125. Nağme: M. Hocaefendi’nin Namaz Kıraati

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bugün Muhterem Hocamızın en son kıldırdığı namazlardan birini daha paylaşmak istiyoruz. 10:30 dakikalık bu “nağme”de Muhterem Hocaefendi sabah namazında Tâhâ Sûresi’nin ilk 35 ayetini okumaktadır. Kıymetli Hocamızın (cemaatin halini de gözettiği*) imâmet esnasındaki rüku ve secdesini kıyaslama imkanı da olması için kayıtta hiçbir kesinti yapmadan neşrediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

*Açıklama: “Cemaatin halini gözettiği” kaydında şu hususa dikkat edilmelidir:

Muhterem Hocamız buyurur ki; “Bir insanın yalnızken derince ibadet edip başkalarının yanında sığ yapması riya; kendi kendine yaptığında verip veriştirip başkalarının yanında özenip bezenmesi ise şirk kabul edilmiştir. Rabb’inle arandaki münasebete bakacaksın; insanların mülâhazalarını nazar-ı itibara aldın mı, kirletiyorsun demektir.”

Bununla beraber, dinimizde imamet makamındaki insanın vazifesi icabı gözetmek zorunda olduğu hususlar vardır ki imamın, cemaati usandıracak şeylerden sakınması da bunlardandır: Meselâ bir imamın kırâati veya tesbihleri cemaate ağırlık verecek derecede uzatması doğru değildir. Cemaati tenfir, mekruh sayılmıştır. Rasûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hususta şöyle buyurmuşlardır: “İçinizden biri imam olduğu takdirde namazı uzatma yolunu tutmasın. Zira cemaatin içinde büyük vardır, küçük vardır. Hasta vardır, zayıf vardır. Önemli işi olanlar da bulunur. Kendi başına namaz kılan ise, namazı dilediği kadar uzatabilir.”

 

124. Nağme: Efendimiz’in İsmeti, Secdede Ölüm ve Turgut Özal

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Bu sabahki dersimizin kitap özetleri faslında Yeni Ümit dergisinin son sayılarından biri hulâsa edildi. Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in peygamberliğinden önceki hayatı ile alakalı bir makale üzerine muhterem Hocamızın yorumları oldu. O esnada söz ötelere yürümeye, secdede ölmeye, cenaze merasimlerine ve merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal’a intikal etti.

Bu 10 dakikalık ses kaydında, zikredilen mevzularla ilgili latif izahlar ve çok güzel hatıralar bulacaksınız.

Hürmetle…

123. Nağme: M. Hocaefendi Gıyabî Cenaze Namazı Kıldırırken

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli dostlar,

Bu sabahki dersimiz hüzünlü başladı, hüzünlü devam etti; zira, iman ve Kur’an hizmetinin örnek şahsiyetlerinden merhum Mustafa Birlik Ağabey’in Hakk’a yürüdüğü haberini aldık. Tam da “Her nefis ölümü tadıcıdır.” (Enbiya, 21/35) ayetinin tefsirini okuduğumuz derste çok sevdiğimiz bir insanın ahirete irtihalini öğrendik.

Muhterem Hocaefendi bu altmış senelik dostunun ötelere kanat çırpmasına çok üzüldü; ders boyunca birkaç kere sözü Merhum’a getirdi ve bazı hatıralarını anlattı. Gurbette bulunduğu için cenaze merasimine iştirak edemeyecek olmanın elemi acısına acı kattı. Nihayet ders biterken, “Bari öğle namazından sonra gıyabî cenaze namazı kılalım!” dedi.

Bu videoda gıyabî cenaze namazı esnasında kaydedilen görüntüleri, kıymetli Hocamızın neşrettiği taziye mesajını ve ders sırasında anlattığı bazı hatıraları bulacaksınız.

Merhum Hacı Mustafa Birlik Ağabey’e Mevlâ-yı Müteal’den sonsuz rahmet ve mağfiret diliyor, aile fertlerine ve yakınlarına sabr-ı cemil niyaz ediyor; bu videonun o kıymetli insana dua edilmesi için vesile olmasını umuyoruz.

Hürmetle…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Dosyayı nisbeten daha kaliteli (HD) olarak indirmek için tıklayınız

122. Nağme: HÂCET NAMAZINA DAVET

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Başta şirin ülkemizin güzel insanları olmak üzere bütün ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) her türlü musibetten kurtulup selamete çıkması, maddî manevî sıkıntılardan sıyrılıp inşiraha kavuşması,  şerirlerin oyunlarının bozulması, özellikle de inananlar arasında vifak, ittifak ve uhuvvet ruhunun canlanması ve kalblerimizin, akıllarımızın, fikirlerimizin, fiillerimizin fitneye, fesada bütün bütün kapalı olacak şekilde ıslahı talebiyle herkesi hacet namazına davet ediyoruz. Bütün gönül dostlarımızın ekteki dosyalarda anlatıldığı üzere iki ya da dört rekat hâcet namazı kıldıktan sonra bu münacâtımıza ortak olmalarını ve “âmin” demelerini istirham ediyoruz. Hürmetlerimizle…

dua***

Büyük Allah’tır, her türlü hamd ü senâ O Yüceler Yücesi’nin hakkıdır ve sabah-akşam tesbîh ile anılmaya layık yalnız O’dur.

Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’a sonsuz hamd ve şükür, Kâinatın Medar-ı Fahri Efendimiz (aleyhisselam)’a, âline ve ashabına da nihayetsiz salât ü selam olsun.

Hüznümü ve kederimi başkasına değil, yalnızca sana şikâyet ediyorum. Rabbim! Yegâne ilah Sensin, Senden başka hakiki ma’bud yoktur. Sübhansın, bütün noksanlardan münezzehsin, Yücesin. Doğrusu kendime zulmettim, yazık ettim. Affını bekliyorum Allah’ım! Ya Rab! Bana ciddî bir zarar dokundu, Sen merhametlilerin en merhametlisisin.

Bir kere daha ikrar ediyorum ki, Halîm ü Kerîm Allah’tan başka ilah yoktur. Arş-ı Azîm’in Rabbi Allah’ı tesbih ederim. Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Rabbim, Senden, rahmetinin gereklerini, merhametini celbedecek vesileleri, gerçekleşmesi muhakkak olan mağfiretini, günahtan korunmayı, her türlü iyiliği kazanmayı, her türlü günahtan da selâmette olmayı istiyorum. Bende bağışlamadığın hiçbir günah, gidermediğin hiçbir keder, Senin rızana muvafık olup da karşılamadığın hiçbir ihtiyaç bırakma ya Erhamerrâhimîn.

Allah’ım, Sen kullarının ihtilaf ettikleri şeylerde hüküm verirsin. “Yüce ve Azim Allah’tan başka ilah yoktur. Halîm ve Kerîm Allah yegâne ilahtır.” hakikatini tasdik ederek sana yöneliyorum. Yedi semanın ve Arş-ı Azîm’in Rabbi Allah’ım, Seni tesbih ve eksik sıfatlardan tenzih ederim. “Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” imanıyla Sana hamd ü senada bulunuyorum. Ey kederleri gideren, tasaları kaldıran, dua ettiklerinde çaresizlerin duasına icabet eden Allah’ım.. ey dünya ve ahiretin Rahman ve Rahîm’i! Şu ihtiyacımın giderilmesi ve tamamlanması hususunda -başkalarının merhametinden müstağni kılacak bir şekilde- bana merhamet et. Allah’ım Sen’den diliyor ve dileniyorum, Rahmet Peygamberi Hazreti Muhammed’i vesile edinerek Sana teveccüh ediyorum. Ya Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), ey efendim, şu hacetimin yerine getirilmesi için seni vesile yaparak Rabbime yöneliyorum. Allahım, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’i hakkımda şefaatçi eyle.

Allah’ım, zatında yüce olan dinini bugün de dünyanın her bir köşesinde bir kere daha yücelt; hakkı-hakikati bütün gönüllere duyur.. bizim ve bütün kullarının sinelerini imana, İslam’a, ihsan duygusuna, Kur’an’a ve Hakk’a hizmete aç ve bizi ihlasın özüne ermiş, hep takva hatta onun da ötesinde vera’ duygusuyla hareket eden, zühdü bir hayat tarzı olarak benimsemiş, yüce nezdinde kurbete mazhar olmuş, Sen’i sevmiş, icraat-ı sübhaniyenin hepsinden razı ve hoşnut olmuş ve Sen’in sevdiğin, hoşnut olduğun kullarından eyle!.

Allahım! Her türlü halimizi ve bütün mü’minlerin hallerini, özellikle Türkiye Müslümanlarının, kadınıyla erkeğiyle kardeşlerimizin, arkadaşlarımızın ve dostlarımızın hallerini ıslah eyle. Allah’ım, akıllarımızı ve onların akıllarını, fikirlerimizi ve onların fikirlerini, niyetlerimizi ve onların niyetlerini, duygularımızı/latifelerimizi ve onların hislerini/latifelerini, fiillerimizi ve onların yapıp ettiklerini ıslah buyur.

Senden bizim, inanan kardeşlerimizin ve topyekün insanların kalblerini, imana, İslam’a, Kur’an’a, ihsan duygusuna ve Peygamberimiz vasıtasıyla bize gönderdiğin bütün hakîkatlere tastamam açmanı diliyoruz. Rabbimiz! Nezd-i ulûhiyetinden göndereceğin nurlarla gönüllerimizi aydınlat.. sadırlarımıza, sînelerimize inşirah sal.. Sen Settâru’l-uyûbsun; hata, kusur, günah ve isyan olarak bizden ne sâdır olmuşsa Sen onları da setreyle.

Rabbimiz! Aczimizi, fakrımızı şefaatçi yapıp yüce dergâhına iltica ediyoruz; ne olur, merhamet et ve işlerimizi kolay hale getir.. dostlarına karşı olan muameleni bizden de esirgeme ve bizim sîmalarımızı da ağart.. kalblerimizi topyekün islerden, paslardan, küçük-büyük bütün virüs ve mikroplardan arındır.. kabirlerimizi Cennet bahçeleri gibi pür-nur eyle.. bilerek ya da bilmeyerek içine düştüğümüz hatalarımızı, günahlarımızı mağfiret buyur ve tekrar onlara bulaşmak sûretiyle içimizin kirlenmesine müsaade etme!. Senden hayr u hasenât istikametindeki bütün dilek ve maksatlarımızı gerçekleştirmeni niyaz ediyoruz.

Ey sürpriz lütufların sahibi, Ulu Sultanımız! Bizi endişe edip korktuğumuz hususlardan emîn eyle!

Rabbimiz! Katından bir rahmet ver, şu dert ve dâvamızda bize doğruluk ve muvaffakiyet ihsan eyle; biz aciz kullarına nezdinden bir ferec ve mahrec (çıkış yolu ve ferahlık) nasip et!..

Ey her şeyin biricik mâliki, yegâne sahibi ve tek efendisi Mâlikü’l-Mülk Rabbimiz! Ne olur, biz Ümmet-i Muhammed’e dirlik ver! Fikrimizin, ruhumuzun, havl ve kuvvetimizin dağınıklığını Sana şikâyet ediyor ve bizi bu durumdan kurtaracak yegane tasarruf sahibinin Sen olduğuna inanıyoruz. Bizi bu durumdan kurtar Allah’ım! Özellikle de gerek cihanın dört bir yanında, gerekse hayatın her ünitesinde, insanlarla Senin arandaki engelleri kaldırmaya kendini adayan, sa’ylerine terettüb edecek semere itibariyle, Rıza ve rıdvânından başka hiç bir şey hedeflemeyen kardeşlerimin, bacılarımın, erkeğiyle kadınıyla dostlarımın ve gönüldaşlarımın dağınıklığını gidermeni, yaralarını sarmanı, enis ve celîsleri olmanı, onları her türlü kem göz ve kötü niyetlilerin şerlerinden muhafaza buyurmanı diliyor ve dileniyoruz.

Ey her şeye gücü yeten Kâdir Rabbimiz! Bizi kesret dağdağasında boğulmaktan kurtaracak ve vahdet tecellileriyle dirliğimizi sağlayacak yegâne güç sahibi Sensin. Dilediğin gibi kalbleri evirip çevirme kudretine sahipsin.. N’olur, kalblerimizi te’lif buyur! Biliyoruz ki, yeryüzünde ne var ne yok, hepsini bu uğurda sarfetsek de, iki gönlü telif etmeye muvaffak olamayız. İnsanı yaratan Sen.. onda her türlü tasarrufa kâdir olan da Sensin.. gönül aynamızı duru eyle ve gönüllerimizi te’lif buyur.. ta birbirimize karşı tevahhuş hissetmeyelim.. birbirimizin enîs u celîsi olalım.. birbirimizin ayıbını araştırmayalım. İyilik ve ikramda bulunan Kerîm Rabbimiz, bizleri katından bir güçle te’yid buyur!..

Ey kullarının dualarına icabet eden Mucîb Allah’ım! Bizleri, sevdiğin ve râzı olduğun işlere muttali kıl, onları bize sevdir, onları hayata taşımaya ve başkalarına duyurmaya bizleri muvaffak kıl!

Niyazımızın sonunda, dualarımızın kabul edilmesine en büyük vesile bilerek Gönüllerin Sultanı aleyhissalâtu vesselâm Efendimize, âl ve ashabına salat-ü selam eylemeni dergâh-ı uluhiyetinden diliyoruz ya Rab!

