrediyoruz.

Muhabbetle…

138. Nağme: Tehlikeli Değişim

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Daha önce de belirttiğimiz gibi, “nağme”leri neşretmeye başladığımız günden itibaren muhterem Hocamızın sözlerini kaydetme mevzuunda daha hassas davranıyor; sadece ikindi sohbetlerini ve dersleri değil, hangi ortamda olursa olsun Hocaefendi’nin önemli görüp ifade ettiği her meseleyi size de ulaştırmaya çalışıyoruz. Bugünkü nağmemizde de aziz Hocamızın bir vesileyle dile getirdiği değişimle alakalı hususları sizinle paylaşmak istiyoruz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

137. Nağme: Huşû ve Haşyete Dair Bir Ayet On Tefsir

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili arkadaşlar,

Bu sabahki dersimiz de yine kıymetli ağabeyimiz Hasbi Nidai Gülen Beyefendi’nin vefatının hâsıl ettiği buğulu atmosferde başladı. Zaman zaman mevzu ölüme kaydı ve Merhum yâd edildi.

Dersimizin konusu Mü’minûn Sûresi’nin ilk on ayetiydi. Her ayet üzerinde uzun uzun durulup farklı eserlerden yorumlar okundu ve muhterem Hocamız her bir te’ville alakalı değerlendirmelerde bulundu.

15.56 dakikalık ses dosyasından ibaret olan bu nağmede, özellikle “Onlar namazlarında tam bir saygı ve tevazu içindedirler.” (Mü’minûn, 23/2) mealindeki ayet-i kerimeyle ilgili tefsirleri ve muhterem Hocaefendi’nin açıklamalarını bulacaksınız.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

136. Nağme: Gurbette Bir Gıyabî Cenaze Namazı Daha

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli dostlar,

Bu sabahki dersimiz de yine hüzünlü başladı ve hüzünlü devam etti; zira, bu gece de muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin kardeşi Hasbi Nidai Gülen Beyefendi’nin Hakk’a yürüdüğü haberini aldık.

Muhterem Hocamız her zamanki gibi derse katıldı; fakat, kardeşinin dar-ı bekaya irtihalinin yanı sıra gurbette bulunduğu için cenaze merasimine de iştirak edemeyecek olmasının üzüntüsü bütün salonu kapladı.

“Hiç olmazsa gıyabî namaz kılıp dua edelim” teklifimiz üzerine muhterem Hocamız bir saat önce sona eren Cuma namazının akabinde cenaze namazı kıldırdı. Bu videoda o esnada kaydettiğimiz görüntüyü bulacaksınız.

Merhum Hasbi Nidai Gülen Ağabeyimize Mevlâ-yı Müteal’den sonsuz rahmet ve mağfiret diliyor, başta M. Fethullah Gülen Hocaefendi olmak üzere, bütün aile fertlerine, yakınlarına ve dostlarına sabr-ı cemil niyaz ediyor; bu videonun o kıymetli insana dua edilmesi için vesile olmasını umuyoruz.

Hürmetle…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

135. Nağme: Bidatlar ve Şirkin Uçları

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Aslında dün sohbet günü değildi. Fakat, muhterem Hocamız misafirlerimize hürmeten ikindi namazı sonrası bir müddet hasbihal etti.

M. Fethullah Gülen Hocaefendi kendisine kıyam edilmemesi için defalarca ikazda bulunduğu halde, bunu bilmeyen ya da o anki heyecanını bastıramayan bazı misafirlerimiz Hocamız salona girerken ayağa kalkmaya yeltendiler.

Kendisine ayağa kalkılmasından dolayı sahiden rahatsızlık duyduğunu o an bir kere daha söyleyen ve herkesin yerine oturması için eliyle işaret eden muhterem Hocaefendi, namazın akabinde de 15:30 dakikalık ses dosyası olarak arz edeceğimiz hakikatleri dile getirdi.

Değerli dostlar,

Emin olun, “Keşke herkes duyup anlasa!..” duygusuyla dinleyip kaydettiğimiz bu sohbeti de bir an önce sizlere ulaştırmak için can atıyoruz; fakat, her gün bir şeyler neşredince aslında inci mercan olan hakikatlerin sıradanmış gibi görünmesinden ve arada kaynayıp gitmesinden de endişe duyuyoruz.

Gerçi “Herkul Nağme” sayfamızı “herkes her gün takip etsin” düşüncesiyle açmamıştık; “Bugün İnternet’e vakti olanlar, başka şeylerle değil muhterem Hocamızın atmosferinden yansıyacak İslam güzellikleriyle meşgul olsunlar!” fikriyle yola çıkmıştık.

Öyle de olsa muhterem Hocaefendi o kadar güzel mevzulara değiniyor ki hiçbir dostumuzun bunlardan mahrum kalmasına gönlümüz razı olmuyor.

Biz yine vazifemizi yapıp dosyayı sizinle paylaşalım; artık istifade etmek ve başkalarının da faydalanmaları için gayret göstermek de size düşüyor.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

 

134. Nağme: Hicret ve Evrensellik

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Bugünkü dersimizin birinci faslında Hac Sûresi’nden 56-78. ayetlerin tefsirlerini okuduk; ikinci bölümde ise, bir arkadaşımız (Merhum) Dr. Ferid el-Ensari’nin “Risale-i Nur`un Anahtar Kavramları” adlı kitabının özetini sundu.

07:35 dakikalık ses dosyasından oluşan bu nağmemizde muhterem Hocamızın ders esnasındaki açıklamalarından bazı nükteler bulacaksınız.

