85. Nağme: Cuma Hutbesi

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Bu nağmemizde sizlere Muhterem Hocamızın huzurunda bugün okunan Cuma Hutbesi’ni hediye ediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

Dosyayı PDF olarak indirmek için tıklayınız

***

اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ الَّذِى هَدَانَا لِهذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْ لاَ أَنْ هَدَانَا اللهُ. وَمَا تَوْفِيقِي وَلاَ اعْتِصَامِي إِلاَّ بِاللهِ. عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ. نَشْهَدُ أنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ وَلاَ نَظِيرَ لَهُ وَلاَ مِثَالَ لَهُ. اَلَّذِى لاَ أُحْصِي ثَنَاءً عَلَيْهِ كَمَا أَثْنَي عَلَى نَفْسِهِ. عَزَّ جَارُهُ وَجَلَّ ثَنَاؤُهُ وَلاَ يُهْزَمُ جُنْدُهُ وَلاَ يُخْلَفُ وَعْدُهُ وَلاَ إِلهَ غَيْرُهُ. وَنَشْهَدُ أَنَّ سَيِّدَنَا وَسَنَدَنَا وَمَوْلاَنَا مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ. اَلسَّابِقُ إِلَى الأَنَامِ نُورُهُ وَرَحْمَةٌ لِلْعَالَمِينَ ظُهُورُهُ. صَلَّى اللهُ تَعَالَى عَلَيْهِ وَعَلَى آلِهِ وَأَوْلاَدِهِ وَأَزْوَاجِهِ وَأَصْحَابِهِ وَأَتْبَاعِهِ وَأَحْفَادِهِ أَجْمَعِينَ. أَمَّا بَعْدُ فَيَا عِبَادَ اللهِ؛ إِتَّقُوا اللهَ تَعَالَى وَأَطِيعُوهُ. إِنَّ اللهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ.

 فَقَدْ قَالَ اللهُ تَعَالَى فِي كِتَابِهِ الْكَرِيمِ أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ بِسْــمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ:

قُلْ إِن كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ

Sinelerin düşmanlığa yenik düştüğü, ruhlarda bulantıların yaşandığı, kinin, nefretin bütün bütün azgınlaştığı, herkesin birbirinin kurdu hâline geldiği şu meş’um ve kapkara günlerde bizim, sudan, havadan daha çok sevgiye, merhamete ihtiyacımız var. Şimdilerde sevgiyi unutmuş gibiyiz; şefkat sözlüklerde müracaatçısı olmayan garip bir kelime. Yok birbirimize merhametimiz, insanlara sevgimiz. Acıma hislerimiz körelmiş gibi, yüreklerimiz kaskatı ve ufkumuz düşmanlık duygularıyla simsiyah.. ve simsiyah görüyoruz herkesi ve her şeyi. Çoğumuz sürekli kavga vesilesi arıyor; yalan, iftira ve tezvirlerle birbirimizi karalıyoruz. Fertler arasında da, yığınlar mabeyninde de ürperten bir kopukluk var; “biz”, “siz”, “ötekiler” diye başlıyoruz başlarken söze. Bitmiyor parçalayıp bölme hıncımız. Kopuğuz birbirimizden ve her hâlimize aksediyor bu çözülüp dağılmalar. Bağı kopmuş tesbih taneleri gibi saçılmışız sağa sola; çekiyoruz birbirimizden, çekmediğimiz kadar gâvurlardan.

Aslında, biz Allah’tan koptuk, O da bizi birbirimizden kopardı. İnanıp sevemedik O’nu, sevilmesi gerektiği kadar; O da söküp aldı ruhlarımızdan sevme hissini. Şimdilerde, O’nsuzluğa mahkûm o bomboş sinelerimizde, sürekli bencillik hırıltıları, “sen”, “ben” homurtuları ve oturup kalkıp birbirimizi tepeleme projeleri üretiyoruz. Lânetlenmiş gibi bir hâlimiz var; çoğumuz sevme-sevilme fakîriyiz; açız şefkate, merhamete, mürüvvete. Sevmemişiz ki O’nu, aldı elimizden sevgiyi, saygıyı. Şu anda olsun dönüp de O’nu sevebilsek, sevdirecek O da bizi birbirimize. Ama uzağız sevginin asıl kaynağından; yürüdüğümüz yollar bizi O’na götürmüyor; belki daha da uzaklaştırıyor. Yıllar var ruhlarımıza sevgi yağmıyor; gönüllerimiz kupkuru çöller gibi; iç âlemimizde bir sürü boşluk.. boşluklar da âdeta yılan-çıyan yuvası. Bütün bu olumsuzlukların bir devası var; o da, Allah sevgisi…

Allah sevgisi her şeyin başı ve bütün sevgilerin de en saf, en duru kaynağıdır. Hep O’ndan akar gelir akıp gelecekse sinelerimize şefkat ve muhabbet. O’nunla olan alâkamız sayesinde güçlenip pekişecektir her türlü insanî münasebet.

Muhabbetin tecellî alanı ruhtur; biz onu nereye ve neye yönlendirirsek yönlendirelim o hep Allah’a müteveccihtir; kalbdeki dağılma ve kesrette boğulmaların ızdırabı ise bize ait, bize râcidir. Her şeye karşı duyduğumuz ve duyacağımız sevgi ve alâkayı tamamen O’na bağlayıp aşk u muhabbeti gerçek değerine ulaştırabildiğimiz takdirde, hem değişik dağınıklıklara düşmekten kurtulacak hem de dış yüzleri itibarıyla sevilip alâka duyulan şeylerden ötürü şirke düşmemiş olacağız; olacak ve bütün varlığa karşı muhabbet ve münasebetlerimizde doğru yolda bulunacağız.

Aslında O nazar-ı itibara alınmadan şuna-buna, şu nesneye-bu objeye duyulan alâka darmadağınık, gelecek vaat etmeyen, kararsız, neticesiz bir sevgidir. Mü’min herkesten ve her şeyden evvel O’nu sevmeli, diğer bütün sevimli şeylere de O’nun isim ve sıfatlarının değişik renk, değişik desen ve değişik edada birer tecellîsi olarak alâka duymalı, onları takdirlerle alkışlamalı, O’ndan ötürü öpüp öpüp yüzüne-gözüne sürmeli ve her temâşâ ettiği şeyde “Bu da Senden.. bu da Senden” deyip âdeta bir vuslat faslı yaşamalıdır. Ne var ki, bunu böyle görüp böyle duymak için de;

“Cemâlini nice yüzden görem diyen dilber / Şikeste âyineler gibi pâre pâre gerek..”

fehvasınca hep bir beyt-i Hudâ gibi tertemiz kalabilmiş gönüller, her simada Hakk’ı okuyacak âşina diller lazımdır.

Müşrikler sevdiklerini Allah gibi severler, mü’minler ise Allah’tan ötürü onlara karşı alâka duyar ve sinelerini açarlar. İnanmış gönüller, her şeyden evvel, her şeyden sonra, her şeyin önünde, her şeyin arkasında mutlak Mahbub, mutlak Maksud, mutlak Mâbud olarak Allah’a dilbeste olur; O’nu diler ve sonra da O’ndan ötürü, başta İnsanlığın İftihar Tablosu olmak üzere bütün nebileri, velileri ve diğer muhabbete değer kimseleri severler.