HACET NAMAZININ TARİFİ:

Dosyayı yazı olarak indirmek için tıklayınız

Dosyayı PDF olarak indirmek için tıklayınız

HACET DUASI:

Dosyayı yazı olarak indirmek için tıklayınız

Dosyayı PDF olarak indirmek için tıklayınız

121. Nağme: Kara Bulutlar ve Dua Seferberliğine Çağrı

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Her sohbetten önce iki üç mevzu üzerinde çalışıyor, sorularımızı kartlara yazıyor ve muhterem Hocaefendi’nin önündeki ekrana yansıtmak için hazırlık yapıyoruz. Kıymetli Hocamız önce çay faslında bazı hakikatleri dile getiriyor; akabinde suallerimizi tevcih edebileceğimize dair işarette bulunuyor. Sohbetlerden önce hangi konuları gündeme getireceğimizi ve sorularımızın neler olduğunu Zât-ı âlilerine hiçbir zaman söylemiyoruz; zira kendileri önceden suallerden haberdar olmayı bir nevi pazarlık sayıyor ve berekete mani addediyor. Ne var ki pek çok defa sorular elimizde kalıyor; çünkü sanki sözleşmişiz gibi daha biz onları okumadan muhterem Hocamız cevaplarını veriyor.

Dünkü sohbette de böyle oldu. Biz aşağıda okuyacağınız soruyu hazırlamıştık; fakat, aziz Hocamız çay faslında aynı konuyu detaylıca anlattı. “Artık sorunuzu sorabilirsiniz!” işareti yaptığında zaten cevabımızı almıştık ama yine de karta yazdıklarımızı okuduk. Muhterem Hocaefendi de nezaketen tetimme babından bazı hususları daha şerhetti. Biz de kaydın orijinaline dokunmadan yayınlamaya karar verdik.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

***

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi en son sohbetinde ülkemizin ve milletimizin maruz kaldığı belaları, peşi peşine gelen musibetleri ve acı haberleri Cenâb-ı Hakk’a yönelme istikametinde değerlendirmek gerektiğini anlattı.

Herkesin kendi açısından önemli gördüğü talepleri olabileceğini, bazılarının hayırlı bir çocuk, bazılarının yüksek bir makam, bazılarının da dünyevi bir kazanç için dua edebileceklerini; fakat himmeti yüce insanların dünyadaki umumi hercümercden nasibini alan ülkemizin selamet ve ikbali adına yalvarıp yakarmaları gerektiğini ifade etti: “Bir buçuk milyara yakın bir durumumuz var. Ama ilk müslümanların sayısı yüz bindi, dünyaya kendilerini dinletiyorlardı. Onların onda biri kadar dünyaya kendimizi dinlettiğimiz söylenemez. Ve müslümanlık var olduğu günden bu yana dünyada bizim dönemimizde yaşadığı kadar da derbeder olmamıştır. İşte himmeti âli olan insanlar, her zaman Allah’a müteveccih olan insanlar, İslamiyet’i seven insanlar, onun bir şey ifade etmesini arzu eden insanlar, milletlerinin ayaklar altında ezilmekten kurtulup başlara taç olmaları, insanlık için sertac-ı iptihac olmaları için ellerini kaldırıp o fırsat, o teveccüh aralıklarını böyle değerlendirmeliler.” dedi.

Evvela kalblerin te’lifi, vifak ve ittifak için dua etmek gerektiğini vurgulayan Hocaefendi, bu konuda mü’minlerin iradenin hakkını vererek, birlik ve beraberlik aramaları, kavli-fiili-hali Cenâb-ı Hakk’a o istikamette teveccühte bulunmaları icap ettiğini anlattı. Kendisinin de namazda bile vifak ve ittifak mülahazalarıyla Allah’a niyaz ettiğini belirtti: “Namazın içinde bile kıtmiriniz -imamı dinlemek, ister cehri olsun, ister hafi olsun- aklımdan bu mülahazaları geçiririm ben. Eşref saate rastlar diye, Allah’ın kabul buyuracağı bir dakikaya rastlar diye, başımı yere koyduğum zaman, “Ne olur Allah’ım şöyle olsun ümmet-i Muhammed; başta ülkemizin insanı böyle olsun; birbirini yemesin, kusurları birbirine mal etmek suretiyle atf-ı cürümde bulunmasın, kendilerini aklamaya-paklamaya gitmesin.. aklamanın-paklamanın kapısı Senin kapındır, Senin dergahına teveccüh etsin ve dua etsinler.”

Darda kalmışın duasına Allah’ın icabet edeceğini söyleyen muhterem Hocaefendi, “Siz hiç denemediniz mi bunu? Kıtlık olduğu zaman urbalarınızı tersine çevirdiniz, ellerinizi de böyle tuttunuz. Burada biz bunu yaşadık, iki defa yaşadık; altı ay bir sene, belki iki sene kuraklık oldu, bir damla yağmur düşmedi. 3-5 tane ağzı dualı çıktı şurada dua ettiler.. bir gün.. ertesi gün müydü, sağanak sağanak yağmur yağmaya başladı. O gün bugün burası yağmur mahalli oldu. Kıtmirin haline gelince, “Ben, dedim, onların içinde karışmayayım, benim yüzümden yağmur kesilir”, pencereden baktım, “Beni de böyle kabul et” dedim; onlar dua ederken, uzaktan dualarına iştirak etmeye çalıştım. O gün bugün de yağıyor.” dedi.

Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) tekvini emirlerdeki hafif bir ahenksizlik, ay ve güneş tutulması, fırtına kopması gibi hadiseler karşısında heyecanlanıp hemen duaya durduğunu nakleden Fethullah Gülen Hocaefendi sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi sağımızda-solumuzda bir sürü olumsuz, negatif hadise cereyan ediyor; bir taraftan bir şekavet şebekesi senelerden beri insan öldürmeye doymamış caniler gibi.. yamyamlıktan daha kötüdür bu. Senelerden beri millete kan kusturuluyor. Bir yerde düşünün ki, yüz tane insanın ölmesini, nasıl insan olursa olsun, bu yüz tane insanın on tane aileyle münasebeti varsa, bin tane aileye ateş düşüyor demektir. Bunu hafife alamazsınız ki.. bu her gün cereyan etse bile kanıksanmamalı; büyük bir hadise olarak algılanmalı. ‘Allah’ım bu belayı def u ref eyle’ demeli.”

Böyle bir dönemde yıkıcı tenkitlere girmemek, atf-ı cürümlerde bulunmamak ve insanların kuvve-i maneviyelerini bütün bütün kırmamak gerektiğini önemle ifade eden Hocaefendi, “Falan iyi bir politika burada yürütemedi, zayıf diplomasi yüzünden geldi, ağalar, askerler burada yapmaları gerekli olan şeyleri yapamadılar… Hukuk sisteminde olduğu gibi, böyle kendisine bir şey atfedildiğinde, atf-ı cürümle o işten sıyrılma gayreti içine girmenin hiçbir faydası yok. İş olup bittikten sonra, “şöyle olmalıydı, böyle olmalıydı” demenin hiçbir faydası yok. Aklınız varsa, basiretiniz varsa, think-tank kuruluşlarınız olur sizin. Daha önceden idare edenlere akıl verirsiniz, alternatif sistemler sunarsınız; olmadan evvel, o meselenin önünü almaya çalışırsınız.” dedi.

Sohbetinde adeta bir dua seferberliğine davet eden Hocaefendi şöyle seslendi: “Sesim ulaşsaydı, ünüm yetseydi, derdim Türkiye’de bütün camilere hitap edecek insanlara: Ne olur Allah aşkına, yağmur duasına çıkıyor gibi çıkın, urbalarınızı tersine çevirin; ellerinizin iç yüzünü, ayalarını aşağıya doğru çevirin, tevcih edin, Cenâb-ı Hakk’ın bu belaları üzerimizden def u ref etmesi için O’na teveccühte bulunun, ağlayın, sızlayın. Duası makbul birinin duası o mevzuda müessir olabilir, eşref saate rastlayabilir. Günde beş vakit bile camilerde böyle dua etseniz, bağırıp çağırarak değil, içinizi Allah’a dökerek, meseleyi biraz gözyaşlarınızla seslendirerek, kalbinizin sesini dilinizle dışa dökerek Cenâb-ı Hakk’a dua, tazarru ve niyazda bulunun.”

Tarih boyunca musibet anlarında Cenâb-ı Hakk’a teveccüh eden peygamberlerden ve salih kullardan misaller veren muhterem Fethullah Gülen, herkesin kendi sorumluluk alanı ile alakalı bir muhasebe yapması icap ettiğini belirtti: “Kıtlık, Medine halkını muvakkaten demir pençesine aldı. Seyyidina Hazreti Ömer milletin başında.. “Ben milletin başında olduğuma göre bu daire bana ait, olumsuz bir şey benim yüzümden olabilir!..” Başını yere koydu; Eslem diyor ki, “Harabede yalvarıyordu: ‘Allah’ım benim yüzümden ümmet-i Muhammed’i mahvetme’ diyordu.” Bu anlayış ve bu şuurla Cenâb-ı Hakk’a teveccüh etme. Ben bir camide imam isem şayet -onu da yüzüme gözüme bulaştırmış tam yapamamışımdır; uzun zaman yaptığım halde yapamamışımdır- eğer o camiyle alâkalı, o cemaatle alâkalı olumsuz bir şey varsa, ben onu kendimden bilmeli, halk uykudayken kalkmalıyım; “Ey dide nedir uyku, gel uyan gecelerde / Kevkeblerin et seyrini seyran gecelerde / Bak heyet-i âlemde bu hikmetleri seyret / Bul sâniini, ol O’na mihman gecelerde.” demeli, başımı yere koymalı, içimi dökmeli, “Benim yüzümden bu cemaate zarar verme!..” demeliyim. Vilayetteki, vilayeti idare eden insan da, o da kendi dairesi açısından öyle demeli; kasabadaki kendi dairesi açısından öyle demeli; köydeki kendi dairesi açısından öyle demeli; milletin başındakiler de kendi açıları açısından öyle demeli.”

Kitle ruh haletinin dua ve tazarruya teşvik etme istikametinde kullanılabileceğine de değinen Hocaefendi bu konuda en büyük vazifenin Diyanet İşleri Başkanlığı mensuplarına düştüğüne işaret ederek istirhamda bulunur gibi şöyle konuştu: “Biraz evvelki mülahazalarımda arzettiğim gibi, belki onlar da düşünüyorlardır yani, bir diyanet teşkilatımız var, milletimizin kaderiyle alâkadardır bu insanlar, giderler hacda Arafat’ta dua ederler, Müzdelife’de dua ederler, hacılara ‘amin’ dedirtirler, bu meseleyi de mutlaka düşünmüşlerdir, keşke camilere, köye-kasabaya en ücra yerlere kadar, ovaya-obaya, meseleyi duyuracak şekilde hep ta’mimde bulunsalar, Allah aşkına İslam dünyası için ve hususiyle de o İslam dünyasına belli bir dönemde başlık yapmış, dümendarlık yapmış milletimiz için ne olur dua edin, iki büklümüz asa gibi, Allah belimizi doğrultma fırsatı versin bize, bütün dünya çapında, zannediyorum yani akıllarına gelir yaparlar bunu. Ramazan-ı şerifi arkada bıraktık, her gecesi belki Kadir gecesiydi, bu istikamette çok iyi değerlendirilebilirdi, fakat insanımızın öyle bir tembihe ihtiyacı vardır. Bakın insanımızda yanlış şeylere karşı bile kitle psikolojisiyle nasıl hareketlenmeler oluyor. Çıkıyor bir tane Patrona Halil, ‘Haydi yürüyün’ diyor, ‘Müteferrika’nın matbaasına karşı’, millet yürüyor, yakıyorlar, yıkıyorlar, ediyorlar. Şimdi bu, pozitif, böyle müsbet bir şey için de olabilir. Demek bu kitle psikolojisi.. bunu psikososyologlar çok iyi bilirler. İnsanların o damarları değerlendirilerek bir mevzuda böyle harekete geçirilebilir.”

 

120. Nağme: Mescid-i Nebevî’nin İzdüşümleri: Her Ev Kıblenümâ Olmalı!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Ülkemizin üzerinde adeta kara bulutlar dolaşıyor. Her sabah ayrı bir acı haberle uyanıyoruz. Dünkü ikindi sohbetinde kıymetli Hocamız maruz kaldığımız bu bela ve musibetler karşısında yapılması gerekenleri anlattı. Peşi peşine gelen şehit haberlerinin de tesiriyle çok dertli ve hüzünlüydü. Muhterem Hocamızın ızdırapla dile getirdiği bir çağrıyı da ihtiva eden o sohbeti -inşaallah- yarın sabahtan itibaren Bamteli-Özel olarak neşredeceğiz.

Bugünkü nağmemizde ise çay faslında kaydettiğimiz 08:09 dakikalık çok güzel bir hasbihali hem sesli hem de görüntülü olarak arz ediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

119. Nağme: Dildeki Ukde ve Kekelemeye/Heyecanlanmaya Karşı Dua

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Dostlar,

Bu nağmemizde tefsir dersinde kaydettiğimiz 8 dakikalık bir ses dosyasını paylaşacağız.