Muhabbetle…

133. Nağme: Heyecan.. Ah Kaybettiğimiz Heyecan!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili arkadaşlar,

İnşaallah, tamamını Bamteli’nde yayınlamayı düşündüğümüz ikindi sohbetinin 8 dakikalık bölümünü hiç beklemeden sizlere de ulaştırmak istiyoruz.

Muhterem Hocamız, çok güzel olan bu hasbihalde ibadetlerin ruhunu, Kıtmîr kelimesinin manasını, Hac’daki heyecanı, tavaftaki şuuru ve beklenen baharın mimarlarını anlatıyor.

Dualarınıza vesile olması recasıyla…

132. Nağme: M. Hocaefendi ve Talihli Kartonlar

Herkul | | HERKUL NAGME

M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin İktisad Çizgisine ve İsrafa Karşı Hassasiyetine Dair Misaller:

Kıymetli arkadaşlar,

Bildiğiniz üzere, israf bizâtihî çirkindir; dolayısıyla, fakir ya da zengin her mü’min, helallerden ve mübahlardan istifade ederken bile aşırıya kaçıyor ve tehlike sath-ı mâilinde dolaşıyor olma endişesiyle temkinli davranmalıdır. Zira, İslam, israfa girmeme hususunda çok hassas davranılmasını istemiş, denizin kenarında abdest alırken dahi gereğinden fazla su kullanmamayı tavsiye etmiştir.

Muhterem Hocamız hayatın her anında ve sahasında israfa karşı çok duyarlıdır. Bu hassasiyetini ifade sadedinde şöyle demektedir: “Ben bir kağıt havluyu bile birkaç defa kullanmadan atmıyorum. İlk olarak elimi yüzümü siliyorum; bir başka defa onunla ayaklarımı kuruluyorum; daha sonra onu ihtiyaca göre lavabonun kenarlarını silmede, en sonunda da zemini temizleyip kurulamada kullanıyor ve artık kullanılamaz hale geldiğine kâni olursam çöp kutusuna atıyorum.”

Kıymetli Hocamızın odasına kendi parasıyla aldığımız bir rulo çöp poşeti bırakmıştık. Aradan sekiz sene geçtikten sonra hala o poşetlerden bazılarının kullanılmayı beklediğini gördük. Zira, iktisadı hayat çizgisi haline getirmiş olan Hocamız kendisine herhangi bir şekilde gelmiş eşya poşetlerini atmamış, bir yerde biriktirmiş, sonra onları kutuya takıp çöp poşeti olarak kullanmıştı (ve hala öyle yapıyor).

Bu konuda daha onlarca misal verebiliriz. Fakat, bugünkü nağmemize mevzu teşkil eden hususa geçmek istiyoruz:

Muhterem Hocamız, kendisine hediye olarak getirilen eşyaları muhtaçlara dağıttığı gibi onların kartonlarını, kutularını, paketlerini dahi israf etmez. İstese kendisine en güzel defterler hediye edilir; nitekim edilmiştir de. Fakat, Hocamız o güzelim defterleri de başkalarına hediye ederek bazılarını sevindirmiş; kendisi o kutuların, paketlerin yan yüzlerini, mesela gömleklerin, tişörtlerin içinden çıkan kartonları bile defter kağıdı gibi kullanmıştır. Bazı makalelerini, şiirlerini ve resim değerlendirmelerini onların üzerine yazmıştır/yazmaktadır.

Ekteki fotoğrafta ve videoda onlardan bazılarını görebilirsiniz:

Bir gömlek kartonu..

Bir başka gömlek kartonu..

Bir kazağın içinden çıkan karton..

Ve dokunsak yırtılacak kadar narin olmasına rağmen gömleğin içindeki o incecik kağıt ve onun üzerine yazılan bir makale…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Dosyayı nisbeten daha kaliteli (HD) olarak indirmek için tıklayınız

131. Nağme: Hocaefendi’nin Bu Geceki Rüyası

Herkul | | HERKUL NAGME

Değerli arkadaşlar,

Bu sabahki derste kıymetli Hocamıza “Kendiniz için nasıl dua edilmesini istersiniz?” sadedinde bir soru sorduk. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, sualimize cevap verirken bu geceki bir rüyasını da anlattı. Dersin o bölümünü 6 dakikalık ses kaydı olarak arz ediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

130. Nağme: Erzel-i Ömür ve Genç Yaşta Bunama

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bugünkü tefsir dersinin bir bölümünde

“(…) Sizi bir bebek olarak dünyaya çıkarırız. Sonra güç kuvvet kazanıncaya kadar sizi büyütürüz. İçinizden kimi henüz çocukken öldürülür, kimi de hayatın en düşkün biçimine götürülür, öyle ki daha önce bildiği şeyleri bilmez hale gelir (…)”

mealindeki Hac Sûresi’nin 5. ayetiyle alâkalı açıklamalarda bulundu.

Kıymetli Hocamız, 05:11 dakikalık ses kaydı olarak paylaşacağımız bu fasılda, ayette geçen “erzel-i ömür” tabirinden neler anlaşılması lazım geldiğini anlattı. Ayrıca şu sorularının kısa cevaplarını verdi.

Günümüzde Alzheimer gibi hastalıkların artmasının manevi sebepleri söz konusu mudur?

Genç yaşta hafıza kaybı yaşamanın sebepleri nelerdir?

Harama nazardan korunmanın imkansız gibi olduğu bir dünyada en akıllıca iş halktan uzaklaşıp bir kenara çekilmek midir?