Allah’ı seviyor gibi sevmekle, Allah’tan ötürü sevmek birbirinden çok farklı şeylerdir. Böyle Hak yörüngeli bir sevgi, iman kaynaklı, ibadet edalı, ihsan televvünlü kutsal bir sevgidir ve kâmil mü’minlerin şiârıdır. Cismâniyet ve nefs-i emmâre üzerinde temellenen şehevânî muhabbetlerin, aşkların –ona da aşk denecekse– insan tabiatında meknûz bulunan fısk u fücûrun sesi-soluğu olmasına mukabil, Allah’a karşı olan aşk ve alâkadan başlayıp sonra her şeyi kuşatan sevgi ve o sevgiyle oturup kalkan muhibbin âh u vâhı, gökte meleklerin yudumlamaya koştukları kutsal bir iksir mesâbesindedir. Hele bir de muhabbet, maddî-mânevî bütün varlığı sevgiliye bağışlayıp kendine hiçbir şey bırakmama seviyesine yükselmişse –ki buna sevda da diyebiliriz– işte o zaman gönülde sadece mahbub mülâhazası kalır; kalb, ritmini ona bağlar, nabızlar o âhenkle atar, hisler bu âhenge dem tutar, gözler yaşlarla bu sevdayı dillendirir, kalbden, gözyaşlarının sır vermesine ve sinenin serinlemesine sitemler yükselir. Gözler çağlarken gönül ağyara dert yanma vefasızlığından iki büklüm olur ve ağlamalarına inler. Latîfe-i rabbâniye, içi kanarken, sinesi yanarken ağyara dert sızdırmamaya çalışır, çalışır ve kendi kendine;

“Âşığım dersin belâ-yı aşktan âh eyleme / Âh edip âhından ağyârı âgâh eyleme.”

diye mırıldanır. Aslında muhabbet, bir sultan; tahtı, gönüller; sesi soluğu da en tenha yerlerde ve sadece O’na açık dakikalarda seccadelere boşalan ümit, hasret ve hicran iniltileridir.

Mecazî muhabbet çocukları sokak sokak dolaşır, sevgiciklerinin dellâllığını yapar; rast geldiklerine dert yanar; mecnun gibi davranır ve sevdiklerini dillere düşürürler. Hak âşıkları gürültüsüz ve içtendirler; başlarını O’nun eşiğine kor, içlerini O’na döker ve yer yer kendilerinden geçerler; ama, kat’iyen sırlarını fâş etmezler. Ellerini-ayaklarını, gözlerini-kulaklarını, dillerini-dudaklarını O’nun emrine verir; kalbleriyle hep sıfât-ı sübhâniye matla’larında dolaşırlar. O’nun ziyâ-i vücudu karşısında âdeta erir ve bir muhabbet fânisi hâline gelirler: Duydukça daha derinden O’nu, yanarlar cayır cayır; yandıkça “daha!” derler.. yudumlarlar kâse kâse aşk şarabını; kandıkça “daha!” derler. Neler duyar neler hissederler gönüllerinin tepelerinde; duydukça “daha!” derler.. doymazlar bir türlü sevgiye; sever-sevilirler, “daha!” derler. Onlar “daha” dedikçe Hazreti Mahbub da onlara perdeler aralar, basiretlerine görülmedik şeyler sunar ve ruhlarına ne sırlar ne sırlar duyurur. Artık onlar duyarlarsa her zaman O’nu duyarlar, severlerse hep O’nu severler, düşünürlerse O’nu düşünürler ve her şeyde O’nun cemalinden, tasavvurları aşkın cilveler temâşâ ederler. An olur bütün bütün kendi havl ve kuvvetlerinden uzaklaşarak iradelerini O’nun iradesine bağlar, temayülleriyle O’nun isteklerinde erir ve bu yüce pâyeyi de O’nu gönülden sevip sevdirmeyle, bilip bildirmeyle değerlendirirler. Sevgilerini O’na itaatle seslendirir, aşklarını O’na vefa ve sadakatle dillendirir ve kalblerinin kapılarını ağyar düşüncesine karşı sürgü sürgü üstüne öyle bir sürgülerler ki giremez artık başka hayal o beyt-i mâmura. Onlar bütün benlikleriyle Hakk’a nâzırdırlar ve O’nu takdir ve tebcilleri de kendi idrak ufuklarını çok çok aşkındır. Bunun yanında, böyle bir vefaya Hakk’ın teveccüh buyuracağına da ümitleri tamdır. Öyle ki, Hak nezdindeki yerlerini, kendi nezdlerinde Hakk’a tahsis ettikleri yerle irtibatlı görür ve O’nun karşısında her zaman dimdik durmaya çalışırlar.

O’nu delice severken kat’iyen alacaklılar gibi davranmaz; her zaman verecekli olma hacâlet ve hulûsiyle, Râbiatü’l-Adeviye gibi: “Zâtına yemin ederim ki, Sana Cennet talebiyle kulluk yapmadım; Seni sevdim ve kulluğumu ona bağladım.” der, yürürler O’nun ulu dergahına coşkun bir aşk sermayesiyle; yürür ve hep O’nun kendilerine olan lütuf ve ihsanlarını yâd ederler. Kalbleriyle sürekli O’na yakın durmaya çalışır, akl u fikirleriyle de O’nun merâyâ-yı esmâsında müşâhededen müşâhedeye koşar; her şeyde muhabbetten sesler dinler, her çiçekte aşk u şevkten ayrı bir rayiha ile mest olur, her güzel manzarayı O’nun güzelliğinin tecellîsinden akisler gibi temâşâya alırlar. O’na karşı hep sevgi düşünür, sevgi duyar, sevgi konuşur, bütün eşyayı bir sevgi şöleni gibi seyreder ve bir sevgi armonisi gibi dinlerler.

Muhabbet, bu ölçüde otağını kalb yamaçlarına kurunca artık bütün zıt hâdiseler aynı şeymiş gibi duyulur; huzur-gaybet, nimet-musibet, acı-tatlı, rahat-mihnet, elem-lezzet hep aynı sesi verir ve aynı edada görünürler; zira, seven gönül, cefayı-safayı bir bilir, derdi derman gibi görür, ızdırapları kevserler gibi yudumlar; zaman ve hâdiseler ne kadar amansız olursa olsun, durur o kımıldamadan durduğu yerde en derin bir vefa duygusuyla. Gözleri hep kendisine aralanacak kapı aralığında, yatar pusuya ve değişik dalga boyundaki teveccüh ve tecellîlere açık durmaya çalışır. Sevgisini O’na saygı ve itaatle taçlandırır. Kalbi sürekli O’na inkıyat duygusuyla çarpar ve sevdiğine muhalif düşme korkusuyla tir tir titrer; titrer ve devrilmemek için de yine o biricik istinad ve istimdat kaynağına sığınır. Onun bu ölçüde sürekli sevdiğiyle muvafakat arayışı içinde olması, zamanla onu gökte ve yerde herkes tarafından sevilen bir mahbub hâline getirir. Onun hesabında sadece Hak vardır; ötelere göre de olsa beklenti içinde bulunmayı aşkına ihanet sayar; ama kendi kendine gelen iltifat ve teveccühleri reddetmeyi de saygısızlık kabul eder ve ne gelirse öper, başına kor, sonra da “Bunların istidraç olmalarından Sana sığınırım.” der inler.