Allah’a (azze ve celle) dua eden Hazreti Musa (aleyhisselam) şöyle demişti:

“Ya Rabbî genişlet göğsümü, kolaylaştır işimi, çözüver şu dilimin bağını. Ta ki anlasınlar sözümü! Bana ailemden birini de yardımcı kıl, Harun kardeşimi! Onunla beni takviye et! Onu bu işime ortak et!” (Tâ Hâ Suresi, 20/25-32)

Muhterem Hocamız, mealini verdiğimiz ayetler münasebetiyle şu soruları cevaplıyor:

Peygamber Efendimiz’in (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) inşirah-ı sadra mazhar kılınması ile Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) inşirah talebi arasında nasıl bir fark vardır?

Kekelemeye ve heyecanlanmaya karşı hangi ayetler okunabilir?

Hazreti Musa’nın, kardeşini kendisine vezir olarak istemesi ne türlü mesajlar vermektedir?

Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) konuşmayla alâkalı bir rahatsızlığı var mıydı? Peygamberlerde bu türlü arızaların bulunması mümkün müdür?

117. Nağme: Dergilerin Gelecek Sayılarının Mizanpajları Yapılırken

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Daha önceki bir nağmemizde de belirttiğimiz üzere:

Muhterem Hocamız, Sızıntı, Yeni Ümit ve Yağmur mecmualarına verdiği değerin bir neticesi olarak senelerdir onların mizanpajından baskısına kadar hemen her aşamasıyla yakından ilgileniyor.

Kendisi müsait olduğunda bizzat başyazı, tasavvufî makaleler ve şiirler yazdığı gibi, yayınlanan her çalışmayı çok değerli buluyor, mutlaka okumaya çalışıyor; şayet değişik sebeplerle okuyamamışsa, hazırlanan özetleri dinliyor.

Ayrıca, seçilen güzel resimler odasına bırakılıyor, Hocamız onlara değerlendirme nesirleri ve nazımları yazıyor.

Sonra hem adlarını zikrettiğimiz dergilerin hem de sayıları her gün artan Hira ve Fountain gibi kardeşlerinin yetkilileri Muhterem Hocaefendi’nin duasını almak ve fikirlerinden istifade edebilmek için neşredilebilecek çalışmaların listesini, kapak alternatiflerini ve resim değerlendirmelerini arz ediyorlar.

Bugünkü “nağme”mizde de Muhterem Hocamızın ciddi emek verdiği bu mizanpaj çalışmalarından (iki gün önce kaydettiğimiz) 04:18 dakikalık bir VİDEO paylaşıyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

Dosyayı nisbeten daha kaliteli olarak indirmek için tıklayınız

116. Nağme: Dün Çirkin Bir Karikatür Bugün İğrenç Bir Film

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Hem kendi merakımızı gidermek maksadıyla hem de kendisinden bir değerlendirme beklediğinizi düşünerek dün akşam Muhterem Hocamıza

İslam’a ve Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e hakaret eden müstekreh film karşısında ortaya konması gereken mü’min tavrını,

Libya’daki Amerikan Konsolosluğu’na yapılan saldırı münasebetiyle neşrettiği taziyeyi,

Mısır ve Yemen gibi ülkelerde cereyan eden şiddet içerikli protesto gösterilerini

sorduk. Aldığımız cevabı 15 dakikalık ses kaydı olarak arz ediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

115. Nağme: Ya Olduğun Gibi Görün…

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Geçtiğimiz günlerde bir ağrı ve sızı sebebiyle muhterem Hocamız kolunu sarmış, birkaç gün aramıza da o sargı ile çıkmıştı. Bugünkü nağmemizde o sargılı günlerle ilgili Hocamızın bir hissini ve buna bağlı olarak anlattıklarını bulacaksınız.

Hasbihale konu olan rahatsızlığın eski, fakat bu sohbetin çok yeni olduğunu da hatırlatarak 03:05 dakikalık sesli ve görüntülü dosyalarımızı arz ediyoruz.

Hürmetle…

113. Nağme: Engin Rahmet ve Ebediyet

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Bazı “nağme”lerde ses ve görüntünün net olmadığının farkındayız. Bamteli sohbetlerinde sesi mümkün olduğu kadar yükseltiyor ve en güzel şekilde istifade edilmesine çalışıyoruz.

Fakat diğer kayıtlarımızı buradaki normal hayat akışı içerisinde ve bizi aşan şartlar arasında yapıyoruz. Bazen derste, bazen bir çay esnasında, bazen namazı müteakiben, kimi zaman ayak üstü, kimi zaman da muhterem Hocamız bir misafiri karşılarken ya da yolcu ederken onu muhatap alıp konuştuğu sırada.. hâsılı her an ve her ortamda kaydedebildiğimiz hakikat damlalarını size ulaştırmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla kayıt şartlarımız her zaman gönlümüze göre olmayabiliyor. Yine de az çok anlaşılabilen her konuşmayı bir fikir vermesi için sizinle de paylaşmaya gayret ediyoruz.

Bugün de namaz sonrası kaydettiğimiz bir hasbihali arz edeceğiz.

Dualarınız istirhamıyla…

112. Nağme: Benlik Çağı ve Kulluğa Rıza

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bugünkü Tefsir ve Fıkıh dersimiz az önce bitti. Bu sabah Meryem Sûresi’nin son yirmi ayetini okuyup Tâhâ Sûresi’ne giriş yaptık. Muhterem Hocamız, iki sure arasındaki geçişle alâkalı açıklamalarda bulundu. Ayrıca, mehdilik, kutupluk, gavslık iddia eden bazı şahıslarla ilgili bir soru üzerine hakiki mü’minin nasıl düşünmesi gerektiğini anlattı.

Yaklaşık bir saat önce kaydettiğimiz 8 dakikalık “nağme”mizi bugünün hediyesi olarak arz ediyoruz.

Dualarınıza vesile olması dileğiyle…

111. Nağme: Bir-İki Yudum Su, Doğruluk ve Dil

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

İnşaallah, pazartesi günü çok güzel bir Bamteli neşredeceğiz. Muhterem Hocamıza “rol modeli” olarak sahabe efendilerimizi sorduk ve enfes bir cevap aldık; önümüzdeki haftanın Bamteli’nde o cevabı bulacaksınız.

Bu arada, sohbetin çay faslı da başlı başına bir hasbihal oldu. O kısmı hiç beklemeden istifadelerinize arz ediyoruz.

Hürmetle…

110. Nağme: Derse Başlama Duası

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Dostlar,

Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in talim buyurduğu üzere, Muhterem Hocamız her zamanı, mekanı ve hali dua için ayrı bir fırsat olarak değerlendiriyor. Zaman, mekan ya da hal değişikliği olduğunda mutlaka bunlardan her birini bir zarf olarak kullanıyor; içlerine en samimi niyazları yerleştirip Allah’a ısmarlıyor.

Aziz Hocamız, her gün Tefsir ve Fıkıh derslerimizi de dua ile açıp kapamamızı istiyor; bizzat talim buyurduğu lafızlarla Cenab-ı Hakk’a taleplerimizi seslendirirken kendisi de ellerini açıp niyazımıza “amin” diyor.

İşte bugünkü nağmemizde derse başlarken okuduğumuz o duayı ve mealini paylaşmak istiyoruz.

Muhabbetle…

Derse Başlama Duası 

اَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَجِيمِ بِاسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلىَ سَيِّدِنَا وَرَسُولِنَا مُحَمَّدٍ

وَعَلَى اَلِهِ وَاَزْوَاجِهِ وَاَصْحَابِهِ اَجْمَعِينَ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ

اَللَّهُمَّ اَفِضْ عَلَيْنَا مِنْ عَوَارِفِ الْمَعَارِفِ

اَللَّهُمَّ افْتَحْ عَلَيْنَا حِكْمَتَكَ وَانْشُرْ عَلَيْنَا رَحْمَتَكَ

وَاَيِّدْنَا بِرُوحٍ مِنْ عِنْدِكَ وَبِحَوْلٍ مِنْ حَوْلِكَ وَبِقَوَّةٍ مِنْ قُوَّتِكَ فِي كُلِّ شَأْنِنَا وَفِي كُلِّ أَمْرِنَا مِنَ الْخَيْرِ

وَعَلِّمْنَا مِنْ لَدُنْكَ عِلْماً

اَللَّهُمَّ اَيِّدْنَا وَاَيِّدِ الْاِسْلاَمَ وَالْمُسْلِمِينَ وَاخْذُلْ مَنْ يُرِيدُ خِذْلاَنَنَا وَخِذْلاَنَ الْمُسْلِمِينَ

اَللَّهُمَّ عَفْوَكَ وَعَافِيَتَكَ وَرِضَاكَ اَللَّهُمَّ اِلَى مَاتُحِبُّ وَتَرْضَى

وَصَلَّى اللهُ وَسَلَّمَ عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلَى اِخْوَانِهِ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ

وَعَلَى اَلِهِمْ وَاَزْوَاجِهِمْ وَاَصْحَابِهِمْ اَجْمَعِينَ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ

اَمِينَ يَا ذَاالْجَلاَلِ وَالْاِكْرَامِ

 Allah’a sığınırım lanetlenmiş ve kovulmuş şeytanın şerrinden…

Allah’ın adıyla başlarım mâsivâda hiçbir tesir gücü bilmeden.. O ki Rahman, dünyada herkese/her şeye merhamet eden ve Rahim, ahirette rahmetini mü’minlere tahsis eyleyen.

Bütün sena, şükür ve övgüler Kendisine layık bulunan Âlemlerin Rabbi’ne hamd olsun.

Peygamberimiz ve seyyidimiz Hazreti Muhammed’e, O’nun nezihlerden nezih tertemiz ailesinin, eşlerinin ve ashabının hepsine salat u selam olsun.

Allah’ım, marifetine tam ermiş gökçek yüzlü kullarına bahşeylediğin o irfan nurlarından bizim üzerimize de bol bol yağdır.

Allah’ım bize hikmet kapılarını aç ve etrafımıza rahmet şualarını yay, hepimizi şefkatinle kuşat.

Bizi indinden bir ruhla te’yid buyur ve kuvvetlendir.. hayır olan her türlü halimizde ve her çeşit işimizde bize Kendi gücünden güç ve Kendi kuvvetinden kuvvet ver..

ve katından bir ilim öğret, ilm-i ledün ile bizi şereflendir ya Rabbi!.

Allah’ım bizi, İslam’ı ve Peygamber Efendimiz’in yolunda bulunan müslümanları te’yid buyur, güçlendir ve kuvvetlendir. Bizim perişan olmamızı ve Efendimiz’in yolunda sünnet üzere yaşayan Müslümanların hüsranını isteyen kimseleri hizlana uğrat.

Allah’ım bizi bağışla, başka değil Senin affını dileniyoruz, Senden maddî manevî sağlık ve afiyet istiyoruz, her şeyden öte ve her talebin üstünde Senin rızanı diliyoruz. Allah’ım bizi değersiz işlerin peşinde sürüklenmekten muhafaza buyur, gönüllerimizi hoşnutluğunu kazanmamıza vesile olacak tavır ve davranışlara yönlendir; sevdiğin ve razı olduğun hallere ve amellere bizi muvaffak kıl.

Allah’ım, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’e, O’nun nebi ve mürsel kardeşlerine ve hepsinin nezih, pak ailelerine, eşlerine, ashâbına salât ve selam eyle.

Âmin ya Zelcelali ve’l-ikram…

 

Dosyayı yazı olarak indirmek için tıklayınız

Dosyayı PDF olarak indirmek için tıklayınız

108. Nağme: Bamteli ve Kırık Testi’de Bu Hafta

Herkul | | HERKUL NAGME

Bugünkü “Nağme”de (her pazartesi olduğu gibi) bu haftanın Bamteli ve Kırık Testi’sini nazara vermekle yetineceğiz. Zira 41:00 dakikalık görüntülü ve 4 sayfalık yazılı sohbetin ikisi de bütün günümüzü dolduracak kadar muhtevalı.

BAMTELİ: En Büyük Hüsran

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi en son görüntülü sohbetinde şu suali cevaplıyor:

“Kehf Sûresi’nin sonunda, dünya hayatında çok iyi işler yaptıklarını sanan bazı mağrurların âhirette en büyük ziyana uğrayan kimseler olacağından bahsediliyor. Burada sâlih bir dairede bulunuyor görünen ve hep sâlih ameller işlediğini zanneden ama ötede en ziyade hüsrâna düşen talihsizlerden olmamak için davranışlarımızda ve hizmetlerimizde öncelikle hangi hususlara dikkat etmeliyiz?”

http://www.herkul.org/index.php/bamteli/bamteli

***

KIRIK TESTİ: Konumun Hakkı

Muhterem Hocamız en son yazılı sohbetinde ise,

“Cenab-ı Hak, peygamber hanımlarına, onların diğer kadınlar gibi olmadığını, dolayısıyla onların hal, hareket ve tavırlarında çok daha dikkatli olmaları gerektiğini ifade buyuruyor. Bu ilahî beyanın, günümüz insanlarına verdiği mesajlar nelerdir?”

sorusuna cevap veriyor.

http://www.herkul.org/index.php/krk-testi/kirik-testi

 

106. Nağme: “Babacığım!..” Hitabındaki Üslup Dersi

Herkul | | HERKUL NAGME

Sabahki tefsir dersimize ait bu 06:30 dakikalık ses kaydında aşağıda mealleri verilen ayetlerle alâkalı bazı nükteleri bulacaksınız:

Meryem Sûresi’nin 42-45. ayetlerinde mealen şöyle buyuruluyor:

Hazreti İbrahim babasına şöyle seslendi: “Babacığım, niçin işitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bu putlara tapıyorsun? Babacığım, sana ulaşmayan bir ilim geldi bana, ne olur bana tâbi ol da seni dümdüz bir yola çıkarayım. Babacığım, sakın şeytana ibadet etme! Çünkü şeytan Rahman’a isyan içindedir. Babacığım, bu gidişle o Rahman’dan bile bir azabın gelip sana dokunacağından ve senin şeytana hemdem olacağından ciddî endişe içindeyim.”