 

128. Nağme: Mâbeyn-i Hümâyûn ve Aşılmaz Duvarlar

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Son dönemin en büyük dertlerinden biri şahsi hareketler, ferdi kararlar ve keyfemayeşa tavırlar olduğu için muhterem Hocamız her fırsatta hayırlı danışman ve istişare mevzuuna da temas ediyor.

126. Nağme’yi hala seyredememiş olanlara, hem 09:24 dakikalık bu ses dosyamızı hem de onu beraberce dinlemelerini hararetle tavsiye ederiz.

Cenab-ı Allah hepimize istifade nasip eylesin.

127. Nağme: M. Hocaefendi’den İki Nezaket Misali

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Bugünkü nağmemizde Muhterem Hocamızın her fırsatta insanları sevindirme gayretine ve her zamanki nezaketine misal olarak iki fotoğraf (ve videosunu) paylaşmak istiyoruz.

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Dosyayı nisbeten daha kaliteli (HD) olarak indirmek için tıklayınız

Muhterem Hocamızın bir talebesinin iftar davetine icabet edip sofrasını teşrif buyurduktan sonra evin sahibesine teşekkür mahiyetinde o akşamın hatırası olarak yazdığı dörtlük:

 

 

 

 

 

Muhterem Hocamızın, bulunduğu bölgede hizmet eden arkadaşlarımızdan bir çiftin çocuklarının hastalığı üzerine babayı bizzat teselli ettikten sonra anneye de bir hatıra olarak yazıp gönderdiği beyit:

126. Nağme: Yardımcı ve Âhireti Hatırlatıcı Vezir

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Son dönemde bir hastalık en korunaklı evlere ve en temiz gönüllere bile girdi, her yana yayıldı. Maalasef, dile getirilen hakikatleri, yapılan ikazları ve seslendirilen nasihatleri üzerimize alma, şahsî muhasebemizi yapma ve onları kusurlarımızı telafiye vesile kılma yerine, hemen her kötülüğü başkalarına yakıştırma ve etrafta mücrim arama virüsü en selim kalblere dahi bulaştı.

Bu cümleden olarak, muhterem Hocaefendi’nin nasihatleri ve ikazları da hemen birilerine yakıştırılıyor; muhatap sanki sadece belli kesimlermiş gibi gösteriliyor.

Arkadaşlar,

Kıymetli Hocamız önce bize konuşuyor, bizi ahirete yönlendiriyor ve bizim eksiklerimizin giderilmesi için dil döküyor.

Lütfen, üzerimize alalım; dostlarımızla paylaşalım ve istifade etmeye çalışalım.

Didaktik bu ifadelerden dolayı özür diler, bu sohbetlerden azami istifade etmemizin ve başkalarının faydalanması için gayret göstermemizin bir şükür olduğunu, şükrün ise nimeti ziyadeleştireceğini bir kere daha hatırlatmak isteriz.

Hürmetle…

 

125. Nağme: M. Hocaefendi’nin Namaz Kıraati

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bugün Muhterem Hocamızın en son kıldırdığı namazlardan birini daha paylaşmak istiyoruz. 10:30 dakikalık bu “nağme”de Muhterem Hocaefendi sabah namazında Tâhâ Sûresi’nin ilk 35 ayetini okumaktadır. Kıymetli Hocamızın (cemaatin halini de gözettiği*) imâmet esnasındaki rüku ve secdesini kıyaslama imkanı da olması için kayıtta hiçbir kesinti yapmadan neşrediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

*Açıklama: “Cemaatin halini gözettiği” kaydında şu hususa dikkat edilmelidir:

Muhterem Hocamız buyurur ki; “Bir insanın yalnızken derince ibadet edip başkalarının yanında sığ yapması riya; kendi kendine yaptığında verip veriştirip başkalarının yanında özenip bezenmesi ise şirk kabul edilmiştir. Rabb’inle arandaki münasebete bakacaksın; insanların mülâhazalarını nazar-ı itibara aldın mı, kirletiyorsun demektir.”

Bununla beraber, dinimizde imamet makamındaki insanın vazifesi icabı gözetmek zorunda olduğu hususlar vardır ki imamın, cemaati usandıracak şeylerden sakınması da bunlardandır: Meselâ bir imamın kırâati veya tesbihleri cemaate ağırlık verecek derecede uzatması doğru değildir. Cemaati tenfir, mekruh sayılmıştır. Rasûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hususta şöyle buyurmuşlardır: “İçinizden biri imam olduğu takdirde namazı uzatma yolunu tutmasın. Zira cemaatin içinde büyük vardır, küçük vardır. Hasta vardır, zayıf vardır. Önemli işi olanlar da bulunur. Kendi başına namaz kılan ise, namazı dilediği kadar uzatabilir.”

 

124. Nağme: Efendimiz’in İsmeti, Secdede Ölüm ve Turgut Özal

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Bu sabahki dersimizin kitap özetleri faslında Yeni Ümit dergisinin son sayılarından biri hulâsa edildi. Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in peygamberliğinden önceki hayatı ile alakalı bir makale üzerine muhterem Hocamızın yorumları oldu. O esnada söz ötelere yürümeye, secdede ölmeye, cenaze merasimlerine ve merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’a intikal etti.

Bu 10 dakikalık ses kaydında, zikredilen mevzularla ilgili latif izahlar ve çok güzel hatıralar bulacaksınız.

Hürmetle…

123. Nağme: M. Hocaefendi Gıyabî Cenaze Namazı Kıldırırken

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli dostlar,

Bu sabahki dersimiz hüzünlü başladı, hüzünlü devam etti; zira, iman ve Kur’an hizmetinin örnek şahsiyetlerinden merhum Mustafa Birlik Ağabey’in Hakk’a yürüdüğü haberini aldık. Tam da “Her nefis ölümü tadıcıdır.” (Enbiya, 21/35) ayetinin tefsirini okuduğumuz derste çok sevdiğimiz bir insanın ahirete irtihalini öğrendik.