Seven için aşk u iştiyak en yüksek bir pâye, sevgilinin arzu ve isteklerinde eriyip gitmek de en erişilmez bir mazhariyettir. Muhabbetin mebdeinde tevbe, inâbe, evbe, teyakkuz, sabır gibi sevgiye giriş esasları; müntehâsında da aşk, şevk, iştiyak, üns, rıza, temkin… gibi konumunun hakkını verme hususları söz konusudur. Seviyorum diyebilmek için kendinden, kendi isteklerinden arınmak, muhavere ve müzakerelerini hep O’na bağlamak, O’nu ihsas eden hususlar çerçevesinde dönüp durmak, O’nun tecellî edeceği mülâhazasıyla göz kırpmadan beklemek, bir gün mutlaka teveccüh buyurur düşüncesiyle yıllar ve yıllar boyu durduğu yerde kararlı durmak lazımdır ki bunlar sevgi yolunun ilk âdâbıdır:

Sevgi, mârifetin bağrında boy atar, gelişir; mârifet ilimle ve iç-dış ihsaslarla beslenir. Arif olmayan sevemez; ihsasları kapalı bilgisizler de mârifete eremez. Bazen sevgi Allah tarafından kalbe atılarak iç ihsasların harekete geçirilmesi de söz konusu olabilir, –ki hepimiz bazen böyle ekstradan lütuflar bekleriz– ancak, plânlarını harikulâdeliklere bina ederek durgun bir bekleme başka, kıvrım kıvrım sancı içinde aktif bekleme daha başkadır. Hak kapısının sadık bendeleri beklentilerini harekete bağlar, dinamik bir duruşa geçerler; geçer ve o durgun gibi görülen halleriyle cihanlara yetecek bir enerji üreterek müthiş aktiviteler ortaya koyarlar. Bunlar, âşık u sâdıklardır ve belli hususiyetleri haizdirler: Sevgili’nin her muamelesini gönül hoşnutluğuyla karşılar ve Nesîmî gibi;

“Bir bîçare âşıkem ey Yâr Senden dönmezem / Hançer ile yüreğimi yar Senden dönmezem!”

der, hep bir vefa tavrı sergilerler. Her zaman ciddî bir vuslat arzusuyla kıvranır dururlar; ama, hallerinden de asla şikâyet etmezler. O’ndan başka bütün beklentileri kafalarından söker-atar, hep maiyyet rüyalarıyla oturur kalkarlar. O’nsuz geçen ömrü hiç mi hiç hesaba katmaz ve O’nsuz hayatı hayat saymazlar. Sohbetlerini hep sohbet-i Cânan hâline getirir, O’nun adıyla seslerini-soluklarını melekûtî bir derinliğe ulaştırır ve hep şu mülahazalarla dolup taşarlar:

Gönül Sen’i bulmuş ise / Başkasını arar mı hiç!

Ateşine yanmış ise / Başka nâra yanar mı hiç!

Sen’i bulanlar bulmuştur / Akıp akıp durulmuştur,

Senin aşkınla dolmuştur / Başkasıyla kanar mı hiç!

Var eden Sen’sin cihânı / Varlığın canların cânı;

Bulanlar Sen’de ummânı / Başka göle dalar mı hiç!

Adı her yanda okunan / Sînede dertlere derman,

Gönülden Sana inanan / Başkasın Rab sanar mı hiç!

Cemâline hayran kalan / Muhabbet yolunda olan;

Peteğinde balın bulan / Başka bala banar mı hiç!

Sen’i görüp Sen’i bilmiş / Koşup koşup Sana ermiş,

Gelip Haremgâha girmiş / Başkasını sorar mı hiç!

Peki ya, bir kulun acz, fakr, şükür, şevk ve iştiyak hisleriyle böyle sürekli inleyişine karşı engin rahmet sahibi Hazreti Ganiy-yi Mutlak’ın mukabelesi nasıl olur? Uhrevî mukabeleyi tavsif etmeye ne insan idraki ve tasavvur kabiliyeti kifayet eder ne de kelimeler yeter. Fakat Ehlullah’tan bazılarının meseleye tedellî zaviyesinden yaklaşıp “Allah sevmeyince siz sevemezsiniz; O sizden razı olmayınca, siz rıza ufkuna eremezsiniz.” demeleri mahfuz; şart-ı âdî planında kul Mevlâ’yı sevince, Mevlâ da onu sever; sever ve muhabbet-i münezzehesine yakışır şekilde muamele eder. Alvarlı Efe hazretleri bu hakikati ne güzel seslendirir:

“Sen Mevlâ’yı seven de / Mevlâ seni sevmez mi?
Rızasına iven de / Hak rızasın vermez mi?
Sen Hakk’ın kapısında / Canlar feda eylesen
Emrince hizmet etsen / Allah ecrin vermez mi?
Sular gibi çağlasan / Eyyub gibi ağlasan,
Ciğergâhı dağlasan / Ahvalini sormaz mı?
Derde dermandır bu dert / Dertliyi sever Samed,
Derde dermandır Ehad / Fazlı seni bulmaz mı?”

Evet, Zât-ı uluhiyete muhabbet ve ubudiyet, dünyalara bedeldir. Zira, O’na aşk u iştiyakla yönelen herkes, alâkasının seviyesine göre mukabele ve iltifâta mazhar olur; beşerî boşluklardan ve karanlıklardan kurtulur; hususî rahmet ve inâyetler bulur. Bu hakikati hikmetâmiz bir üslupla vurgulayan bildiğiniz bir menkıbeyi hatırlatarak hutbeyi bitireceğiz:

IV. Murad devrinde, Erzurum’da bir Habib Baba varmış. Evliyaullah’tan olduğu söylenen bu zat, hacca gitmeye karar vermiş. O dönemde hacılar dört bir taraftan gelip İstanbul’da toplanır, oradan da kervanlar halinde yola çıkarlarmış. Habib Baba da, İstanbul’a kadar gelmiş ve “Yola çıkmadan evvel bir temizlik yapayım” deyip bir hamama gidivermiş. Olacak ya, o gün Padişahın vezirleri hamamı kiralamış ve kendilerine tahsis etmişler; dolayısıyla onlardan başka hiç kimse içeri alınmıyormuş. Habib Baba da bu yasağa takılacakmış ki, “Oğul, bu garibe zorluk çıkarma, ben şu kurnacıkta yıkanıveririm, kimseyi rahatsız etmem” diye yalvarıp yakarınca, oranın sahibi bu ihtiyarın haline acımış ve ona bir köşede yıkanması için izin vermiş. Çok geçmeden vezirler bütün ihtişam ve debdebeleriyle gelmişler. Bu arada, tebdil-i kıyafet ederek halkın içinde dolaşmayı itiyad edinen IV. Murad da, bu hamama gelmiş; kimliğini izhar etmek istemediğinden o da bir miskin edasıyla istirhamda bulununca, bizim Habib Baba’nın yanında yıkanmak şartıyla, içeri girmiş. Bir aralık, Habib Baba ona sırtını keselemeyi teklif etmiş ve keselemiş. Sonra sırt keseleme sırası padişaha geçmiş. IV. Murad elindeki keseyi Habib Baba’nın sırtında gezdirirken, ona latife yapmak istemiş; “Bir bize bak, bir de şu vezirlerin keyifli hallerine. Bu dünyada padişaha vezir olmak varmış” demiş. Habib Baba mütebessim çehresine bambaşka bir sevimlilik katan ses tonuyla şöyle cevap vermiş: “A dostum, öyle bir Padişaha vezir ol ki, bütün bu vezirlerin padişahına, senin uyuzlu sırtını keseletsin!”

İşin doğrusu Habib Baba’yı zikrederken, günümüzün karasevdalılarını da anmadan geçemeyeceğim. Zira, dünyanın yüz kırkı aşkın ülkesinde renkleri, dilleri, dinleri, kültürleri farklı farklı insanların adanmış ruhlara ve onların samimi hizmetlerine kucak açmaları, değil Sultan’ın sırt keselemesiyle hiçbir dünyevî mazhariyetle kıyaslanamayacak bir hadisedir. Sultanlar Sultanı Mevlâ-yı Müteâl, devlet adamlarından tüccarına, akademisyenlerinden sanatçılarına, diyanet mensuplarından halkına kadar binlerce gönlü, muhabbet fedailerine musahhar kılmaktadır. Bunu, Allah sevgisinden ve O’nun hüsn-ü kabule mazhar etmesinden başka bir vesileyle açıklamak mümkün değildir. Evet, onlar muhabbet sermayesiyle cihana açıldılar, Mahbub-u Hakikî de bu kalb insanlarına melek kanadından tüyler ihsan ederek dünyada onları beklenmedik muvaffakiyet sürprizleriyle şereflendirdi. Dileriz ötede de vuslat gölgesiyle serinletir.. kutsîler arasına alır.. özel konuklarına gösterdiği iltifatı gösterir.. sonra da bütün bu lütuflarını hoşnutluğuyla taçlandırır.