105. Nağme: Hazreti Yahya ve Hamilelikte Hurma

Herkul | | HERKUL NAGME

Sabahki tefsir dersimize ait bu 05:24 dakikalık ses kaydında şu soruların cevaplarını ve aşağıda mealleri verilen ayetlerle alâkalı bazı nükteleri bulacaksınız:

İsmi Allah tarafından konulan Hazreti Yahya’nın hususiyetleri nelerdi?

“Hasûr” ne demektir; iffet ne zaman gerçek iffet olur?

Hazreti Meryem’in hamileliği esnasında hurma ile rızıklandırılmasının verdiği mesajlar neler olabilir?

Doğum esnasında uzak bir yere çekilme, su ve hurmanın ne türlü tesirleri söz konusu olabilir?

Meryem Sûresi’nin 7. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Zekeriyya! Biz, sana adı Yahya olacak bir oğul müjdeliyoruz. Daha önce, kimseyi ona adaş yapmadık (Bu adı alan olmadı).”

Meryem Sûresi’nin 22-25. ayetlerinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Sonra çocuğuna hamile kaldı ve bu haliyle uzakça bir yere çekildi. Nihayet doğum sancısı onu bir hurma ağacına dayanmaya zorladı. ‘Ay!’ dedi, ‘n’olaydım, keşke bu iş başıma gelmeden öleydim, adı sanı unutulup gitmiş biri olaydım!’ Derken, ona aşağıdan şöyle seslendi: Sakın üzülme! Rabbin senin alt yanında bir su arkı meydana getirdi. Haydi, hurma dalını kendine doğru silkele, üzerine taze hurmalar dökülsün.”

104. Nağme: Çocuk İsteği ve Hırs

Herkul | | HERKUL NAGME

Meryem Sûresi’nin 3-6. ayetlerinde mealen şöyle buyuruluyor:

“O Rab­bi­ne giz­li­ce ses­le­nip şöy­le ni­yaz et­miş­ti:  “Ya Rab­bî, iyi­ce yaş­lan­dım, ke­mik­le­rim za­yıf­la­dı, eri­di, ba­şım­da­ki saç­la­rım ağar­dı, be­yaz alev­ler gi­bi tu­tuş­tu. Ya Rab­bî, Sa­na her ne için yal­var­dıy­sam, as­la mah­rum kal­ma­dım. Doğ­ru­su ben ar­kam­dan ye­ri­me ge­çe­cek ak­ra­bam­dan ötü­rü en­di­şe­li­yim. Eşim de kı­sır! Ba­na lütf-u ke­re­min­den öy­le bir vâ­ris na­sib et ki ba­na da, Yâ­kub ha­ne­da­nı­na da vâ­ris ol­sun. Onu, ra­zı ola­ca­ğın bir in­san ey­le ya Rab­bî!” 

Sabahki tefsir dersimize ait bu 10 dakikalık ses kaydında şu soruların cevaplarını ve meali verilen ayetle alâkalı bazı nükteleri bulacaksınız:

Hazreti Zekeriyya’nın çocuk talebini gizlice dile getirmesinde hangi mülahazalar söz konusudur?

Allah Teâlâ’nın mukarrebîn ile muamelesi nasıldır?

Evlilik, çocuk, iş ve dünyalık bir meta peşine hırsla düşen her insan bunlarla imtihan olur mu?

Hangi hususlarda hırs gösterilebilir?

Mü’min, içinde daima kaynayıp durması gereken kavga gücünü nerede kullanmalı?

 

103. Nağme: Bamteli ve Kırık Testi’de Yeni Dönem

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Kırık Testi, Bamteli ve Herkul Nağme bölümlerimizi Ramazan’dan önce olduğu gibi belli periyotlarla yenilemeye devam ediyoruz. Bugünkü “Nağme”de (her pazartesi olduğu gibi) bu haftanın Bamteli ve Kırık Testi’sini nazara vermekle yetineceğiz. Yarından itibaren de günlük tefsir ve fıkıh derslerimizden bazı bölümler neşredeceğiz.

BAMTELİ: Ashâb-ı Kehf, Hızır ve Zülkarneyn

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi en son sohbetinde şu suali cevaplıyor:

Kehf Sûresi’ndeki kıssalar birbirinden ayrı hadiseler olarak mı ele alınmalıdır; yoksa mebdeden müntehaya bir dirilişin ya da bir medeniyetin sergüzeştine dair merhaleler şeklinde mi? Ashab-ı Kehf’in hali, Hazreti Musa’nın Hazreti Hızır’la yolculuğu, Hazreti Zülkarneyn’in seferleri ve seddi günümüz insanlarına neler ifade etmelidir?

http://www.herkul.org/index.php/bamteli/bamteli

***

KIRIK TESTİ: Miras Kavgaları

Muhterem Hocamız en son yazılı sohbetinde ise,

Günümüzde toplumumuzun önemli yaralarından birisi de miras kavgalarıdır. Miras taksimi yüzünden kardeşin kardeşe düştüğü, aile içi anlaşmazlık ve küskünlüklerin ortaya çıktığı görülüyor. Miras taksiminde mümince tavır ve davranış nasıl olmalıdır?

sorusuna cevap veriyor.

http://www.herkul.org/index.php/krk-testi/kirik-testi

102. Nağme: 2012 Ramazan Mukabeleleri Hatim Duası ve Bayram Sabahı Duası

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Gözlerimiz yaşlı, gönüllerimiz buruk. Şehitlerimizin uğurlanış manzaraları yürek dağlıyor. Gaziantep’teki hain saldırıda Hakk’a yürüyen vatandaşlarımıza ve Uludere’de minibüsün devrilmesi neticesinde şehit olan Mehmetçiklerimize Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve yakınlarına sabr-ı cemil diliyor; yaralılara acil şifalar niyaz ediyoruz.

Muhterem Hocaefendi her sene hem burada teravih ve mukabelede yapılan hem de dünyanın dört bir yanında okunan ve duamıza dahil edilmesi istenen hatimler için dua yaptırıyor; kendisi de dua meclisimizi teşrif edip “amin” diyor.  Bu seneki Ramazanın sonunda yaptığımız hatim duasını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz.

Ayrıca, aziz Hocamız her bayram sabahı ümmet-i Muhammed (aleyhissalatü vesselam) için dua ettiriyor. Bazen bayram namazından önce de bir iki saat okunan dualara namaz akabindeki hulasa ile hatime veriliyor. Geçen bayram namazı sonrası yapılan duayı da ekte arz ediyoruz.

Bu duaları ve onlardan hasıl olan sevabı şehitlerimizin ruhlarına hediye eyliyoruz.

Hürmetle…

2012 Ramazan Mukabeleleri Hatim Duası:


Dosyayı indirmek için tıklayınız

***

2012 Ramazan Bayramı Duası:


Dosyayı indirmek için tıklayınız

101. Nağme: 2012 Ramazan Bayramı Hutbesi

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bazı değerli büyüklerimizin ve kıymetli arkadaşlarımızın talepleri üzerine istifadeye ve duaya vesile olması dileğiyle Muhterem Hocaefendi’nin huzurunda okunan Ramazan Bayramı Hutbesi’ni sesli ve yazılı olarak arz ediyoruz. Hürmetle…

 

Dosyayı yazı olarak indirmek için tıklayınız

Dosyayı PDF olarak indirmek için tıklayınız

***

 2012 Ramazan Bayramı’nda Muhterem Hocamızın Huzurunda Okunan Hutbe

الله أكبر كبيراوالحمد الله كثيرا  – وسبحان الله بكرة و أصيلا

اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ الَّذِى هَدَانَا لِهذَا.وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْ لاَ أَنْ هَدَانَا اللهُ. وَ مَا تَوْفِيقِي وَ لاَ اعْتِصَامِي إِلاَّ بِاللهِ. عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَ إِلَيْهِ أُنِيبُ. نَشْهَدُ أنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَ لاَ نَظِيرَ لَهُ وَ لاَ مِثَالَ لَهُ. اَلَّذِى لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْهِ. كَمَا أَثْنَي عَلَى نَفْسِهِ. عَزَّ جَارُهُ وَجَلَّ ثَنَاؤُهُ وَلاَ يُهْزَمُ جُنْدُهُ وَلاَ يُخْلَفُ وَعْدُهُ وَلاَ إِلهَ غَيْرُهُ. وَنَشْهَدُ أَنَّ سَيِّدَنَا وَسَنَدَنَا وَمَوْلاَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ. اَلسَّابِقُ إِلَى الأَنَامِ نُورُهُ. وَرَحْمَةٌ لِلْعَالَمِينَ ظُهُورُهُ. وَصَلَّى اللهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَأَوْلاَدِهِ وَأَزْوَاجِهِ وَأَصْحَابِهِ وَأَتْبَاعِهِ وَأَحْفَادِهِ أَجْمَعِينَ. أَمَّا بَعْدُ فَيَا عِبَادَ اللهِ؛ إِتَّقُوا اللهَ تَعَالَى وَأَطِيعُوهُ. إِنَّ اللهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ. فَقَدْ قَالَ اللهُ تَعَالَى فِي كِتَابِهِ الْكَرِيمِ. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ. بِسْــمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ:

وَعَدَ اللّٰهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ أَكْبَرُ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

Muhterem büyüklerim, kıymetli arkadaşlarım,

Bayram, bütün bir ramazanın özünü, bereketini, neş’esini bünyesinde sıkıştırmış olarak ötelerin sihirli vâridâtıyla gelir ve bize bitiş içinde başlangıcın müjdesini verir. Böyle bir müjdenin duyulup hissedilmesi, fertten ferde, toplumdan topluma değişse de gönüllerin ramazan rengine tam boyanması ve şuurların ötelere, ötelerin de ötesine uyanması ölçüsünde bayram da daha bir nazlı gelir ve daha bir farklı idrak edilir. O, semaların en nurlu katmanlarından süzülmüş, meleklerin incelerden ince elleriyle örülmüş, sımsıcak, alabildiğine yumuşak bir tül gibi sarar benliğimizi.. ve kopup geldiği âlemlerin şefkatini ruhumuza işlercesine, bir anne gibi kucaklar hepimizi..

Bayram, dünya ve ötelere ait güzelliklerin birbirine karıştığı, bütün bir Ramazan boyu değişik ibadetlerle melekleşen insanlara teveccüh ve iltifat olarak meleklerin bayramlaşan o temiz ruhlar arasında uçuşup durduğu ve her şeyin lâhutî bir güzelliğe büründüğü öyle büyülü bir gündür ki, onu tam duyup yaşayabilenler kendilerini uyanmak istemedikleri bir rüya âleminde sanırlar. Nitekim, bir hadis-i şerifte haber verildiği üzere; bayram sabahı melekler yeryüzüne inerler; sokak başlarını tutup insanlar ve cinler haricinde bütün mahlûkâtın duyabilecekleri bir seda ile “Ey ümmet-i Muhammed, şu anda ihsanlarını bol bol yağdıran ve en büyük günahları dahi yarlığayan Rabbinize koşun!” derler. Mü’minler namazgâhta toplanınca Allah azze ve celle “Vazifesini güzelce yapıp ikmal eden işçinin hakkı nedir?” diye sorar. Melekler, “Ücretini tam olarak almaktır” derler. Bunun üzerine Rahmeti Sonsuz, meleklere “Sizi şahit tutuyorum ki, Ben kullarıma Ramazandaki oruçlarının ve namazlarının sevabı olarak, kendi rızamı ve mağfiretimi verdim.” der ve şöyle buyurur: Ey kullarım, ne dilerseniz benden isteyin bugün; izzet ve celâlime yemin olsun ki, âhiretiniz hesabına biriktirmek üzere ne isterseniz mutlaka vereceğim; dünyevî taleplerinizde de hikmetle muamele edeceğim. Siz hoşnut olacağım ameller yaptınız, Ben de sizden razı oldum. Şimdi evlerinize günah ve kusurları bağışlanmış kullar olarak dönün!”

Bu açıdan bayram, mükâfat, ferah ve huzur vaktidir; saadet, neş’e ve sürûr günüdür; engin bir inşirah, aşkın bir ümit, tarifsiz bir sevinç ve en ulvî hislerle ruhlarımızı coşturmaktadır. Fakat bir taraftan da o, bir hüzün, hicran ve özlem mevsimidir; gönüllerimize âdeta keder ve tasa pompalamaktadır. Zira, İslâm dünyası olarak biz üç asırdır hiç bayram yapamadık; hep o gerçek bayramların hayaliyle yaşadık.