Muhterem Hocaefendi bu altmış senelik dostunun ötelere kanat çırpmasına çok üzüldü; ders boyunca birkaç kere sözü Merhum’a getirdi ve bazı hatıralarını anlattı. Gurbette bulunduğu için cenaze merasimine iştirak edemeyecek olmanın elemi acısına acı kattı. Nihayet ders biterken, “Bari öğle namazından sonra gıyabî cenaze namazı kılalım!” dedi.

Bu videoda gıyabî cenaze namazı esnasında kaydedilen görüntüleri, kıymetli Hocamızın neşrettiği taziye mesajını ve ders sırasında anlattığı bazı hatıraları bulacaksınız.

Merhum Hacı Mustafa Birlik Ağabey’e Mevlâ-yı Müteal’den sonsuz rahmet ve mağfiret diliyor, aile fertlerine ve yakınlarına sabr-ı cemil niyaz ediyor; bu videonun o kıymetli insana dua edilmesi için vesile olmasını umuyoruz.

Hürmetle…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Dosyayı nisbeten daha kaliteli (HD) olarak indirmek için tıklayınız

122. Nağme: HÂCET NAMAZINA DAVET

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Başta şirin ülkemizin güzel insanları olmak üzere bütün ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) her türlü musibetten kurtulup selamete çıkması, maddî manevî sıkıntılardan sıyrılıp inşiraha kavuşması,  şerirlerin oyunlarının bozulması, özellikle de inananlar arasında vifak, ittifak ve uhuvvet ruhunun canlanması ve kalblerimizin, akıllarımızın, fikirlerimizin, fiillerimizin fitneye, fesada bütün bütün kapalı olacak şekilde ıslahı talebiyle herkesi hacet namazına davet ediyoruz. Bütün gönül dostlarımızın ekteki dosyalarda anlatıldığı üzere iki ya da dört rekat hâcet namazı kıldıktan sonra bu münacâtımıza ortak olmalarını ve “âmin” demelerini istirham ediyoruz. Hürmetlerimizle…

dua***

Büyük Allah’tır, her türlü hamd ü senâ O Yüceler Yücesi’nin hakkıdır ve sabah-akşam tesbîh ile anılmaya layık yalnız O’dur.

Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’a sonsuz hamd ve şükür, Kâinatın Medar-ı Fahri Efendimiz (aleyhisselam)’a, âline ve ashabına da nihayetsiz salât ü selam olsun.

Hüznümü ve kederimi başkasına değil, yalnızca sana şikâyet ediyorum. Rabbim! Yegâne ilah Sensin, Senden başka hakiki ma’bud yoktur. Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin, Yücesin. Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Allah’ım! Ya Rab! Bana ciddî bir zarar dokundu, Sen merhametlilerin en merhametlisisin.

Bir kere daha ikrar ediyorum ki, Halîm ü Kerîm Allah’tan başka ilah yoktur. Arş-ı Azîm’in Rabbi Allah’ı tesbih ederim. Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Rabbim, Senden, rahmetinin gereklerini, merhametini celbedecek vesileleri, gerçekleşmesi muhakkak olan mağfiretini, günahtan korunmayı, her türlü iyiliği kazanmayı, her türlü günahtan da selâmette olmayı istiyorum. Bende bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir keder, Senin rızana muvafık olup da karşılamadığın hiçbir ihtiyaç bırakma ya Erhamerrâhimîn.

Allah’ım, Sen kullarının ihtilaf ettikleri şeylerde hüküm verirsin. “Yüce ve Azim Allah’tan başka ilah yoktur. Halîm ve Kerîm Allah yegâne ilahtır.” hakikatini tasdik ederek sana yöneliyorum. Yedi semanın ve Arş-ı Azîm’in Rabbi Allah’ım, Seni tesbih ve eksik sıfatlardan tenzih ederim. “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” imanıyla Sana hamd ü senada bulunuyorum. Ey kederleri gideren, tasaları kaldıran, dua ettiklerinde çaresizlerin duasına icabet eden Allah’ım.. ey dünya ve ahiretin Rahman ve Rahîm’i! Şu ihtiyacımın giderilmesi ve tamamlanması hususunda -başkalarının merhametinden müstağni kılacak bir şekilde- bana merhamet et. Allah’ım Sen’den diliyor ve dileniyorum, Rahmet Peygamberi Hazreti Muhammed’i vesile edinerek Sana teveccüh ediyorum. Ya Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), ey efendim, şu hacetimin yerine getirilmesi için seni vesile yaparak Rabbime yöneliyorum. Allahım, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’i hakkımda şefaatçi eyle.

Allah’ım, zatında yüce olan dinini bugün de dünyanın her bir köşesinde bir kere daha yücelt; hakkı-hakikati bütün gönüllere duyur.. bizim ve bütün kullarının sinelerini imana, İslam’a, ihsan duygusuna, Kur’an’a ve Hakk’a hizmete aç ve bizi ihlasın özüne ermiş, hep takva hatta onun da ötesinde vera’ duygusuyla hareket eden, zühdü bir hayat tarzı olarak benimsemiş, yüce nezdinde kurbete mazhar olmuş, Sen’i sevmiş, icraat-ı sübhaniyenin hepsinden razı ve hoşnut olmuş ve Sen’in sevdiğin, hoşnut olduğun kullarından eyle!.