Hâsılı: “Öyle bir dildâre dil ver, eyleye dilşâd seni / Öyle bir dâmeni tut ki, ede ber-murâd seni!”

أَلاَ إِنَّ أَحْسَنَ الْكَلاَمِ وَأَبْلَغَ النِّظَامِ. كَلاَمُ اللهِ الْمَلِكِ الْعَزِيزِ الْعَلاَّمِ. كَمَا قَالَ اللهُ تَبَارَكَ وَتَعَالَى فِي الْكَلاَمِ.

 وَإِذَا قُرِئَ الْقُرْآنُ فَاسْتَمِعُوا لَهُ وَأَنْصِتُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ. أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ. بِسْـمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ:

قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ. اَلْحَمْدُ للهِ حَمْدَ الْكَامِلِينَ كَمَا أَمَرَ. نَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ اللهُ وَنَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ النَّبِيُّ الْمُعْتَبَرُ. تَعْظِيمًا لِنَبِيِّهِ وَتَكْرِيمًا لِفَخَامَةِ شَانِ شَرَفِ صَفِيِّهِ. فَقَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ مِنْ قَائِلٍ مُخْبِرًا وَآمِرًا: {إِنَّ اللهَ وَ مَلاَئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّ. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَ سَلِّمُوا تَسْلِيمًا} لَبَّيْكَ…

{ إِنَّ اللهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَي وَيَنْهَي عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ. يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ }

 Dosyayı PDF olarak indirmek için tıklayınız

84. Nağme: M. Hocaefendi Namaz Kıldırıyor

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bugün Muhterem Hocamızın en son kıldırdığı namazlardan birini paylaşmak istiyoruz. 09:19 dakikalık bu “nağme”de Muhterem Hocaefendi sabah namazının ilk rek’atında İnfitâr Sûresi’ni, ikinci rek’atta ise A’lâ Sûresi’ni okumaktadır. Kıymetli Hocamızın (cemaatin halini de gözettiği) imâmet esnasındaki rüku ve secdesini kıyaslama imkanı da olması için kayıtta hiçbir kesinti yapmadan neşrediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

83. Nağme: Milletçe Beraatımızın Vesilesi

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Keşke bu 9:30 dakikalık sohbeti daha erken hazırlayabilseydik de şu mübarek gecede dünyanın her yanındaki arkadaşlarımız anlatılan hususlarla alâkalı hislerle dolup dualar etselerdi.. heyhat, ancak yetiştirebildik. Evet, hem ferdî hem de içtimaî beraatımız için anahtar sayılabilecek hakikatleri ihtiva eden bu kısa hasbihali dualarınızda yer alabilmek reca ve istirhamıyla arz ediyoruz.

Gece âleminin taçlarından olan Beraat kandilinizi tebrik eder; dualarınıza muhtaç bulunduğumuzu hatırlatarak, sağlık, afiyet ve saadetler dileriz.

Muhabbetle…

81. Nağme: Bamteli ve Kırık Testi’de Bu Hafta

Herkul | | HERKUL NAGME

Bugünkü “Nağme”de (her pazartesi olduğu gibi) bu haftanın Bamteli ve Kırık Testi’sini nazara vermekle yetineceğiz. Zira 44:00 dakikalık görüntülü ve 3 sayfalık yazılı sohbetin ikisi de bütün günümüzü dolduracak kadar muhtevalı.

BAMTELİ: Mü’minin Tatili ve Lüks Hayat

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi en son iki sohbetinde (iki günlük sohbeti beraber arz ediyoruz) şu soruları cevaplıyor:

Soru: 1) Özellikle yaz mevsiminde zihinleri tatil düşüncesi meşgul ediyor. Bazen sıla-yı rahim vecibesi de bahane yapılıp birkaç ay tatil psikolojisiyle geçiriliyor. Umumî manada mü’minlerin hususî planda da irşat erlerinin tatil anlayışları nasıl olmalıdır?

Soru:2) İmkanların genişlemesiyle birlikte “Allah kuluna ihsan buyurduğu nimetlerin eserini onun üzerinde görmek ister” hadis-i şerifi de mesned kabul edilerek, Kur’an-ı Kerim tarafından “mütrefîn” sözcüğüyle vasıflandırılan insanların hayat tarzı benimsenmeye ve yaygınlaşmaya başladı. Nimeti izhar etme ile mütref olmama arasındaki denge hangi hususlara bağlıdır?

http://www.herkul.org/index.php/bamteli/bamteli

***

KIRIK TESTİ: Kamil Niyetin Özellikleri

Muhterem Hocamız en son yazılı sohbetinde ise,

Niyet-i tâmme ne demektir; mü’minin amelinden daha hayırlı olduğu ifade edilen niyetin hususiyetleri nelerdir?

sorusuna cevap veriyor; “Ameller ancak niyetlere göredir” hadisini şerh ediyor; niyeti ağızla söylemenin bazen insanı aldatabileceğini ve niyette “kalbin kastı”nın esas olduğunu anlatıyor:

http://www.herkul.org/index.php/krk-testi/kirik-testi

 

80. Nağme: Kur’an’ın Gölgesinde Ra’d Sûresi

Herkul | | HERKUL NAGME

Sabahki tefsir dersimizin 7:34 dakikalık bölümünde aşağıdaki soruların cevaplarını ve şu mealdeki ayetle ilgili bazı nükteleri bulacaksınız:

Ra’d Sûresi’nin 2. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Allah O’dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz.”

Merhum Seyyid Kutub, “Fî Zilâli’l-Kuran” adlı tefsirinde Ra’d Suresi’ne başlarken hangi hususlara değinmektedir?

Kur’an-ı Kerim’in esrârını kimler anlayabilir?

İlahî Kelam kimlere cömertlikte bulunur?

Arş ile alâkalı düşüncenin temeli nasıl olmalıdır?

Bütün işleri O yönetiyor.” ayeti âlem-i emir açısından nasıl anlaşılmalıdır?

 

79. Nağme: Nasılsınız?!.

Herkul | | HERKUL NAGME

6 dakikalık bu hasbihalde şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

Selef-i sâlihîn “Nasılsınız?” sorusuna ne cevap verirlerdi?

Gaye-i hayal ile âkıbet endişesi arasında nasıl bir fark vardır?

Ehl-i dünyanın bizde yaptığı en büyük tahribattan biri olan günümüzün hastalığı nedir?

Gerçek tevbe nasıl olur?

78. Nağme: Dağınık Halimiz ve İslamî Heyecan

Herkul | | HERKUL NAGME

5 dakikalık, muhasebe ağırlıklı bu hasbihalde şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

Konuşan insan için dinleyicinin ilham vesilesi ya da varidât engeli olması söz konusu mudur?

Cuma hutbesi nasıl dinlenmelidir?

Cuma namazlarında iyice zâhir olan dağınıklığımızın asıl sebebi nedir?

Perişan halimizin hesabını sormaya nereden başlamalıyız?

İslamî heyecan nasıl olur?