Bayramlarımızın bayram olduğu günlerde, yollar kıvrım kıvrım bize uğruyor; kârbânlar ülkemiz için “şedd-i rihâl” ediyordu. Krallar, tenezzühlerini bizim yamaçlarımızda ve sahillerimizde düzenliyor, servetler yol yol ülkemize akıyordu. İremler, “Tâk-ı Kisralar” kemerimizde bir toka, yüzüğümüze bir kaş olmuştu. Adaletin temsilcisi, kimsesizlerin sahibi ve denge unsuruyduk; zulümler karşısında “Yeter artık!” diyerek sesimizi yükseltip gaddarları hizaya getirebiliyor, zâlime haddini bildiriyor ve vesayetimiz altındakilere insanca yaşama imkanları sunuyorduk. Hayat düzenimiz, içtimaî ahengimiz, maddî refahımız, huzurumuz, itminanımız ve ümitlerimizle “güneş devletleri”ni, “ütopyaları”, “el-Medinetü’l-Fâzılaları” bir menşurdan geçirir gibi özleştirmiş, hayalde varlık cilvesi göstermeye muvaffak olmuştuk. Sonra “kâbus-u hûn” bir korkunç dev, su menbâmıza oturdu, bağ ve bostanımızı kuruttu. Bir umumî yıkılış ve dökülüş başladı. Burçlar çöktü, surlar yıkıldı, göller kurudu, yollar perişan oldu. Atlastan cepkenli yiğit akıncının bir tepeye gömülüp üstünün taşlarla örtülmesinden bu yana biz bayrama hasret kaldık. Ağlamak kaderimiz oldu.

Azıcık vicdanı bulunan, mezarlara perde gerip arkasında zevk edemez ki!. Cenaze evinde düğün alayı olmaz ki!. Musallanın başında gülüp oynamak, değil Müslümana, herhangi bir insana yakışmaz ki!..

Şefkat Peygamberi, bir bayram günü, ağlayan tek bir yetimin yüzünü güldüreceği ana kadar bayram yapamamıştı. Oysa bugün koskoca bir ümmet adeta öksüz ve yetim.

İslâm’ın yüzünün akı Selçuklu atabeylerinden Nureddin Zengi, Kudüs-i Şerif’in Müslümanlar tarafından istirdadından tam 25 sene önce Mescid-i Aksâ’nın ölçülerine uygun bir minber yaptırmış ve hep onu yerine yerleştireceği günün hayaliyle yaşamıştı. Orada Ezan-ı Muhammedî yeniden yükseleceği ana kadar bayram etmemeye yeminli gibiydi. O minberi kendisinden emanet alan Şarkın şanlı sultanı Selahaddin Eyyubî emaneti yerine tevdi edeceği güne değin hiç gülmemiş; bir ev edinmesini söyleyenlere “Allah’ın evinin boynunda zincir varken Selahaddin’e ev mi olur!” cevabını vermişti. Halbuki, bugün yalnızca bir mescid değil binlerce mabed ruh-i revân-ı Muhammedi’ye hasret ve sadece bir belde değil, bütünüyle İslam coğrafyası sanki zindan-ı esaret..

Sultan Birinci Abdülhamid Han, Hotin ve Özi’deki Müslümanların katliama maruz kaldıkları ve Özi kalesinin düştüğü haberini alınca, “Ahh Özi!” diye inlemiş; kederinden o anda beyin kanaması geçirmiş; bir kalenin düşman eline geçişinin ve 25 bin müslümanın şehit edilişinin ızdırabına dayanamayıp rıhlet-i dâr-ı beka eylemişti. Allah aşkına, günümüzde Müslümanların düşmeyen kalesi kaldı mı? Mü’minlerin zulme uğramadıkları bir yer var mı?

Öyleyse, hangi bayram sevince gark edebilir inananları!.. Nasıl bir vicdan doyasıya yaşar sevinç, neş’e ve inşirahı!..

Yanı başımızda  Suriye.. ötede Myanmar.. bütün yeryüzünde zulüm, kan ve gözyaşı var!.. Müslümanların yaşadıkları coğrafyalarda cehalet, iftirak, fakr u zaruret diz boyu.. Ümmet-i Muhammed perişan, derbeder; İslam’ın bembeyaz çehresine zift atılmış, zulmet kopkoyu.

Her yanda yürekler tıpkı kamış kalemler gibi cızır cızır.. ve cızırdayan bu kalemler, kan rengindeki mürekkepleriyle tarihin en kirli sayfalarından birine ne utandıran notlar düşüyor: Ezenler kan kokusu almış köpekbalıkları gibi av peşinde; her gördüğüne saldırıyor ve herkese diş gösteriyor. Mazlumlar-mağdurlar ise, sürekli şaşkınlık içinde ve beyhude eforların yorgunu.. dört bir yandan gelip ruhlara çarpan acı haberlerle yığınlar sürekli tedirginlik içinde..

Nebî ifadesiyle, gerçek mü’minler sevgide, merhamette, şefkatte, gönülden davranmada bir vücudun uzuvları ölçüsünde kavî bir irtibat içindedirler ve her zaman birbirlerinin acılarını ruhlarında duyar, müteellim olur, sevinçlerini de paylaşır ve onlarla aynı mutluluğu beraber yaşarlar. Mümin olmak bunları gerektirirken ve çeşit çeşit mağduriyetlerin, mazlumiyetlerin ağındaki insanlar nazarlarını dikmiş melûl, mahzun ve mükedder yüzümüze bakarken nasıl ferah duyup bayram yapabiliriz ki!.. Hele şehit cenazeleriyle her gün yürekler dağlanırken ve “Beni testereyle ortadan biçsinler, ikiye bölsünler; fakat, ülkemin bir karış toprağına dokunmasınlar!” düşüncesiyle canı gırtlağında yaşayanları ağlatan manzara ortadayken biz nasıl sevinçle dolalım ki!.

Gözümüzün önünde cereyan eden bunca trajediyi görmezlikten gelemeyiz. Bunca fâcia ve bunca mezâlimi görmemek için sağır, kör ve kalbsiz olmak iktiza eder. Görüp duyuyorsak “adam sende!” diyemeyiz. Diyorsak, aman Allah’ım, bu ne büyük gaflet, ne derin uykudur ki, İsrâfîl’in sûru gibi tarrakalar dahi uyarmıyor?

Biz, milletçe devletler arası muvazenede o muhteşem yerimizi kaybettiğimiz günden beri dünyayı başıboşlar idare ediyor; insanlığın kaderi bulaşıklara emanet. Her yerde pusuya yatmış din düşmanları, dine-imana taarruz bahaneleri icat ediyor ve saldırı fırsatları kolluyor. Bir kısım densizler ise, insanların diyanet hislerini kullanarak dünya peşinde koşuyor.

Çoğumuz gafil, bedbin, dünsüz-yarınsız sefil birer hâlzede gibi aktüalite ile iç içeyiz. Yığınların rüya ve hülyaları ekonomi ve refah; taptıkları da dolar, dinar ve euro. Ruhlar meflûç, kalbler kötürüm, basîret âmâ, düşünceler kirli, davranışlar da tam buna göre… Doğru-dürüst hiçbir şey olamamışız, her şey olmuşluğun hesaplarıyla oturup kalkıyoruz. Ortada mülk yok, saltanat yok, Süleymanlık rüyaları görüyoruz. Boyumuzun kat kat üstünde bir gurur âbidesi gibiyiz.

Makam sevgisi, şöhret hissi, rahat etme düşüncesi, tenperverlik duygusu boyunlarımızda âdeta çelikten bir kement; her biri birer gayya olan bu duygulardan bir türlü kurtulamıyoruz. İnsanlar birbirine yabancı, vifak ve ittifak nikâhı Allah’ın buğz ettiği talâka emanet, nefsanî duygularımız yeni iftirak cepheleri oluşturma peşinde ve hepimiz şahsî düşüncelere ipotek gibiyiz. Öyle ki, onca dert ve ızdırapla kıvrandığımız halde, sanki en büyük mesele oymuş gibi, aylarca öncesinden devletin zirvesini kimin tutacağı dedikodularıyla vakit tüketiyor, hatta en küçük bir memuriyeti kapma yolunda sen ben kavgalarına girişiyoruz.

Hizmet dairesinde küçük büyük bir yer tutan arkadaş!. Hususî planda sana bana gelince; Allah Teâla senden benden bütün mazeretleri de aldı. Artık, duymadık diyemeyiz, sözlerin en güzellerini, nasihatlerin en tesirlilerini dinledik. Görmediğimizi iddia edemeyiz, yaşantısıyla “mücessem İslam” olmuş büyüklerimizin hayatlarını müşahede ettik; derdi de ızdırabı da mukaddes hafakanı da onların temsillerinde gördük. Belki kendimiz tadamadık ama havf u recayı, yakaza ve temkini, likâ iştiyakını ve vuslata karşı sabrı iliklerine kadar hisseden başyücelere şahid olduk. Şayet istidatlı gönüller, bizim salonunda yaşadığımız dairelerin sadece kapısına ulaşsalardı, iştiyakla coşar ve bu yola ruhlarını adarlardı. Heyhat, biz vefalı davranamadık, bir türlü samimî olamadık, yürüdüğümüz yolda sürekli zikzaklar çizdik, durduğumuz yerin hakkını veremedik ve mazhariyetlerimize göre sağlam bir duruşa geçemedik. O halde bayram neşvesini nasıl tadalım, kalbimizde o inşirahı nasıl duyalım ki!

Muhterem Müslümanlar!

Hassas gönüllere sakîl gelmesinden korktuğum bu cümlelerden sonra, her şeye rağmen bayramı bayram olarak duyabilmemiz için biri ferdî biri de içtimaî iki ümit vesilemizin ve inşirah menbâmızın bulunduğunu hatırlatmak istiyorum:

Kâmil mü’minler olduğumuzu iddia edemeyiz; fakat, Hak ve hakikat namına hiçbir şey duyup tatmadığımızı söylememiz de nankörlük olur. Belki olmamız gerektiği gibi olamadık ama olduğumuza da çok şükür. Ya O’nu hiç tanımasaydık, ya O’nun nurundan büsbütün mahrum kalsaydık!

Hazreti Ömer, Yemâme Savaşında kardeşi Zeyd’in şehid olması üzerine çok üzülmüş, gece gündüz gözyaşı döküyordu; “Ahh Zeydim!.. Sabâ yeli estikçe senin kokunu alıyorum.” diyerek hüzünle ağlıyordu. Bir gün şâir Mütemmim bin Nüveyre onu ziyârete gelmişti. Onun kardeşi Mâlik de aynı savaşta yer almış ama mürtedlerin safındayken ölmüştü. Hazreti Ömer’in hüznünü gören Mütemmim, “Ey Ömer, Yemâme’de senin kardeşin şehid olup Cennet’e giderken benim kardeşim mürted olarak Cehennem’e yuvarlandı. Eğer benim kardeşim de senin kardeşinin gittiği yere gitseydi, ben ona hiç üzülmez ve hiç hiçbir zaman ağlamazdım” demişti.

Evet, bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle, yolların hakkını verememiş olsak da safımız belli ve hep yollardayız. Allah’tan başkasına Rab demedik; sadece hislerimizle de olsa, İnsanlığın İftihar Tablosu’ndan başkasını gerçek sevgili bilmedik. İman ile, ihtisapla karşıladığımız Ramazanın o ışıktan, renkten, sesten şivesiyle bir kez daha vuslat yaşadık; ezanları, sahurları, iftarları ve teravihleriyle Kutlu aydan nasibimizi aldık, Müslüman olmanın lezzetini iliklerimize kadar tattık… Ne kadar bahtiyarız!

Hele bir de vuslat çağına girdiğimiz hülyalarına kapılarak “eşref saat” beklentisiyle nefes alıp verdiğimiz, Medîne’nin peçesinin aralandığını, Ravza’nın perdesinin açıldığını, Şefkat Peygamberi’nin bayram meclislerine baktığını ve hatta ziyaretiyle asrın gariplerini sevindirip “Artık siz ne yetim ne de sahipsizsiniz, sizin sahibiniz benim” dediğini hayal ettiğimiz şu dakikalarda sûr sesi almış gibi dirildiğimizi hissediyor ve kendimizi O’nun anne kucağından daha sıcak bağrına atmak için sabırsızlanıyoruz.

Nasıl olmasın ki! Bir gün Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bayramlık elbiseler giymiş çocukların neşe ve sevinç içinde oynadıklarını görmüştü. Onların yanından geçerken, yırtık elbiseli bir çocuğun kenarda oturup diğerlerini hüzünle seyrettiğine şahit olmuştu. Rahmet Peygamberi hemen onun yanına varmış; halini hatrını sorup gönlünü almak istemişti. Çocuk, babasının cihad meydanında şehit olduğunu söylerken ve kimsesizliğinden dert yanarken iyice gözyaşlarına boğulmuş ağlıyordu. Ferîd-i Kevn ü Zaman (aleyhissalâtu vesselam) Efendimiz, çocuğun ellerinden şefkatle tutmuş, saçlarını sevgiyle okşamış; “Yavrum, Allah Rasûlü baban, Âişe annen, Fatıma ablan, Hasan ile Hüseyin de kardeşlerin olsun, ister misin?” demişti. Sonra da onu alıp hane-i saadetlerine götürmüş, yedirmiş içirmiş ve güzelce giydirmişti. Dahası “İsmim Büceyr” diyen bu yetime “Artık senin adın Beşir olsun” buyurmuş ve adeta ona yeni bir doğum yaşatmıştı. Beşir, oynayan çocukların yanına döndüğünde artık gülüyor ve bayram ediyordu.