Allahım! Her türlü halimizi ve bütün mü’minlerin hallerini, özellikle Türkiye Müslümanlarının, kadınıyla erkeğiyle kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın ve dostlarımızın hallerini ıslah eyle. Allah’ım, akıllarımızı ve onların akıllarını, fikirlerimizi ve onların fikirlerini, niyetlerimizi ve onların niyetlerini, duygularımızı/latifelerimizi ve onların hislerini/latifelerini, fiillerimizi ve onların yapıp ettiklerini ıslah buyur.

Senden bizim, inanan kardeşlerimizin ve topyekün insanların kalblerini, imana, İslam’a, Kur’an’a, ihsan duygusuna ve Peygamberimiz vasıtasıyla bize gönderdiğin bütün hakîkatlere tastamam açmanı diliyoruz. Rabbimiz! Nezd-i ulûhiyetinden göndereceğin nurlarla gönüllerimizi aydınlat.. sadırlarımıza, sînelerimize inşirah sal.. Sen Settâru’l-uyûbsun; hata, kusur, günah ve isyan olarak bizden ne sâdır olmuşsa Sen onları da setreyle.

Rabbimiz! Aczimizi, fakrımızı şefaatçi yapıp yüce dergâhına iltica ediyoruz; ne olur, merhamet et ve işlerimizi kolay hale getir.. dostlarına karşı olan muameleni bizden de esirgeme ve bizim sîmalarımızı da ağart.. kalblerimizi topyekün islerden, paslardan, küçük-büyük bütün virüs ve mikroplardan arındır.. kabirlerimizi Cennet bahçeleri gibi pür-nur eyle.. bilerek ya da bilmeyerek içine düştüğümüz hatalarımızı, günahlarımızı mağfiret buyur ve tekrar onlara bulaşmak sûretiyle içimizin kirlenmesine müsaade etme!. Senden hayr u hasenât istikametindeki bütün dilek ve maksatlarımızı gerçekleştirmeni niyaz ediyoruz.

Ey sürpriz lütufların sahibi, Ulu Sultanımız! Bizi endişe edip korktuğumuz hususlardan emîn eyle!

Rabbimiz! Katından bir rahmet ver, şu dert ve dâvamızda bize doğruluk ve muvaffakiyet ihsan eyle; biz aciz kullarına nezdinden bir ferec ve mahrec (çıkış yolu ve ferahlık) nasip et!..

Ey her şeyin biricik mâliki, yegâne sahibi ve tek efendisi Mâlikü’l-Mülk Rabbimiz! Ne olur, biz Ümmet-i Muhammed’e dirlik ver! Fikrimizin, ruhumuzun, havl ve kuvvetimizin dağınıklığını Sana şikâyet ediyor ve bizi bu durumdan kurtaracak yegane tasarruf sahibinin Sen olduğuna inanıyoruz. Bizi bu durumdan kurtar Allah’ım! Özellikle de gerek cihanın dört bir yanında, gerekse hayatın her ünitesinde, insanlarla Senin arandaki engelleri kaldırmaya kendini adayan, sa’ylerine terettüb edecek semere itibariyle, Rıza ve rıdvânından başka hiç bir şey hedeflemeyen kardeşlerimin, bacılarımın, erkeğiyle kadınıyla dostlarımın ve gönüldaşlarımın dağınıklığını gidermeni, yaralarını sarmanı, enis ve celîsleri olmanı, onları her türlü kem göz ve kötü niyetlilerin şerlerinden muhafaza buyurmanı diliyor ve dileniyoruz.

Ey her şeye gücü yeten Kâdir Rabbimiz! Bizi kesret dağdağasında boğulmaktan kurtaracak ve vahdet tecellileriyle dirliğimizi sağlayacak yegâne güç sahibi Sensin. Dilediğin gibi kalbleri evirip çevirme kudretine sahipsin.. N’olur, kalblerimizi te’lif buyur! Biliyoruz ki, yeryüzünde ne var ne yok, hepsini bu uğurda sarfetsek de, iki gönlü telif etmeye muvaffak olamayız. İnsanı yaratan Sen.. onda her türlü tasarrufa kâdir olan da Sensin.. gönül aynamızı duru eyle ve gönüllerimizi te’lif buyur.. ta birbirimize karşı tevahhuş hissetmeyelim.. birbirimizin enîs u celîsi olalım.. birbirimizin ayıbını araştırmayalım. İyilik ve ikramda bulunan Kerîm Rabbimiz, bizleri katından bir güçle te’yid buyur!..

Ey kullarının dualarına icabet eden Mucîb Allah’ım! Bizleri, sevdiğin ve râzı olduğun işlere muttali kıl, onları bize sevdir, onları hayata taşımaya ve başkalarına duyurmaya bizleri muvaffak kıl!

Niyazımızın sonunda, dualarımızın kabul edilmesine en büyük vesile bilerek Gönüllerin Sultanı aleyhissalâtu vesselâm Efendimize, âl ve ashabına salat-ü selam eylemeni dergâh-ı uluhiyetinden diliyoruz ya Rab!