77. Nağme: Müjdecinin Hediyesi

Herkul | | HERKUL NAGME

Sabahki tefsir dersine ait 05:39 dakikalık bu nağmede aşağıda meali verilen ayet-i kerimeyle alâkalı bazı nükteleri, Hazreti Yakup’un müjdeciye verecek bir şey bulamayınca ona dua etmesinin hatırlattıklarını ve ekte sıralanan soruların cevaplarını bulacaksınız:

Yusuf Sûresi’nin 101. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Ya Rabbî! Sen bana iktidar ve hakimiyet verdin. Kutsal metinleri ve rüyaları yorumlama ilmini öğrettin. Ey gökleri ve yeri Yaratan! Dünyada da, âhirette de mevlam, yardımcım Sensin. Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı ve dürüst insanlar arasına dahil eyle!”

Hazreti Yusuf (aleyhisselam) talebini dile getirmeden önce geçmişte mazhar olduğu nimetleri sayıp dökerken ne kastetmektedir?

Dua ve ibadetlerde istekleri sıralamadan önce Cenâb-ı Hakk’a hamd ü senâda bulunma adaptan mıdır?

Dua, hediye ve mükâfat sayılır mı?

Kur’an okumayı öğrenen, bir sure ezberleyen ya da hatim eden bir çocuğa nasıl mukabele edilmelidir?

 

76. Nağme: Hocaefendi Fıkra Anlatıyor: Kurttan Alınan Ders

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bazı arkadaşlarımız Muhterem Hocamızı hep gözü yaşlı gördükleri için çok üzüldüklerini ve tebessüm eden kareler de beklediklerini ifade eden mesajlar gönderiyorlar. İşin doğrusu yüzünüzde gülümseme ve gönlünüzde inşirah hasıl edecek görüntüler paylaşmayı çok arzuluyoruz. Heyhat ki karşımızda insanlığın ve ümmet-i Muhammed’in dertleriyle iki büklüm bir insan var.

Rasûl-ü Ekrem Efendimiz hayatı boyunca sadece üç defa –kendisine yakışan keyfiyet içinde– gülmüş ve asla gayr-i ciddiliğe geçit vermemişti. Bununla beraber, tebessüm etme, insanlara yumuşak davranma, herkese bağrını açma ve yanında herkesin rahat hareket etmesine imkan tanıma hususlarında örnek olmuş; gerekirse mehafet ve mehabet halini bile baskı altına alarak insanları rahat ettirme ve onları boğmama esasına işaretlerde bulunmuştu. Muhterem Hocamız, Rehber-i Ekmel’in sünnetine uyarak muhataplarına hep tebessümle muamelede bulunuyor; şu kadar var ki, bir taraftan, hürmet duygularını davet eden bir vakar ve heybet, diğer taraftan da sevgiyi celbeden bir tevazu ve mahviyet içinde hareket ediyor.

Bazı hak dostlarının, sürekli marifet ufkunda bulunmaları itibarıyla hep mehabet ve mehafet yaşayan talebelerine biraz nefes aldırmak ve tam canları gırtlaklarına geldiği sırada onlara oksijen yudumlatmak için espri ve nüktelere başvurmaları türünden, bazen hikmet edalı olan ve belli bir gayeye matuf dile getirilen mizah diyebileceğimiz türden latife, nükte, kıssa ve menkıbeler de anlatıyor.

İşte, bu nağmede Muhterem Hocamızın en sondan bir önceki ikindi sohbetinde anlattığı bir fıkrayı seyredebilir ya da dinleyebilirsiniz.

Muhabbetle…

 

75. Nağme: Komutanlar da Ağlar mı?

Herkul | | HERKUL NAGME

Genelkurmay Başkanı’nın şehit cenazesindeki gözyaşları nasıl değerlendirilmelidir?

“Ağlamayan da kaybetti ağlayan da!..” sözüyle ne kastedilmektedir?

Cehennemin alevlerini söndürecek olan iksir nedir?

Hangi gözyaşları insana kayıplar yaşatır?

Peygamberce ağlama nasıl olur?

***

Sevgili Dostlar,

Muhterem Hocamız ikindi namazından sonraki çay faslında yukarıdaki soruların cevaplarını da ihtiva eden bir konuşma yaptı. O iç yakıcı sözleri 9 dakikalık video ve ses kayıtları şeklinde hiç vakit kaybetmeden sizlerle paylaşmak istiyoruz.

Hürmetlerimizle…

74. Nağme: Bamteli ve Kırık Testi’de Bu Hafta

Herkul | | HERKUL NAGME

Bugünkü “Nağme”de (her pazartesi olduğu gibi) bu haftanın Bamteli ve Kırık Testi’sini nazara vermekle yetineceğiz. Zira 36.51 dakikalık görüntülü ve 4 sayfalık yazılı sohbetin ikisi de bütün günümüzü dolduracak kadar muhtevalı.

BAMTELİ:  Nefis, İkbal ve Âhiret

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi en son sohbetinde şu soruları cevaplıyor:

Soru: 1) “Bir tevcihe göre, Hazreti Yusuf’un “Nefsimi tebrie etmem” deyişi ve Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in “Beni nefsimle baş başa bırakma” duası nazar-ı itibara alınırsa, peygamberler de nefislerinden korkmuşlar mıdır?”

Soru: 2) Kur’an-ı Kerim’in Hazreti Yusuf’a Mısır’da itibar ve iktidar verildiğini anlattıktan hemen sonra ahiretteki ücret ve mükâfata vurguda bulunması hangi mesajları ihtiva etmektedir?

http://www.herkul.org/index.php/bamteli/bamteli

***

KIRIK TESTİ: Nazarî ve Amelî Milliyetperverlik

Muhterem Hocamız en son yazılı sohbetinde ise,

“Nazarî ve amelî milliyetperverlikten bahsediyorsunuz. Bu ifadelere yüklediğiniz mânâları lütfeder misiniz?”

sorusuna cevap veriyor; ırkçılık ile müsbet milliyetçilik arasındaki farkı ve “amelî milliyetçilik” tabiriyle kastedilenleri anlatıyor:

http://www.herkul.org/index.php/krk-testi/kirik-testi

73. Nağme: Azıcık Sermaye

Herkul | | HERKUL NAGME

Yusuf Sûresi’nin 88. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Onlar Mısır’a varıp Yusuf’un huzuruna girerek ‘Aziz vezir!’ dediler, ‘biz de, ailemiz de yine darlık ve sıkıntıya düştük, biz bu sefer pek az bir meblağ getirebildik. Lütfen bize tahsisatımızı tam ölçek ver de parasını veremediğimiz kısmı da sadakanız olsun. Şüphesiz ki Allah tasadduk edenleri fazlasıyla ödüllendirir.”

Bu 6 dakikalık ses kaydında, meali verilen ayet-i kerimeyle alâkalı bazı nükteleri ve şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

İnsanın ibadet ü tâati ne ölçüde bir sermaye sayılır?

Yusuf Aleyhisselam’ın kardeşleri Mısır’a gelip giderken onu neden tanıyamadılar?

Hazreti Yusuf kıssasını nasıl okumalıyız ki ibret alabilelim?

Sadaka sevap kazanma niyetiyle verildiğine göre, Cenâb-ı Hakk’a dua ederken “Bana tasaddukta bulun!” denir mi

72. Nağme: Kınama Yok!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Yusuf Sûresi’nin 91. ve 92. ayetlerinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Kardeşleri şöyle dediler, ‘Vallahi de, tallahi de Allah seni bize üstün kılmıştır. Doğrusu bizler suçlu idik!’ Yusuf şöyle cevap verdi: Bugün sizi kınayacak, serzenişte bulunacak değilim! Dilerim Allah da sizi affetsin. Çünkü merhamet edenlerin en merhametlisi O’dur.”

Bu 6 dakikalık ses kaydında, meali verilen ayet-i kerimelerle alâkalı bazı nükteleri ve şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

Bir insanı affetmek için ondan illâ özür beklenmeli midir?

“Hakkımı helal ettim” demedeki mahzurlu ima nedir?