İşte Şefkat Peygamberinin sımsıcak iklimine kendimizi salacağımız böyle bir bayramın hayalini kuruyor, mübarek sima ve sîretine hasret gittiğimiz hicranlı günlerden sonra bizim kimsesizliğimizi de bitireceği ümidiyle bir yetim edasıyla boynumuzu büküp ona sesleniyoruz: Ya Rasûlallah! Yıllar var ki, Sana kırık-dökük beyanlarımızla davetiyeler çıkarıyor, arz-ı hâl edip yalvarıyor ve gönüllerimize taht kurup bizlere “Bendelerim!” diyeceğin ânı bekliyoruz. Hatta zaman zaman, on dört asır öteden lütfedip gönderdiğin “Kardeşlerim” iltifatına itimat ederek, kapımızın önünde duyduğumuz her ayak sesine “Bu O’dur!” diyor; mevlid okuyanların “Geldi bir akkuş kanadıyla revân” der demez ayağa kalkıp el bağlayarak senin doğumunu ayakta karşıladıkları gibi, hemen kıyam edip el pençe divan duruyoruz. Güllerin minik minik tomurcuğa durduğu, lalelerin gizli gizli tebessüm kesip yolunu gözlemeye koyulduğu, teşrifini bekleyenlerin “Talea’l-bedru aleynâ – Üzerimize Ay doğdu…” diyecekleri eşref-i saatin yaklaştığı şu dakikalarda, hasret ve hicranla yanan ruhlarımızı daha fazla bekletme gel! Gel de biz de bayram edelim!.

Aziz Müminler,

Cenab-ı Hak, “Hiç şüphesiz o zikri, Kur’ân’ı Biz indirdik, onu koruyacak olan da Biziz!” buyurmuştur. Bu ayetle kibriya ve azametini vurgulamasının yanı sıra, bazı icraâtına sebepleri vesile kıldığını da ima eden Rabbimiz, Kur’ân’ı indirirken Hazreti Cebrâil gibi bir elçiyi vazifelendirdiği gibi, onu korurken de vahiy katiplerini, onların yazdığı nüshaları ve daha sonra da onun her harfine vâkıf hafızları vesile olarak kullanmıştır/kullanmaktadır. Şu da bir gerçektir ki, Kur’an’ın korunması, sadece Mushaf’ın ve lafızlarının korunmasından ibaret değildir; onun manası, muhtevası ve mesajları da hıfz-ı ilahî altındadır. Bu itibarla da, kıyâmetin kopacağı vakte kadar bu ümmetin içinde hidâyet üzere bulunan ve hakka sımsıkı sarılmış olan bir kesim her zaman var olacak; Allah’ın inayetiyle, sebepler planında O’nun dinini muhafazaya memur bulunacaktır.

Nitekim, son devirde beklenmedik bir şey oldu. Üç asırlık bir geceden, tayfunlu bir kıştan sonra inananların kefeni gömlek yaptıklarına, bir kere daha ölüm çukurundan kurtulduklarına ve bir kez daha tipiden-borandan yakayı sıyırıp bahara yürüdüklerine dair emareler zuhur etti. Asırlardır seması yağmur yağdırmayan, yeri ot bitirmeyen, er oğlu er vermeyen bir dünyada adanmış ruhlar boy gösterdi. Mevla-yı Müteal’in, rahmet yağmurlarıyla ve dertlilerin gözyaşlarıyla suladığı tohumlar canlanmaya, rüşeymler başını topraktan çıkarmaya ve dünyanın her yanında renk renk çiçekler gamzeler çakmaya başladı. Artık bugün bir kısım tipi-boranla beraber bahar esintileri, ölüm ve inkıraz gürültülerinin yanında diriliş neşideleri, bedbinlik ve karamsarlık hırıltılarının ötesinde ümit nağmeleri duyuluyor.

Onca zaman sonra rahmet yağmuru ve şefkat esintileriyle meydana gelen yeşillikleri Allah kurutur zannediyor musunuz? Mevla, pırıl pırıl gençlerin, onları yetiştirmek için kendinden geçmiş hizmet erlerinin köküne kibrit suyu dökülmesine izin verir zannediyor musunuz? Rahmeti Sonsuz, tütmeye başlamış ümit ocaklarımızın söndürülmesine müsaade eder ve ümitle şahlanmış gönüllerimize inkisar yaşatır zannediyor musunuz? Böyle bir zan, Allah’ı hakkıyla tanımamış olmanın neticesidir. Hayır, şu anda yeryüzü, tekmîl yağmur duâsına hazırlanmış gibi, urbalar alt-üst olmuş, eller aşağıya doğru çevrilmiş.. gözler ümitle açılıp kapanıyor ve yanık sîneler, güftesiz besteler mırıldanıyor… yeryüzünü şefkatle seyreden rûhânîlerin gözleri damla damla.. bilfarz, bulutların suyu tükense bile, sebepler ötesi âlemlerden gelecek rahmet meltemleri, yeryüzünü Cennetlere çevirecek ve her şey gibi bizim de hasret ateşlerimizi söndürecek keyfiyette.

İctimaî coğrafya sürpriz doğuşlar arefesinde ve gelecek, yeni bir doğuma hamiledir. Müjdesi verildiği üzere, şu istikbal inkılabâtı içinde en yüksek sadâ Hakk’ın sadâsı, Kur’an’ın sesi ve sahib-i Kur’an’ın nidası olacaktır. Yeryüzünde iman, huzur ve itminân son bir kere daha dalgalanacak.. ve hemen herkes, fıtrat ve düşünce dünyasının müsaade ettiği ölçüde bu yeni esintiden mutlaka istifade edecektir.

Evet, bükülen beller, nevmîd olan gönüller ve yaşaran gözlere Rasûl-ü Ekrem müjde veriyor ve buyuruyor ki:

 لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ أُمَّتِي ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ لاَ يَضُرُّهُمْ مَنْ خَذَلَهُمْ حَتَّى يَأْتِيَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ كَذَلِكَ

“Ümmetimden bir bölük her zaman hak üzerine kâim ve sâbit olacak; başkalarının kendilerini yüzüstü bırakmaları onlara asla zarar vermeyecek ve onları hiç sarsmayacak; onlar, Allah’ın emri gelinceye, kıyâmet kopuncaya kadar bildikleri yolda istikamet üzere devam edecekler ve hallerini bozmayacaklar.”

Öyleyse, bize düşen; âidiyet mülahazasına girmeden muhtelif meşrepler içinde mevcudiyetlerine inandığımız bu insanlardan biri olmaya çalışmaktır. Zira, bu mücahede yiğitleri, Kur’an hâdimleri, tebliğ gönüllüleri ve temsil erleri arasında bulunduğumuz sürece hem kendimiz sağlam bir kulpa tutunmuş olacağız hem de dünyanın dört bir yanına saçacağımız tohumlar, Allah’ın inayetiyle bir gün mutlaka hayata yürüyecek; hattâ çürüyüp gittiğini zannettiklerimiz bile, mevsimi gelince yediveren, yetmişveren başaklar gibi salınıp kendi talihlerinin bestelerini mırıldanacaklar.

Muhterem Mü’minler,

Bayramlar, topluca sevinme günleri olduğu kadar da hep beraber düşünme, içtimaî murakabe günleridir. Bayramın bir şiarı “musâhabe” (bir araya gelip tatlı tatlı sohbet etme) olsa da, aynı zamanda onun en büyük bayramı hatırlatan bir “muhâsebe” yanı vardır. Bundan dolayıdır ki, Allah Rasûlü bayram hutbelerinde Ashab’ının nazarlarını asıl bayrama çevirmiş; mehafetullahı anlatıp Allah’a itaate teşvik etmiş; ölümü, ahireti, cenneti, cehennemi hatırlatmıştır.

Evet, ömrü Ramazan olanın ahireti bayram olur. Hayatını hem kendini hem de başkalarını imar yolunda değerlendirenler, son anlarında çağrıların en güzeliyle Cennet’e davet edilirler. Ölüm bayramdır onlar için:

يَۤا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُ اِرْجِعِۤي إِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً فَادْخُلِي فِي عِبَادِي وَادْخُلِي جَنَّتِي

Ey gönlü itmi’nana ve huzura ermiş ruh! Sen O’ndan, O da senden razı olarak dön Rabbine! Haydi sen de katıl has kullarıma ve gir cennetime!” (Fecr, 89/27-30)

Kabrin, berzahın, mahşerin felaketlerinden hıfz-ı ilahî ile kurtulan, yüzlerine nûr, gönüllerine sürûr akıtılan mü’minler, bir de kitaplarını sağdan alma sevinciyle coşar, neş’e çığlıkları atar ve şükranla iki büklüm olurlar. O an daha farklı bir bayramdır:

فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَيَقُولُ هَۤاؤُمُ اقْرَءُوا كِتَابِيَهْ إِنِّي ظَنَنْتُ أَنِّي مُلَاقٍ حِسَابِيَهْ فَهُوَ فِي عِيشَةٍ رَاضِيَةٍ فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَۤا أَسْلَفْتُمْ فِي الْأَيَّامِ الْخَالِيَةِ

“Kitabı sağdan verilen şöyle der: ‘İşte alın, okuyun bu kitabımı, bakın amel defterime! (Zaten) ben böyle bir hesapla karşılaşacağıma inanıyordum’ Ve artık o, hoşnut olacağı bir yaşayış içinde, (meyvelerin) salkımları (burnunun dibine) kadar yaklaşmış cennettedir. Böylelerine şu şekilde nida edilir: “(Kullarım, ben çok defa sizi renginiz kaçmış, benziniz sararmış-solmuş, gözleriniz içine çökmüş ve avurtlarınız çukurlaşmış olarak görüyordum. Buna benim için katlanıyordunuz.) O geçmiş günlerde takdim ettiklerinize bedel haydi bugün afiyetle yiyin, için!” (Hâkka, 69/19-24)

Hele amel ve davranışların ötesinde, kalblerdeki hâlis niyetlere terettüp eden ilâhî hediyeler vardır ki, onlar bütün bütün tasavvurlar üstüdür: Bunlara nâil olmak bambaşka bir bayramdır:

لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا الْحُسْنٰى وَزِيَادَةٌ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌ أُولٰۤئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

“İyi ve güzel davranışlarda bulunan ihsan ehline en güzel mükâfat Cennet.. ve daha da fazlası olarak, Allah’ın cemalini rü’yet.. Onların yüzlerine ne bir leke bulaşır, ne de bir zillet! Onlar ashab-ı Cennet, hep orada muhalled” (Yunus, 10/26)

Nihayet, keyfiyetsiz, idraksiz, ihatasız ve misalsiz olarak Cenab-ı Hakk’ın cemalini müşahede etme devletine erenler, Cennet’te olduklarını ve Cennet nimetlerini de unutacaklar; gayri sadece O’nu görecek, O’nu bilecek, O’nu duyacak, O’nun varlığının ziyasına bağlanacak ve pâr pâr parlamaya başlayacaklar. İşte, bu tarife gelmez bahtiyarlık da tasavvurları aşkın bir bayramdır.

وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ إِلَىٰ رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

“O gün nice yüzler ışıl ışıl ışıldar ve Rabbi’ne bakar.” (Kıyâme, 75, 22-23)

Bütün bu mazhariyetlerin ötesinde ya da beraberinde bir de “Rıdvan” iltifatı müjdelenmektedir ki, belki de en büyük bayram onunla olacak. İşte içinde bulunduğumuz şu an, bütün o muhteşem bayramların küçük bir misali. Buradaki bayramları şükre ve zikrullaha vesile kılanlar, vicdanında imanın zevkine uyananlar, İslamî heyecanını hayatının sonuna kadar koruyanlar ve o büyük saadete erene dek sadece imar ve ıslah için yaşayanlar, hâsılı bir ömür kulluk orucuna devam edip Hazreti Azrail’in “gel” demesini iftar vakti sayanlar peşi peşine o harika bayramlara da kavuşacaklar.

 

أَلاَ إِنَّ أَحْسَنَ الْكَلاَمِ وَ أَبْلَغَ النِّظَامِ. كَلاَمُ اللهِ الْمَلِكِ الْعَزِيزِ الْعَلاَّمِ. كَمَا قَالَ اللهُ تَبَارَكَ وَ تَعَالَى فِي الْكَلاَمِ. وَ إِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ. وَ أَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ. بِسْـمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ:

دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلَامٌ وَاٰخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ حَمْدَ الْكَامِلِينَ كَمَا أَمَرَ. نَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ وَ نَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَ رَسُولُهُ النَّبِيُّ الْمُعْتَبَرُ. تَعْظِيمًا لِنَبِيِّهِ وَ تَكْرِيمًا لِفَخَامَةِ شَانِ شَرَفِ صَفِيِّهِ. فَقَالَ اللهُ عَزَّ وَ جَلَّ مِنْ قَائِلٍ مُخْبِرًا وَ آمِرًا: {إِنَّ اللهَ وَ مَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَ سَلِّمُوا تَسْلِيمًا}. لَبَّيْكَ…

{ وقل الحمد لله الذي لم يتخذ ولدا ولم يكن له شريك في الملك ولم يكن له ولي من الذل وكبره تكبيرا}

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

(Hutbeyi yazan ve okuyan: Osman Şimşek)

99. Nağme: Hocaefendi, Ramazan ve Orhan Bebek

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Muhterem Hocaefendi, Ramazan ayı başlamadan iki üç gün önce inzivaya çekildi. Cuma namazı haricinde büyük mescide bile çıkmıyor, misafir kabul etmiyor; cemaat sevabından mahrum olmamak için iç salonda birkaç insanla beraber namazlarını eda etmenin dışında vaktinin büyük bir bölümünü odasında geçiriyor. Önceki senelerde on gün yaptığı itikaf ibadetini -son birkaç yılda olduğu üzere- bütün Ramazana yaydığı için Allah’ın izniyle bu hal bayrama kadar devam edecek.