HACET NAMAZININ TARİFİ:

Dosyayı yazı olarak indirmek için tıklayınız

Dosyayı PDF olarak indirmek için tıklayınız

HACET DUASI:

Dosyayı yazı olarak indirmek için tıklayınız

Dosyayı PDF olarak indirmek için tıklayınız

121. Nağme: Kara Bulutlar ve Dua Seferberliğine Çağrı

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Her sohbetten önce iki üç mevzu üzerinde çalışıyor, sorularımızı kartlara yazıyor ve muhterem Hocaefendi’nin önündeki ekrana yansıtmak için hazırlık yapıyoruz. Kıymetli Hocamız önce çay faslında bazı hakikatleri dile getiriyor; akabinde suallerimizi tevcih edebileceğimize dair işarette bulunuyor. Sohbetlerden önce hangi konuları gündeme getireceğimizi ve sorularımızın neler olduğunu Zât-ı âlilerine hiçbir zaman söylemiyoruz; zira kendileri önceden suallerden haberdar olmayı bir nevi pazarlık sayıyor ve berekete mani addediyor. Ne var ki pek çok defa sorular elimizde kalıyor; çünkü sanki sözleşmişiz gibi daha biz onları okumadan muhterem Hocamız cevaplarını veriyor.

Dünkü sohbette de böyle oldu. Biz aşağıda okuyacağınız soruyu hazırlamıştık; fakat, aziz Hocamız çay faslında aynı konuyu detaylıca anlattı. “Artık sorunuzu sorabilirsiniz!” işareti yaptığında zaten cevabımızı almıştık ama yine de karta yazdıklarımızı okuduk. Muhterem Hocaefendi de nezaketen tetimme babından bazı hususları daha şerhetti. Biz de kaydın orijinaline dokunmadan yayınlamaya karar verdik.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

***

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi en son sohbetinde ülkemizin ve milletimizin maruz kaldığı belaları, peşi peşine gelen musibetleri ve acı haberleri Cenâb-ı Hakk’a yönelme istikametinde değerlendirmek gerektiğini anlattı.

Herkesin kendi açısından önemli gördüğü talepleri olabileceğini, bazılarının hayırlı bir çocuk, bazılarının yüksek bir makam, bazılarının da dünyevi bir kazanç için dua edebileceklerini; fakat himmeti yüce insanların dünyadaki umumi hercümercden nasibini alan ülkemizin selamet ve ikbali adına yalvarıp yakarmaları gerektiğini ifade etti: “Bir buçuk milyara yakın bir durumumuz var. Ama ilk müslümanların sayısı yüz bindi, dünyaya kendilerini dinletiyorlardı. Onların onda biri kadar dünyaya kendimizi dinlettiğimiz söylenemez. Ve müslümanlık var olduğu günden bu yana dünyada bizim dönemimizde yaşadığı kadar da derbeder olmamıştır. İşte himmeti âli olan insanlar, her zaman Allah’a müteveccih olan insanlar, İslamiyet’i seven insanlar, onun bir şey ifade etmesini arzu eden insanlar, milletlerinin ayaklar altında ezilmekten kurtulup başlara taç olmaları, insanlık için sertac-ı iptihac olmaları için ellerini kaldırıp o fırsat, o teveccüh aralıklarını böyle değerlendirmeliler.” dedi.

Evvela kalblerin te’lifi, vifak ve ittifak için dua etmek gerektiğini vurgulayan Hocaefendi, bu konuda mü’minlerin iradenin hakkını vererek, birlik ve beraberlik aramaları, kavli-fiili-hali Cenâb-ı Hakk’a o istikamette teveccühte bulunmaları icap ettiğini anlattı. Kendisinin de namazda bile vifak ve ittifak mülahazalarıyla Allah’a niyaz ettiğini belirtti: “Namazın içinde bile kıtmiriniz -imamı dinlemek, ister cehri olsun, ister hafi olsun- aklımdan bu mülahazaları geçiririm ben. Eşref saate rastlar diye, Allah’ın kabul buyuracağı bir dakikaya rastlar diye, başımı yere koyduğum zaman, “Ne olur Allah’ım şöyle olsun ümmet-i Muhammed; başta ülkemizin insanı böyle olsun; birbirini yemesin, kusurları birbirine mal etmek suretiyle atf-ı cürümde bulunmasın, kendilerini aklamaya-paklamaya gitmesin.. aklamanın-paklamanın kapısı Senin kapındır, Senin dergahına teveccüh etsin ve dua etsinler.”

Darda kalmışın duasına Allah’ın icabet edeceğini söyleyen muhterem Hocaefendi, “Siz hiç denemediniz mi bunu? Kıtlık olduğu zaman urbalarınızı tersine çevirdiniz, ellerinizi de böyle tuttunuz. Burada biz bunu yaşadık, iki defa yaşadık; altı ay bir sene, belki iki sene kuraklık oldu, bir damla yağmur düşmedi. 3-5 tane ağzı dualı çıktı şurada dua ettiler.. bir gün.. ertesi gün müydü, sağanak sağanak yağmur yağmaya başladı. O gün bugün burası yağmur mahalli oldu. Kıtmirin haline gelince, “Ben, dedim, onların içinde karışmayayım, benim yüzümden yağmur kesilir”, pencereden baktım, “Beni de böyle kabul et” dedim; onlar dua ederken, uzaktan dualarına iştirak etmeye çalıştım. O gün bugün de yağıyor.” dedi.

Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) tekvini emirlerdeki hafif bir ahenksizlik, ay ve güneş tutulması, fırtına kopması gibi hadiseler karşısında heyecanlanıp hemen duaya durduğunu nakleden Fethullah Gülen Hocaefendi sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi sağımızda-solumuzda bir sürü olumsuz, negatif hadise cereyan ediyor; bir taraftan bir şekavet şebekesi senelerden beri insan öldürmeye doymamış caniler gibi.. yamyamlıktan daha kötüdür bu. Senelerden beri millete kan kusturuluyor. Bir yerde düşünün ki, yüz tane insanın ölmesini, nasıl insan olursa olsun, bu yüz tane insanın on tane aileyle münasebeti varsa, bin tane aileye ateş düşüyor demektir. Bunu hafife alamazsınız ki.. bu her gün cereyan etse bile kanıksanmamalı; büyük bir hadise olarak algılanmalı. ‘Allah’ım bu belayı def u ref eyle’ demeli.”