“Veren el olmak” sadece infakla mı alâkalıdır?

Peşinde olunması gereken “kıvam” hangi esas üzerindedir?

Saniyeler sene haline nasıl çevrilebilir?

71. Nağme: Felç

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Bu sabahki derste muhterem Hocamız bir ağabeyimizin sıhhatini sordu. O kıymetli şahsın “felç” hastalığıyla imtihan olduğu söylenince çok üzüldü. Bu haberden hareketle, umumi musibetlere, özellikle de herhangi bir felç rahatsızlığına karşı insan için bir kalkan mesabesinde olan aşağıdaki duaya vurguda bulundu.

Yaklaşık 2 dakikalık bu ses kaydında şu hususlar zikrediliyor:

Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam) şöyle buyuruyor:

“Her kim şu duayı her günün sabahında ve her gecenin akşamında üç defa okursa artık ona hiçbir şey zarar veremez:

بِسْمِ اللَّهِ الَّذِي لا يَضُرُّ مَعَ اسْمِهِ شَيْءٌ فِي الأَرْضِ وَلا فِي السَّمَاءِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Adı(nın anılması)yla ne yerde ve ne de gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın ismiyle ki, O Semî ve Alîm’dir.”

(Sahîh-i Buharî, Deavât, 3310; Sünen-i ibn-i Mace, Dua, 3809)

Bu hadis-i şerîfin ravîlerinden olan Ebân ibn-i Osman (radiyallahu anh) kısmî bir felce maruz kalır. Arkadaşlarından birisi, “Hani bu dua felce karşı kalkandı?!.” dercesine, ona başına gelen bu hadiseyi îma eder bir tavır içinde bakmaya başlayınca Hazreti Ebân şöyle der: “Niçin bana öyle bakıp duruyorsun? Hadis-i şerif gerçekten de benim size naklettiğim gibidir; ben yalan söylemedim. Benim bu durumuma gelince, ben bu gün o duayı okumayı unutmuştum. Allah’ın (celle celâlühû) kaderi de işte bu şekilde tecellî etti!”

70. Nağme: Yâ Esefâ alâ Yusuf!

Herkul | | HERKUL NAGME

Yusuf Sûresi’nin 84. ve 86. ayetlerinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Onlardan yüzünü çevirip öte tarafa dönerek ufuklara seslendi: Ya esefâ alâ Yusuf! (Ey Yusuf’un hasret ateşi, yetti artık, yetti!) diye diye, üzüntüsünden gözlerine ak düşmüştü. (…) Dedi ki: Şüphesiz ben dağınıklığımı, keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum…”

 Bu 7 dakikalık ses kaydında, meali verilen ayet-i kerimeyle alâkalı bazı nükteleri ve şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

Musibet zamanlarında ağlamak câiz midir?

Hüzün duyup teessüf etmenin caiz olmayan şekilleri de var mıdır?

Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) yasakladığı iki ses hangileridir?

Gerçek sabır ne zaman olur?

Şikayet kimden kime olmalıdır?

Peygamberler ve sâlih kullar başta olmak üzere insanların Cenâb-ı Hak karşısında kendilerinden şikayetçi olmaları nasıl değerlendirilmelidir?

 

69. Nağme: Göz Değmesi ve Nazar Duası

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Bu sabah tefsir dersinde Yusuf Sûresi’ndeki bir ayet münasebetiyle nazar konusunu da işledik. Gerçi muhterem Hocamız tarafından (bazı dostlarla beraber) Nazlı Ilıcak Hanımefendi’ye (de) hediye edilen (Hocamızın el yazısıyla nazar duası işlenmiş) bir kolyenin sosyal medyada çokça konuşulduğu bir günde bu mevzuyla ilgili bir kayıt neşretmek ne kadar uygun bilemiyoruz; fakat “dersimizin konusunun ve kolye mevzuunun aynı güne denk gelmesi tamamen tevafuktur” diyerek bazı dikkat çekici yorumları paylaşmak istiyoruz.

Yusuf Sûresi’nin 67. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Sonra şöyle dedi: Oğullarım (şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin…”

Bu 8 dakikalık ses kaydında, meali verilen ayet-i kerimeyle alâkalı bazı nükteleri ve şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

Göz değmesi nasıl olur?

Hasetçinin yanı sıra takdir eden kimsenin nazarı da değer mi?

Nazarlık ve nazar duası ile alâkalı doğru düşünce nasıldır?

Başkasına nazarımızın isabet etmemesi için hangi tedbire başvurmalıyız?

Nazardan korunabilmek için neler yapılmalıdır?

 

68. Nağme: Hocaefendi’nin Dua Saati

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Muhterem Hocaefendi’den çokları dua istemekte, hatta nazı geçenler isim listesi göndermektedirler. Aslında o listelerin altından kalkmak ve bütün isimleri teker teker okumak çok zor. Bunun için de, yanında kalan kimseler, Hocamızın rahatsızlıklarını, meşguliyetlerini ve istirahatini düşünerek sütre vazifesi görmeye çalışmakta; “Ne olur, Hocamıza gadretmeyelim; bakın yazılarını yazacak vakit bile bulamıyor ama her gün isimleri sayıp, onlara dua etmek için bir sürü vakit ayırmak zorunda kalıyor!..” demekte, bu konudaki talepleri azaltmaya gayret göstermekte ve hatta bazen -dua isteyenlere hak vermekle beraber- kırıcı bile olmaktadırlar. Fakat, ne yapsınlar.. Hocamız eline ulaştırılan isimleri hiç olmazsa bir kere zikretmekte ve haklarında dua etmektedir. Kendisine ulaştıktan sonra o isimleri bir kerecik de olsa anmadan, listeyi elinden almak mümkün değildir. Dahası, o isimlerin sahiplerine hürmeten listeleri çöpe atmamakta, yakmamakta, parça parça etmemektedir; sadece mübarek bir tohum misillü toprağa gömülmesine izin vermekte ve bunu da hayırla te’vil etmektedir. Dua talepleri karşısındaki mülahazaları şu şekildedir:

“Aslında, her zaman, umumi manada herkesi kuşatacak dualar ediyorum. Fakat, bazen hususi dua istekleri de oluyor. Kimi zaman onlarca isim verilince her gün dünya kadar insana dua ediyorum. Benim duamdan ne olur ki!.. Fakat, madem hatır ortaya koyuyorlar ve “Ne olur ‘amin’ de!..” diyorlar; ben de hüsn-ü niyetli bu insanlara hürmeten “Allah’ım beni de, onları da Kendi yolunda halisane hizmete muvaffak kıl!” diye Rabbime niyaz ediyorum. Kendim için ne istiyorsam onlar için de aynısını istiyorum. Benden dua isteyenleri kırmıyorum; taleplerini yerine getirmeyi dostlar arasındaki münasebetler açısından çok lüzumlu görüyor ve bir vefa borcu sayıyorum. Fakat, Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ederken, kendimi nefyetmenin yanı başında, o insanların iyi niyetlerini boşa çıkarmaması için Rabbime yalvarıyorum.”

Evet, bu duygularla gecesinin bir bölümünü duaya ayıran Muhterem Hocamız, ayrıca senelerdir günün yarım saatini “dua zamanı” olarak tahsis ediyor. Her gün en az yarım saat çevresinde bulunan insanlarla beraber “ümmet-i Muhammed” için tazarru ve niyazda bulunuyor.

Bugünün hediyesi olan “nağme” Muhterem Hocamızın geçen akşamki dua saatinden kısa bir bölüm içeriyor.