Allah’a sonsuz hamd olsun ki, kıymetli Hocamız tefekkür ve tezekkür de itikafın bir buudu olduğundan her sabah namazından sonra tefsir dersini teşrif ediyor. Sair zamanlarda olduğu gibi bir gün Elmalılı Hamdi Yazır hazretlerinin eserinden okuyoruz, diğer gün de zikri geçen ayetlerle alakalı açıklamaları onbeş yirmi kadar farklı tefsir kitabından özetleyip arz ediyoruz.

Muhterem Hocaefendi, ilaçlarını ayarlayabilmek ve gün boyu şekerini/tansiyonunu dengede tutabilmek için bir sürü hesaplar yapıyor; fakat bütün rahatsızlıklarına rağmen orucunu tutuyor. Kendisi için orucun zorluğuna işaret ettiği hemen her zaman, maden ocaklarında alın teri döken işçilerden tarlada güneş altında kavrulan çiftçilere, ateş karşısında ocaktaki ekmekle beraber pişen fırıncılardan ekmek parası kazanmak için akşama kadar çalışıp didinen insanlara kadar çok zor şartlarda da olsa oruç ibadetini eda edenleri anıyor, asıl sevabı onların kazandığına vurguda bulunup onlara dua ediyor.

Değerli arkadaşlar,

Aslında Ramazan boyunca sohbetler olmadığından ve İnternetle, bilgisayarla meşgul olmak istemediğimizden “nağme”lerimize ara vermiştik. Fakat, hem birkaç cümleyle de olsa sizleri buradan haberdar etmek hem de bir Ramazan hediyemizi sizinle paylaşmak istedik.

Ramazan ayının başında, bulunduğumuz mekanda hizmet eden Burhan Bey ve Hatice Hanım’ın göznurları dünyaya geldi. Muhterem Hocamız sevgili yeğenimize Orhan ismini verdi. Orhan’ın huzura çıktığı ve sımsıcak bir kucakla kavrandığı anın fotoğraflarını Ramazan hediyesi olarak arz ediyoruz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

Muhterem Hocamız sevgili yeğenimize Orhan ismini verdi Muhterem Hocamız sevgili yeğenimize Orhan ismini verdi

98. Nağme: Zikrin En Yücesi

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Ramazan öncesinin son ikindi sohbetinde Muhterem Hocamıza aşağıda meali verilen ayet-i kerimeyle ilgili değişik sorular sorduk. Bugünkü nağmemizde o hasbihalin 06:30 dakikalık bölümünü arz ediyoruz.

Bu arada, Ramazan ayı boyunca bilgisayar ve İnternet gibi şeylerle meşgul olmak istemiyoruz. Dolayısıyla bir ay kadar -çok istisnaî haller hariç- nağme neşredemeyeceğiz.

Bu vesileyle, Ramazan-ı şerifinizi tebrik eder, bu kutlu zaman diliminin bütün insanlık için hayırlara vesile olmasını dileriz.

Bayram sonrasında tekrar buluşmak ümidi ve dualarınız istirhamıyla…

***

Ra’d Sûresi’nin 28. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“İşte onlar iman edip gönülleri Allah’ın zikriyle, O’nu anmakla huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller ancak Allah’ı anmakla itminana (huzura) kavuşur.”

97. Nağme: Aysbergler Gibi Enaniyetler

Herkul | | HERKUL NAGME

İnsanız..

Belki de hatalarımız doğrularımızdan daha çok!..

Kıymetli babacığım yaklaşık otuz senedir muhterem Hocaefendi hakkında epey malumât sahibi olmuştu; yazılarını okumuş, sohbetlerinden istifade etmiş, onun hakkında anlatılanları dinlemişti. Cenab-ı Hakk’ın izin, inayet ve lütfuyla, valideynimi burada ağırlamak da nasip olunca, babam aziz Hocamızla tanışmak şerefine de nâil oldu.

İki üç aylık misafirlikleri esnasında bir gün onu muhterem Hocaefendi’nin odasına götürdüm. İçeri girdiğimiz andan itibaren sanki babam, o tanıdığım insan değildi. Orada başlayan gözyaşları evde de akmaya devam etti. Öyle hislenmişti ki saatlerce konuşmadı desem mübalağa olmaz. Şunu söyleyebildi: “Hocaefendi’nin şatafatlı hayattan, köşkten saraydan fersah fersah uzak olduğuna zaten inanıyordum ama böyle bir tevazu beklemiyordum. Bu nasıl sade bir hayat!.. Bu nasıl mütevazi bir insan.. ve işin aslını bilmeden bu insana laf edenler nasıl bir günaha giriyorlar?!.” Evet, babama onca duyup dinledikleri görüp şahit oldukları arasında en çok Hocaefendi’nin o şirin ve sade odası tesir etmişti.

Sevgili dostlar,

Objektif olmayabilir ama babamın bu hayreti dünkü fotoğrafları neşretmemize vesile oldu. Zannediyorduk ki herkes “Bu fotoğraflar bana ne söylüyor? Başkasına değil bana ne mesaj veriyor?” şeklinde bakıp değerlendirme yapacak. O meseleye o şekilde yaklaşan dostlarımız olmuştur mutlaka. Fakat maalesef yine mevzuun başka şekillerde yorumlandığını da gördük; hatta resimleri yayınlamakla çok büyük bir suç işlemişiz gibi “Hocaefendi’nin mahremiyetini ihlal ettiğimiz” ithamıyla karşılaştık. Aziz Hocamız kendi reklamını yaptıracak, kulluğunun ifşâ edilmesini isteyecek bir insan asla değil. Onu göklere çıkarmak gibi bir düşünce de mü’minlerden ıraktır, böyle bir mülahaza da olamaz.

Evet, belki de yanlış yaptık; herkes o odaya babamın baktığı açıdan bakacak ve krallar, başkanlar, meşhurlar bir yana kendi küçük dünyalarımızla bile kıyaslandığında Hocaefendi’nin tevazuu ibret olacak zannettik. Allah kusurumuzu bağışlasın.

Bugünkü nağmeye gelince;

Muhterem Hocamızın mübarek Ramazan ayı öncesinde yaptığı en son sohbetin çay faslını dinleyeceksiniz. 9 dakikalık bu hasbihalde muhterem Hocamız istiğnayı ve onun en zor yanını, “manevi makamlar peşinde olmama” buudunu anlatıyor. Enaniyetlerin aysbergler misillü katılaştığı günümüzde hep hatırda tutulması gereken esasları hatırlatıyor.

Hürmetlerimizle arz ediyoruz…

96. Nağme: M. Hocaefendi’nin Odası

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Neşredeceğimiz nağmeleri ses, görüntü ve resim dosyaları şeklinde taksim ediyor; her hafta buraya ait birkaç kare de fotoğraf sunmaya çalışıyoruz. Bugün merak eden arkadaşlarımızın isteklerini yerine getirerek kıymetli Hocamızın odasını gösteren iki fotoğraf paylaşacağız.

M. Hocaefendi, bu ukbâ televvünlü odada sürdürüyor hayatını. Burada yazıp çiziyor, burada okuyup çalışıyor, burada istirahat ediyor ve burada geceler boyu Cenâb-ı Hakk’a el açıp dua dua yalvarıyor. Önceleri derme çatma bir barınağı, evvelki gün bir cami penceresini ve dün tahta kulübeyi mesken edinen aziz Hocamız, bugün de bu mekanı misafirhanesi olarak görüyor. Bu mütevazı oda, hasret ve hicranını bağrında saklıyor Hocaefendi’nin; gözyaşlarına şahit oluyor muzdarip sakininin.

Garaz bataklığında çırpınıp duran bazı kimseler, herkesi kendi dünya tutkuları ve yaşama arzuları zaviyesinden değerlendirerek çiftliklerden, villalardan, lüks hayattan ve şatafattan bahsedip dursalar da, Hocaefendi bu odacıkta sabahlıyor akşamlıyor.

Bu hasır döşeli odada Hocamızın başucunda “teheccüd mushafı” (değişik boy ve ebatta olup her yaprağına iki, üç, dört, beş sayfalık ayet mecmuası sığdırılan ve nafile namazlarda, hatırlanamayan yerlere bakmak ya da yüzünden okumak suretiyle kıraati daha uzun tutmaya yarayan Kur’an) ve el-Kulûbu’d-Daria” adlı dua mecmuası göreceksiniz.

Kur’an okumanın en sevap olduğu yer namazın içidir. Bu hakikatin de sevkiyle olsa gerek, Hocaefendi, teheccüd ve teravih namazlarını özene bezene ve hatimle ikâme eder. Oldukça uzun süren kıraatini gücü yettiği kadar ayakta yapar; çok rahatsız olduğu zamanlarda oturarak kıldığı da olur ama yine de hatimle namazı aksatmaz. Dahası bir hatimle de yetinmez; birkaç defa gizlice teheccüd mushafını takip edip her teravihte dört cüz okuduğuna şahit olmuştuk. Kıymetli Büyüğümüz, teheccüd mushafını kendisi için fâtih (imam kıraatte şaşırınca ona doğrusunu hatırlatan arka saftaki insan) gibi mütalaa etmekte, kuvvetli hıfzına rağmen hatırlayamadığı yer olursa hemen ona bir atf-ı nazarda bulunup okumayı sürdürmektedir.

Fotoğraflarda, kendisine hediye edilen seccadede secde ettiği yere yumuşak bir kumaş koyduğuna şahit olacaksınız. Zira, mü’minlerin karakterleri, manevi yapıları ve cibilliyetleri alınlarındaki secde izinden bellidir; fakat, o secde izi de alındaki nasır değil, kalbin yüze aksetmesinden, siretin surete yansımasından kaynaklanan canlılık, câzibe, imrendiricilik ve nurâniyettir. Alnı sert yere sürtmek suretiyle orada bir iz hâsıl olmasına sebebiyet vermek, bir nevi riyakârlıktır. Bir insan çok namaz kıla kıla alnında böyle bir iz bıraktırabilir. Belki öyle çok namaz kılarken de samimidir. Fakat, o samimiyeti her zaman koruması çok zordur. Allah muhafaza, zaman zaman alnındaki o izi kendi kredisi hesabına kullanma gibi mülahazalar aklından geçebilir. “Alnımdaki secde izini görsünler de, kıymetimi bilsinler.” şeklindeki bir duygunun buğu halinde bile gönlü kaplaması o insanın felaketine sebebiyet verebilir. Bundan dolayı, secde ederken alınları yumuşak bir zemine koymak ve o kadarcık bir görünme duygusuna bile fırsat vermemek gerekir. Sahabe, Tabiîn ve Tebe-i Tabiîn efendilerimiz arasında günde beş yüz rekat namaz kılan insan sayısı hiç de az değildi. Fakat hiçbirinin alnında maddi manada bir secde izi yoktu. Bu mülahazalara binaen çok secde edilmeli, belki günde yüz rekat nafile namaz kılınmalı ama mümkünse ne ellerde ne dizlerde ne de alında o namazların izinin belli olmasına meydan verilmemeli.

Ayrıca, çalışma masasının tam ortasında ezan okuyan bir saat, şu anda üzerinde çalışılan dosyalar, belki de -tabir caizse- Hocamızın tek hobisi diyebileceğimiz tefarik şişeleri (farklı güzel kokuların belli ölçülerde karıştırıldığı küçük kaplar), diğer tarafta öğrenci evlerinde kullanılan türden yatak, acil durumlar için ilaç, pervane ve yelpaze fotoğrafta ilk nazara çarpan eşya…

Bir fikir vermesi için onca laf ettikten sonra iki fotoğrafı arz ediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin odası Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin odası

95. Nağme: Bamteli ve Kırık Testi’de Bu Hafta

Herkul | | HERKUL NAGME

Bugünkü “Nağme”de (her pazartesi olduğu gibi) bu haftanın Bamteli ve Kırık Testi’sini nazara vermekle yetineceğiz. Zira 45:00 dakikalık görüntülü ve 3 sayfalık yazılı sohbetin ikisi de bütün günümüzü dolduracak kadar muhtevalı.

BAMTELİ: Muhtaca El Uzatmak, İsimsiz Müsemma Olmak ve Sıla-yı Rahim

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi en son sohbetinde (çay faslında) Muhtaçların yardımına koşmak, Allah’ın inâyetine sunulmuş en beliğ bir davetiyedir.  sözüyle başlayıp herkese el uzatmak gerektiğini ama bunu yaparken “isimsiz müsemma” olmanın lüzumunu ve güzelliğini anlatıyor. Daha sonra (soru cevap bölümünde) şu suali cevaplıyor:

“Kur’an-ı Kerim’de nazara verilen “sıla” mefhumunu Ra’d Sûresi’nin 20. ve 21. ayetlerinden hareketle değerlendirir misiniz? “Sıla” kavramının şümulüne hangi hususlar dahildir? Günümüzün şartları açısından sıla-yı rahimin şekli ve vesileleri adına bir ölçü lütfeder misiniz?”

http://www.herkul.org/index.php/bamteli/bamteli

***

KIRIK TESTİ: Hazımsızlık

Muhterem Hocamız en son yazılı sohbetinde ise,

Hazımsızlık ve çekememezlik gibi tavırlar karşısında üslubumuz nasıl olmalıdır?

sorusuna cevap veriyor; “Hazımsızlıktan Kardeş Katline”, “Cennet’e Merdiven Dayasanız Dahi…” ve “Hazımsızlığı Hazmetmek” alt başlıklarıyla mevzuu tahlil ediyor:

http://www.herkul.org/index.php/krk-testi/kirik-testi

94. Nağme: Sen Vazifeni Yap!..

Herkul | | HERKUL NAGME

8 dakikalık bu sohbette aşağıda meali verilen ayet-i kerimenin tefsirini dinleyebilirsiniz:

Ra’d Sûresi’nin 40. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Onlara (azab, sana da müjde olarak) va’dettiklerimizden bir kısmını sana göstersek de, ya da bundan önce senin ruhunu teslim alsak da, sana düşen yalnızca tebliğdir ve hesap bize aittir.”