Böyle bir dönemde yıkıcı tenkitlere girmemek, atf-ı cürümlerde bulunmamak ve insanların kuvve-i maneviyelerini bütün bütün kırmamak gerektiğini önemle ifade eden Hocaefendi, “Falan iyi bir politika burada yürütemedi, zayıf diplomasi yüzünden geldi, ağalar, askerler burada yapmaları gerekli olan şeyleri yapamadılar… Hukuk sisteminde olduğu gibi, böyle kendisine bir şey atfedildiğinde, atf-ı cürümle o işten sıyrılma gayreti içine girmenin hiçbir faydası yok. İş olup bittikten sonra, “şöyle olmalıydı, böyle olmalıydı” demenin hiçbir faydası yok. Aklınız varsa, basiretiniz varsa, think-tank kuruluşlarınız olur sizin. Daha önceden idare edenlere akıl verirsiniz, alternatif sistemler sunarsınız; olmadan evvel, o meselenin önünü almaya çalışırsınız.” dedi.

Sohbetinde adeta bir dua seferberliğine davet eden Hocaefendi şöyle seslendi: “Sesim ulaşsaydı, ünüm yetseydi, derdim Türkiye’de bütün camilere hitap edecek insanlara: Ne olur Allah aşkına, yağmur duasına çıkıyor gibi çıkın, urbalarınızı tersine çevirin; ellerinizin iç yüzünü, ayalarını aşağıya doğru çevirin, tevcih edin, Cenâb-ı Hakk’ın bu belaları üzerimizden def u ref etmesi için O’na teveccühte bulunun, ağlayın, sızlayın. Duası makbul birinin duası o mevzuda müessir olabilir, eşref saate rastlayabilir. Günde beş vakit bile camilerde böyle dua etseniz, bağırıp çağırarak değil, içinizi Allah’a dökerek, meseleyi biraz gözyaşlarınızla seslendirerek, kalbinizin sesini dilinizle dışa dökerek Cenâb-ı Hakk’a dua, tazarru ve niyazda bulunun.”

Tarih boyunca musibet anlarında Cenâb-ı Hakk’a teveccüh eden peygamberlerden ve salih kullardan misaller veren muhterem Fethullah Gülen, herkesin kendi sorumluluk alanı ile alakalı bir muhasebe yapması icap ettiğini belirtti: “Kıtlık, Medine halkını muvakkaten demir pençesine aldı. Seyyidina Hazreti Ömer milletin başında.. “Ben milletin başında olduğuma göre bu daire bana ait, olumsuz bir şey benim yüzümden olabilir!..” Başını yere koydu; Eslem diyor ki, “Harabede yalvarıyordu: ‘Allah’ım benim yüzümden ümmet-i Muhammed’i mahvetme’ diyordu.” Bu anlayış ve bu şuurla Cenâb-ı Hakk’a teveccüh etme. Ben bir camide imam isem şayet -onu da yüzüme gözüme bulaştırmış tam yapamamışımdır; uzun zaman yaptığım halde yapamamışımdır- eğer o camiyle alâkalı, o cemaatle alâkalı olumsuz bir şey varsa, ben onu kendimden bilmeli, halk uykudayken kalkmalıyım; “Ey dide nedir uyku, gel uyan gecelerde / Kevkeblerin et seyrini seyran gecelerde / Bak heyet-i âlemde bu hikmetleri seyret / Bul sâniini, ol O’na mihman gecelerde.” demeli, başımı yere koymalı, içimi dökmeli, “Benim yüzümden bu cemaate zarar verme!..” demeliyim. Vilayetteki, vilayeti idare eden insan da, o da kendi dairesi açısından öyle demeli; kasabadaki kendi dairesi açısından öyle demeli; köydeki kendi dairesi açısından öyle demeli; milletin başındakiler de kendi açıları açısından öyle demeli.”

Kitle ruh haletinin dua ve tazarruya teşvik etme istikametinde kullanılabileceğine de değinen Hocaefendi bu konuda en büyük vazifenin Diyanet İşleri Başkanlığı mensuplarına düştüğüne işaret ederek istirhamda bulunur gibi şöyle konuştu: “Biraz evvelki mülahazalarımda arzettiğim gibi, belki onlar da düşünüyorlardır yani, bir diyanet teşkilatımız var, milletimizin kaderiyle alâkadardır bu insanlar, giderler hacda Arafat’ta dua ederler, Müzdelife’de dua ederler, hacılara ‘amin’ dedirtirler, bu meseleyi de mutlaka düşünmüşlerdir, keşke camilere, köye-kasabaya en ücra yerlere kadar, ovaya-obaya, meseleyi duyuracak şekilde hep ta’mimde bulunsalar, Allah aşkına İslam dünyası için ve hususiyle de o İslam dünyasına belli bir dönemde başlık yapmış, dümendarlık yapmış milletimiz için ne olur dua edin, iki büklümüz asa gibi, Allah belimizi doğrultma fırsatı versin bize, bütün dünya çapında, zannediyorum yani akıllarına gelir yaparlar bunu. Ramazan-ı şerifi arkada bıraktık, her gecesi belki Kadir gecesiydi, bu istikamette çok iyi değerlendirilebilirdi, fakat insanımızın öyle bir tembihe ihtiyacı vardır. Bakın insanımızda yanlış şeylere karşı bile kitle psikolojisiyle nasıl hareketlenmeler oluyor. Çıkıyor bir tane Patrona Halil, ‘Haydi yürüyün’ diyor, ‘Müteferrika’nın matbaasına karşı’, millet yürüyor, yakıyorlar, yıkıyorlar, ediyorlar. Şimdi bu, pozitif, böyle müsbet bir şey için de olabilir. Demek bu kitle psikolojisi.. bunu psikososyologlar çok iyi bilirler. İnsanların o damarları değerlendirilerek bir mevzuda böyle harekete geçirilebilir.”