Muhabbetle…

Dosyayı indirmek için tıklayınız

67. Nağme: Bamteli ve Kırık Testi’de Bu Hafta

Herkul | | HERKUL NAGME

Bugünkü “Nağme”de (her pazartesi olduğu gibi) bu haftanın Bamteli ve Kırık Testi’sini nazara vermekle yetineceğiz. Zira 41:36 dakikalık görüntülü ve 4 sayfalık yazılı sohbetin ikisi de bütün günümüzü dolduracak kadar muhtevalı.

BAMTELİ: Türkçe Olimpiyatları ve “Gurbet Bitsin!” Çağrısına Cevap

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin,

Sayın Başbakanımızın “hüzünlü gurbeti bitirme daveti” ile alâkalı mülahazalarınızı lütfeder misiniz?

sorusuna cevap verdiği kısmını iki gün önce yayınladığımız sohbetin tamamını ve

Türkçe Olimpiyatları’nı sadece dil eğitimi üzerinden değerlendirmek doğru mudur? Dünü, bugünü, yarını ve gayeleri açısından Türkçe Olimpiyatları’yla alâkalı düşüncelerinizi lütfeder misiniz?

sualinin cevabını seyredebilirsiniz.

Ayrıca, bu sohbetin çay faslında Muhterem Hocaefendi,

“Cânımı cânan isterse minnet cânıma / Can nedir ki anı kurban etmeyeyim cânânıma.” (Fuzulî)

sözünden hareketle bazı hakikat damlaları serdediyor.

http://www.herkul.org/index.php/bamteli/bamteli

***

KIRIK TESTİ: İntihar

Muhterem Hocamız son yazılı sohbetinde ise,

“Günümüzde sosyal bir afet halini alan intihara karşı İslâm’ın bakış açısı nasıldır? İnsanı, dünyevî-uhrevî felakete sürükleyen intiharın ardındaki sebep ve sâikler nelerdir?”

 sorusuna cevap veriyor.

“Katmerli Cinayet: İntihar Saldırıları”

konusunu şerh ediyor:

http://www.herkul.org/index.php/krk-testi/kirik-testi

66. Nağme: Nefis, Aşk, Temsil ve İstiğfar

Herkul | | HERKUL NAGME

Yusuf Sûresi’nin 53. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Doğ­ru­su, ben nef­si­mi te­mi­ze çı­kar­mam. Çün­kü Rab­bi­min mer­ha­met edip ko­ru­duk­la­rı ha­riç, ne­fis da­ima fe­na­lı­ğı is­ter, kö­tü­lü­ğe sev­k e­der. Şüphesiz Rab­bim Ga­fûr­’dur, Ra­hîm’­dir (af­fı ve mer­ha­me­ti bol­dur).”

Bu 9 dakikalık ses kaydında, meali verilen ayet-i kerimeyle alâkalı bazı nükteleri ve şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

Mısır Azizi’nin eşi aşk-ı mecazîden aşk-ı hakikîye yürüyebildi mi?

Hazreti Yusuf’un Mısır halkı ve bilhassa Zeliha karşısındaki duruşu günümüzün irşad erlerine hangi mesajları vermektedir?

Ölümün kardeşi olan uykuya dalarken hangi ayetler ve dualar okunmalıdır?

 

65. Nağme: “Gurbet Bitsin!” Çağrısına Cevap

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Birkaç saat önceki ikindi sohbetinde Muhterem Hocaefendi’ye şu iki soruyu sorduk:

Soru: 1) Türkçe Olimpiyatları’nı sadece dil eğitimi üzerinden değerlendirmek doğru mudur? Dünü, bugünü, yarını ve gayeleri açısından Türkçe Olimpiyatları’yla ilgili düşüncelerinizi lütfeder misiniz?”

Soru: 2) Sayın Başbakanımızın “hüzünlü gurbeti bitirme daveti” ile alâkalı mülahazalarınızı lütfeder misiniz?

Muhterem Hocamız ilk soru münasebetiyle Türk Okulları, Türkçe öğretimi, fedakar öğretmenler, olimpiyat gösterileri ve misafir öğrencilerin ayrılık esnasındaki gözyaşları ile ilgili çok güzel açıklamalarda ve yorumlarda bulundu. İnşaallah bu bölümle beraber sohbetin tamamını Pazartesi gününden itibaren Bamteli sayfamızda bulabileceksiniz.

Size söz verdiğimiz üzere aziz Hocamızın ikinci soruya cevap sadedinde söylediklerini hemen arz ediyoruz. Hürmetle…

 

Sohbetin aynıyla yazıya dökülmüş hali:

Estağfirullah. Bunu hemen söyleyeyim: O, kendine yakışanı yaptı. Fakat o ilk değil; sayın Cumhurbaşkanı da, o da, açıktan açığa dedikleri de oldu, bir vasıta ile bana söyledikleri de oldu. Ricâl-i devletten daha başkaları da kendilerine yakışan o civanmertliği sergilediler; bugüne kadar ben defaatle duydum, o arkadaşlardan yanıma gelenler de aynı şeyleri teklif ettiler; “Artık Türkiye’ye gelme zamanı değil mi?” dediler.

Şimdi, onlar bununla kendilerine düşen, kendilerine yakışanı yapıyorlar. Ben de -ben demek de çok çirkin bir şey- ben de kanaat-i âcizânemce bana yakışanı yapmam lazım. Şimdi onlar davet ederler, gel derler, normaldir. Millet de, onlar davet etmeleri lazım geliyor gibi onlara bakabilirler. Ve nitekim zannediyorum orada alkışın ritmi, dozu biraz yükselince de herhalde, öyle bir talep imajı aldı sayın Başbakan ve ondan da “anlıyorum” dedi, yani oradaki anlayışını da ortaya koydu. Halk da öyle diyebilir; onlar çağırdığı zaman, çağırmasalar ben gidemem, Türkiye emin, böyle güvenli bir yer değil, dolayısıyla başıma gâile açarım, dert açarım başıma (diye gitmiyorum zannediliyor olabilir.)

Arz edeceğim şeyler böyle yakışıksız şeyler olabilir de ben hiçbir zaman böyle başıma dert açacağım mülahazası yaşamadım. 27 Mayıs gördüm, tekdir gördüm, hatta ölümle tehdit edildim. Karşıma çıkan bir emniyet amiri, merdivenlerin başında, eğer dur demeseydi, o dramatik filmlerde olduğu gibi, merdiven boşluğundan aşağıya atacaktı beni. Dur deyince durdu orada. Sonra da beni kovdu oradan. Ne arıyorsun burada, Caminin imamı yani, askere gitmemiştim daha o gün. 12 Mart ondan sonra geldi. Üç sene mahkeme sürdü, ben üç sene mahkûmiyet aldım. Bir sene de sürgün aldım. Ve aylarca içeride kaldım. Ama buna seve seve gittim, hiç şikâyet etmedim. Şikâyet ettimse, siz de bilirsiniz. 12 Eylül’de bir şaki gibi 6 sene kaçtım sadece. İçeriye girenler dediler ki “gireni iflah etmiyorlar.” Askeriyeden ayrılma rahmetlik Cahid Efendi “Aman Hocam” dedi. İçeriye girdi çıktı. Kader başta beni teslime götürmeyen bir yol irae etti (gösterdi) bana. Ben de o yolda yürüdüm. Teslim olmayı düşünmedim. Sû-i niyetliymiş insanlar, kötü şeyler düşünüyormuş. Daha önce çok kötü şeyler düşündükleri gibi bunda da çok kötü şeyler düşünüyorlarmış.

Daha sonra 28 Şubat, 27 Nisan meseleleri oldu. O dönemde de tehditler oldu, hatta ben yine Amerika’daydım 1997’de. Devletin başındaki insan bir yerde önemli bir değişiklik olunca bana telefon etti “gel” dedi, “durum değişti, burası emniyet ve güven içinde” dedi. Gittim. Yine hastane için Mayo kliniğe geldim ben, o zaman tedaviye geldim yani. Belki stend taktırmaya geldim o zaman. İşte o gelişimde kaldı öylece.