 

93. Nağme: M. Hocaefendi Namaz Kıldırıyor

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bugün Muhterem Hocamızın en son kıldırdığı namazlardan birini daha paylaşmak istiyoruz. 08:52 dakikalık bu “nağme”de Muhterem Hocaefendi sabah namazının ilk rek’atında Burûc Sûresi’ni, ikinci rek’atta ise Târık Sûresi’ni okumaktadır. Kıymetli Hocamızın (cemaatin halini de gözettiği*) imâmet esnasındaki rüku ve secdesini kıyaslama imkanı da olması için kayıtta hiçbir kesinti yapmadan neşrediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

*Açıklama: “Cemaatin halini gözettiği” kaydında şu hususa dikkat edilmelidir:

Muhterem Hocamıza göre; “Bir insanın yalnızken derince ibadet edip başkalarının yanında sığ yapması riya; kendi kendine yaptığında verip veriştirip başkalarının yanında özenip bezenmesi ise şirk kabul edilmiştir. Rabb’inle arandaki münasebete bakacaksın; insanların mülâhazalarını nazar-ı itibara aldın mı, kirletiyorsun demektir.”

Bununla beraber, dinimizde imamet makamındaki insanın vazifesi icabı gözetmek zorunda olduğu hususlar vardır ki imamın, cemaati usandıracak şeylerden sakınması da bunlardandır: Meselâ bir imamın kırâati veya tesbihleri cemaate ağırlık verecek derecede uzatması doğru değildir. Cemaati tenfir, mekruh sayılmıştır. Rasûlullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hususta şöyle buyurur: “İçinizden biri imam olduğu takdirde namazı uzatma yolunu tutmasın. Zira cemaatin içinde büyük vardır, küçük vardır. Hasta vardır, zayıf vardır. Önemli işi olanlar da bulunur. Kendi başına namaz kılan ise, namazı dilediği kadar uzatabilir.”

92. Nağme: Millete Hesap Vermek

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Öyle güzel sohbetler oluyor ki!..

Bir taraftan, her gün bir nağme yayınlamak suretiyle “hasbihal”leri mebzul ve sıradanmış gibi sunmaktan, sohbetleri ibtizale kurban etmekten çok korkuyoruz; fakat diğer yandan, duyduğumuz enfes hakikatleri bir an önce sizlere de duyurmak, çok önemli düsturları bir kere daha hatırlatmak ve mülahazalarımızı dostlarımızla paylaşmak istiyoruz.

Bugün de Bamteli olarak yayınlanmasını bekleyemeyeceğimiz 5 dakikalık bir bölümü arz ediyoruz.

Muhterem Hocaefendi bu hasbihalde şu hususlara değiniyor:

“Hakiki bir mürşid topluma karşı hayatının hesabını vermeye her zaman hazır olmalı!” sözünden maksat nedir?

Hazreti Üstad’ın topluma hesap verişine ve hayat tarzına dair misallerden bahseder misiniz?

Muhterem Hocamız nasıl geçiniyor; çiftlik de mi kalıyor? İçinde yaşadığı ev kendisine mi ait, kira mı veriyor?

Hocaefendi kardeşleri için nasıl dua etmiş?

 

91. Nağme: Biz Biz Deyip Bizlemeyin!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

İkindi sohbetinden 5 dakikalık bir bölümü dualarınıza vesile olması dileğiyle (Bamteli olarak yayınlanmasını beklemeden) hemen arz ediyoruz.

Muhterem Hocamız bu hasbihalde “hillet” (candan kardeşlik) ve “hullet” (içten samimi dostluk) kelimeleriyle anılan hasletin gereklerini anlatıyor. En yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olabilmenin esaslarını ortaya koyuyor.

(Not: Bizlemek; ucu sivri bir değnekle dürtmek, “biz” denen tığ gibi büyük deri iğnesiyle  delmek ve akrep misillü sokmak manalarına gelmektedir.)

 

90. Nağme: Mecnun’un “Leyla” Dediği Kadar

Herkul | | HERKUL NAGME

Az önce sona eren bugünkü tefsir dersimizin 8 dakikalık bölümünde aşağıdaki soruların cevaplarını ve şu mealdeki ayetle ilgili bazı nükteleri bulacaksınız:

Ra’d Sûresi’nin 28. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“İşte onlar iman edip gönülleri Allah’ın zikriyle, O’nu anmakla huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller ancak Allah’ı anmakla itminana (huzura) kavuşur.”

Zikir ne demektir ve nasıl olur?

Zikir ile kalb huzuru arasında nasıl bir münasebet vardır?

Bir insan Allah’ın kendisinden razı olup olmadığını nasıl bilebilir?

Bazı zikirleri belli sayıda tekrar etmek kalb huzuruna vesile olur mu?

Ölüm şeklinden daha önemli olan husus nedir?

Kim bu müezzin?

89. Nağme: “Final Gecesi”nden Kalanlar

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Daha önceki notlarımızda artık sadece ders ve sohbetlerdeki konuşmaları değil nerede ve hangi vesileyle olursa olsun gerçekleşen kısa hasbihalleri bile sizinle de paylaşmaya gayret ettiğimizi belirtmiştik. Dün akşam namazı öncesi Muhterem Hocamız birkaç hafta önceki bir Bamteli’nin konusu olan “Final Gecesi”ne sözü getirdi ve onunla alakalı bazı ziyade hususlara dikkat çekti. Bu güzel sohbetin sadece o salonda bulunanlara münhasır kalmasına gönlümüz razı olmadı; bazı bölümlerini (7 dakikalık ses kaydı şeklinde) sizlere de arz etmek istiyoruz.

Final Gecesi” ifadesinden maksatın ne olduğunu merak edenler için kısaca hatırlatalım:

Müşfik Nebî, bir gece hangi işarete ve endişeye binaen, kim bilir nasıl sarsılmıştı ki, o ana kadar günler geceler boyunca tekrar edip durduğu, Hazreti İbrahim’in duası olan, “Ya Rabbî! Doğrusu onlar (putlar) insanların çoğunu saptırdılar. Artık bundan sonra kim bana tâbi olursa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, o da Senin merhametine kalmıştır, şüphesiz Sen Gafûrsun, Rahîmsin.” (İbrahim, 14/36) mealindeki ayet ile; Hazreti İsa’nın duası olan, “Ya Rabbî! Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, Aziz ü Hakîm (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibi) ancak Sen’sin!” (Mâide, 5/118) mealindeki ayeti yine sabaha kadar tekrar tekrar okumuş, ellerini kaldırıp “Allah’ım! Ümmetimi (mağfiret et), ümmetimi (mağfiret et!)” diye yalvarmış ve ağlamıştı. Bunun üzerine Allah Teâla, “Ey Cebrail! Muhammed’e git ve O’na de ki: Biz seni ümmetin hususunda razı edeceğiz ve asla kederlendirmeyeceğiz.” buyurmuştu. İşte o gece, nice zamandır devam etmekte olan derd, ızdırap, dua ve gözyaşı gecelerinin finali gibiydi, bir manada “final gecesi”ydi.

 

88. Nağme: Bamteli ve Kırık Testi’de Bu Hafta

Herkul | | HERKUL NAGME

Bugünkü “Nağme”de (her pazartesi olduğu gibi) bu haftanın Bamteli ve Kırık Testi’sini nazara vermekle yetineceğiz. Zira 43:00 dakikalık görüntülü ve 3 sayfalık yazılı sohbetin ikisi de bütün günümüzü dolduracak kadar muhtevalı.

BAMTELİ: Millet Kalesinin Tamiri ve Ramazan’da Kur’an

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi en son sohbetinde (çay faslında) asırlardan beri her yanıyla rahnedâr olmuş -bütün surlarında gedikler açılmış ve burçları yıkılmış bir kaleye benzeyen- ferdî ve içtimâî bünyenin tamirinde gözetilmesi gereken esasları anlatıyor ve (soru cevap bölümünde) şu suali cevaplıyor:

“Aslında bir mü’minin Kur’an-ı Kerim ile her zaman ciddi irtibat içinde olması gerekse de Ramazan ayında İlahî Kelam’la farklı bir münasebete geçildiği de bir gerçek. Ramazan-ı şerifi tam bir Kur’an ayı olarak değerlendirebilmemiz için tavsiyelerinizi bir kere daha lütfeder misiniz?”

http://www.herkul.org/index.php/bamteli/bamteli

***

KIRIK TESTİ: Kamil Niyetin Özellikleri (2)

Muhterem Hocamız en son yazılı sohbetinde ise,

Niyet-i tâmme ne demektir; mü’minin amelinden daha hayırlı olduğu ifade edilen niyetin hususiyetleri nelerdir?

sorusuna cevap veriyor; “Başlangıçtaki Halis Niyetin Muhafazası”, “İlahî İnayete Sunulan En Beliğ Bir Davetiye” ve “İmkânları Aşan Niyetler” alt başlıklarıyla mevzuu tahlil ediyor:

http://www.herkul.org/index.php/krk-testi/kirik-testi

87. Nağme: Muhterem Hocaefendi Ders Esnasında

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Kıymetli Hocamızın hayatında kitapların ayrı bir yeri vardır. Sair zamanlarda her fırsatta onlarla meşgul olduğu gibi, ders sırasında da merak ettiği her konuyu kaynağından bir kere daha okumak ister, bazen kitapların biri gelir biri gider. Muhterem Hocaefendi’nin bu yanını bilen insanlardan değerli âlim Molla Bedrettin Efendi geçenlerde bir kitap göndermiş. Zat-ı alilerinin bu hediyeyi ilk inceleyişini size de göstermek istedik. Ayrıca, derste rüya ve hulüm bahsi geçince hemen konuyla ilgili eseri istedi ve malumatımızı tazelemek için uzun uzun okudu; o bölümden de bir iki dakika nakletmek diliyoruz. Bundan başka, ayetler arasındaki irtibata dikkat çektiği bir anda Kur’an-ı Kerim’i mütalaa edişine dair kısa görüntüyü de 04:28 dakikalık videoya ekledik, onu da arz ediyoruz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

86. Nağme: En Hayırlı Genç ve En Şerli Yaşlı

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Sosyal medyaya adım atıp günlük mesajlar yayınlamaya başladığımız günden bu yana her an size hediye edeceğimiz malzemeyi temin düşüncesiyle oturup kalkıyoruz. Çoğunlukla derslerden latif bir bölüm, bazen bir kare fotoğraf, kimi zaman birkaç dakikalık video, başka bir vakit güzel bir hatıra veya hoş bir söz yakalayıp hemen size ulaştırmaya çalışıyoruz. Artık sadece ders ve sohbetlerdeki konuşmaları değil nerede ve hangi vesileyle olursa olsun gerçekleşen kısa hasbihalleri bile sizinle de paylaşmaya gayret ediyoruz. Bu işin hizmete vesile olduğuna inandığımız sürece de (Allah’ın izni ve inayetiyle) bu cehdimizde devamlı olacağız.

İşte bugünkü nağmemizde dersler ve sohbetler haricinde bir vesileyle dile getirilen hakikatleri arz ediyoruz:

8 dakikalık bu nağmede şu soruların cevaplarını ve aşağıda tercümesini kaydettiğimiz hadis-i şerifle ilgili bazı nükteleri bulabilirsiniz:

En hayırlı genç kimdir?

Yaşlı bir insan ne zaman zavallı bir mahluk haline dönüşür?

“Cenâb-ı Allah yedi kimseyi, Kendi zıllinden (gölgesinden) başka sığınak olmayan kıyamet gününde, zılli altında himaye edecektir.” hadis-i şerifinde zikredilen yedi zümrenin ortak özellikleri nedir?

Gerçek kardeşlik nasıl olur?

Ağlama ne zaman makbuldür?

Allah Rasûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah yedi kimseyi, Kendi zıllinden başka sığınak olmayan (kıyamet) gününde, zılli altında himaye buyuracaktır. (İlki) âdil imam, (ikincisi) ömrünü ibadet neşvesi içinde geçiren genç, (üçüncüsü) mescidlere dilbeste olan kimse, (dördüncüsü) Allah için birbirini sevip, Allah için bir araya gelen ve Allah için birbirinden ayrılan iki insandan herbiri, (beşincisi) makam ve cemal sahibi bir kadının talep ağında (nefsine başkaldırıp) “ben Allah’tan korkarım” diyen adam, (altıncısı) solundakine infak ettiği şeyden, sağındaki birşey hissetmeyecek şekilde sadakasını gizli eda eden, (yedincisi) yapayalnızken Allah’ı anıp da gözleri yaşlarla dolan.”