 

120. Nağme: Mescid-i Nebevî’nin İzdüşümleri: Her Ev Kıblenümâ Olmalı!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Ülkemizin üzerinde adeta kara bulutlar dolaşıyor. Her sabah ayrı bir acı haberle uyanıyoruz. Dünkü ikindi sohbetinde kıymetli Hocamız maruz kaldığımız bu bela ve musibetler karşısında yapılması gerekenleri anlattı. Peşi peşine gelen şehit haberlerinin de tesiriyle çok dertli ve hüzünlüydü. Muhterem Hocamızın ızdırapla dile getirdiği bir çağrıyı da ihtiva eden o sohbeti -inşaallah- yarın sabahtan itibaren Bamteli-Özel olarak neşredeceğiz.

Bugünkü nağmemizde ise çay faslında kaydettiğimiz 08:09 dakikalık çok güzel bir hasbihali hem sesli hem de görüntülü olarak arz ediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

119. Nağme: Dildeki Ukde ve Kekelemeye/Heyecanlanmaya Karşı Dua

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Dostlar,

Bu nağmemizde tefsir dersinde kaydettiğimiz 8 dakikalık bir ses dosyasını paylaşacağız.

Allah’a (azze ve celle) dua eden Hazreti Musa (aleyhisselam) şöyle demişti:

“Ya Rabbî genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını. Ta ki anlasınlar sözümü! Bana ailemden birini de yardımcı kıl, Harun kardeşimi! Onunla beni takviye et! Onu bu işime ortak et!” (Tâ Hâ Suresi, 20/25-32)

Muhterem Hocamız, mealini verdiğimiz ayetler münasebetiyle şu soruları cevaplıyor:

Peygamber Efendimiz’in (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) inşirah-ı sadra mazhar kılınması ile Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) inşirah talebi arasında nasıl bir fark vardır?

Kekelemeye ve heyecanlanmaya karşı hangi ayetler okunabilir?

Hazreti Musa’nın, kardeşini kendisine vezir olarak istemesi ne türlü mesajlar vermektedir?

Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) konuşmayla alâkalı bir rahatsızlığı var mıydı? Peygamberlerde bu türlü arızaların bulunması mümkün müdür?

117. Nağme: Dergilerin Gelecek Sayılarının Mizanpajları Yapılırken

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Daha önceki bir nağmemizde de belirttiğimiz üzere:

Muhterem Hocamız, Sızıntı, Yeni Ümit ve Yağmur mecmualarına verdiği değerin bir neticesi olarak senelerdir onların mizanpajından baskısına kadar hemen her aşamasıyla yakından ilgileniyor.

Kendisi müsait olduğunda bizzat başyazı, tasavvufî makaleler ve şiirler yazdığı gibi, yayınlanan her çalışmayı çok değerli buluyor, mutlaka okumaya çalışıyor; şayet değişik sebeplerle okuyamamışsa, hazırlanan özetleri dinliyor.

Ayrıca, seçilen güzel resimler odasına bırakılıyor, Hocamız onlara değerlendirme nesirleri ve nazımları yazıyor.

Sonra hem adlarını zikrettiğimiz dergilerin hem de sayıları her gün artan Hira ve Fountain gibi kardeşlerinin yetkilileri Muhterem Hocaefendi’nin duasını almak ve fikirlerinden istifade edebilmek için neşredilebilecek çalışmaların listesini, kapak alternatiflerini ve resim değerlendirmelerini arz ediyorlar.

Bugünkü “nağme”mizde de Muhterem Hocamızın ciddi emek verdiği bu mizanpaj çalışmalarından (iki gün önce kaydettiğimiz) 04:18 dakikalık bir VİDEO paylaşıyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Dosyayı nisbeten daha kaliteli olarak indirmek için tıklayınız

116. Nağme: Dün Çirkin Bir Karikatür Bugün İğrenç Bir Film

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Hem kendi merakımızı gidermek maksadıyla hem de kendisinden bir değerlendirme beklediğinizi düşünerek dün akşam Muhterem Hocamıza

İslam’a ve Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e hakaret eden müstekreh film karşısında ortaya konması gereken mü’min tavrını,

Libya’daki Amerikan Konsolosluğu’na yapılan saldırı münasebetiyle neşrettiği taziyeyi,

Mısır ve Yemen gibi ülkelerde cereyan eden şiddet içerikli protesto gösterilerini

sorduk. Aldığımız cevabı 15 dakikalık ses kaydı olarak arz ediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

115. Nağme: Ya Olduğun Gibi Görün…

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Geçtiğimiz günlerde bir ağrı ve sızı sebebiyle muhterem Hocamız kolunu sarmış, birkaç gün aramıza da o sargı ile çıkmıştı. Bugünkü nağmemizde o sargılı günlerle ilgili Hocamızın bir hissini ve buna bağlı olarak anlattıklarını bulacaksınız.

Hasbihale konu olan rahatsızlığın eski, fakat bu sohbetin çok yeni olduğunu da hatırlatarak 03:05 dakikalık sesli ve görüntülü dosyalarımızı arz ediyoruz.

Hürmetle…