Aslında şahsım adına endişe duymadım ben. Dünyaya beni bağlayacak hiçbir şeyim yok. Bunları dersem biraz iddia gibi olur. Bir dikili taşım olmadı. Evlad u iyalim olmadı. Çoluğum çocuğum olmadı. İleriye matuf bir hesabım olmadı. Bunları, mensubu olduğum, gönlümü verdiğim, gaye-i hayal yaptığım davama, düşünceme hep aykırı saydım.

Burada utanarak bir şeyi arz edeceğim size: Ben size utanarak bir şey arz edeceğim; askerliğim esnasında annem babam amcamı araya koyarak ve bütün büyüklerim başımda, bana “hayatını değiştir” dediler; çok cazib bir teklif sunduklarında arkasında yürüdüğüm amcama “Ben sizin dininizden şüphe ediyorum” dedim. “Din böyle künde üstüne künde giderken, ben boynumu ona kaptırmışım, bir de ayağıma böyle pranga vurursanız, sırtım yere gelir benim” dedim, “Ben öyle şeyleri hiç düşünmüyorum.”

Çok sevdiğim Yaşar Hoca, İzmir’e geldiğim zaman da boynuma sarıldı Kestanepazarı’nın avlusunda, “Yahu Hoca” dedi, “Falan…” dedi. “Hocam, dedim, ben hiçbir zaman aklımdan geçirmedim, ben sadece kendimi bu işe vakfettim. Başka şeyi düşünmeyi kendime haram sayıyorum.” Objektif değil, herkes için değil, ben zayıf bir insanım, iki şeyi birden taşıyamam diye, tek şeyi omuzumda taşıyayım diye… Boynuma sarıldı “Sen beni dinlemezsen kim beni dinler? ” dedi. Öyle mahzun bıraktım onu.

Dünya adına hiçbir sevdam olmadı, hiçbir şeye bağlanmadım. Çok cazip şeyler ayağımın ucuna kadar geldiği halde, “Bu da benim olsun” falan demedim, düşünmedim. Tek nam-ı celil-i Muhammedi dört bir yanda şehbal açsın istedim ben. Ama o mevzuda denecekleri doğru diyemedim, söylenecekleri söyleyemedim. Nefsimi karıştırdım. Sesimi ayarlayamadım.

Sizin sorunuza geleyim: Ben şahsım adına hiç endişe duymadım, hatta “44 yaşındayken belki beni asarlar” diyordum, “44’te asmadıklarına göre 55, o da 11’in katı..” dedim, “Belki o zaman asarlar!” 66 oldu, “Belki o zaman asarlar” dedim, asmadılar. Ben hep o hülyalarla yaşadım. Rabbim buna şahit. Ancak, eğer sizin bir gaye-i hayaliniz varsa, bir mefkûreniz varsa; o da o Türkiye’de yeni yeni problemlerin olmaması, bir kısım huzursuzlukların olmaması, bir kısım huzursuzlukların çıkmaması, bir kısım kazanımların -hafizanallah- kaybedilmemesi için yüzde bir ihtimalle oraya gitmeniz bu hususlara zarar verecekse, işte ben o endişeyle, şahsım adına değil de o endişe ile gitmek istemem. O endişemi de izale edebilecek bir tablo görürsem.. o zaman fakirin bileceği şey. Fakirin bileceği şey.. “Benim bileceğim şey” demek yine benlik kokuyor, “Benim bileceğim şey” demeyeceğim, fakirin bileceği şey.

Gittiğimde oraya, birileri, işin rövanşı peşinde koşan birileri, bazı müesseselere zarar vermek suretiyle, idareyi zor durumda -yüzde bir ihtimalle- bırakacaklarsa şayet, Türkiye’deki olumlu şeylerde bir duraklama olacaksa şayet, ben bir müddet daha ömrüm vefa ederse burada kalmayı; ülkeme, milletime, ülkemde olan o şeylere zarar vermemek için dau’s-sıla deyip sıla sevdasıyla, kahve içtiğim kahveleri bile böyle hatırlayarak ve sonra ondan kaçarak, burnumun kemikleri sızladığı anda ondan uzaklaşarak, burada kalacak, yaşayacağım…

Bütün bu endişeler zail olduğu zaman, oturur, kendi arkadaşlarımla, kader birliği yaptığım arkadaşlarımla meseleyi detaylı görüşürüm, ondan sonra…

Ben de arzu ediyorum. Burada öldüğüm zaman bile buraya gömülmeyi istemiyorum, kendi ülkeme, kendi toprağıma gömülmeyi arzu ediyorum. Gelirken biraz, burada ölürüm kalırım diye arkadaşlara demiştim, “Paranızla bir yer alın, bize ait olsun, Türk milletine ait olsun, oraya gömersiniz” demiştim; fakat sonradan vazgeçtim; daü’s-sıla duygusu öyle düşünmeme fırsat vermedi.

Kendi ülkemde ölmeyi ve mübarek annemin ayaklarının dibine gömülmeyi arzu ederim. Bunu da benim vasiyetim sayın!.. Ama yaptığım şeylerde, düşüncelerimde, planlarımda, gayretlerimde, milletime, ülkeme zerre kadar zarar gelmesine razı olamam. Yüzde bir ihtimalle de olsa razı olamam ona.

O talep eden arkadaşlarımız, devlet büyüklerimiz kusura bakmasınlar!.. Talep etmeleri onların civanmertlikleri, ama benim bu mevzuda düşünmem de, onlara karşı, onların yaptığı şeylere karşı saygımın gereği…

Kusura bakmayın diyecek başka…

 

64. Nağme: M. Hocaefendi Sabah Namazı Kıldırırken

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bugünkü “nağme” olarak Muhterem Hocamızın en son kıldırdığı namazlardan birinin ses kaydını paylaşmak istiyoruz. 06:18 dakikalık bu kayıtta Muhterem Hocaefendi sabah namazının ilk rek’atında Yâsîn Suresi’nin son sayfasını; ikinci rek’atta ise, Kıyâmet Suresi’nin son kısmını okumaktadır.

Dualarınız istirhamıyla…

63. Nağme: Haccımı Anneme-Babama Hediye Edebilir miyim?

Herkul | | HERKUL NAGME

Bu sabahki Fıkıh dersine ait 9 dakikalık ses kaydında şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

-Sevdiğimiz insanlar için vefatlarından sonra neler yapabiliriz?

-Namaz, oruç, hac, sadaka, kurban ve Kur’an okuma gibi sâlih amellerin sevapları başkasına bağışlanabilir mi?

-Dualarımızın kucaklayıcı olması için nasıl bir üslup kullanmalıyız?

-Kesilen kurbanların ve verilen sadakaların vasıfları ne ölçüde önemlidir?

-Ashâb-ı Kirâm tasaddukta bulunurken niçin en çok sevdiklerini seçip veriyorlardı?

-Anne-baba yerine namaz kılınabilir mi, hacca gidilebilir mi?

-Vefat edenlerin ardından ve kabirlerde ne okunmalıdır?

 

62. Nağme: Bamteli ve Kırık Testi’de Bu Hafta

Herkul | | HERKUL NAGME

Bugünkü “Nağme”de (her pazartesi olduğu gibi) bu haftanın Bamteli ve Kırık Testi’sini nazara vermekle yetineceğiz. Zira 42 dakikalık görüntülü ve 4 sayfalık yazılı sohbetin ikisi de bütün günümüzü dolduracak kadar muhtevalı.

BAMTELİ: Zâlimlere Meyletmeyin!..

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi son sohbetinde

İstikâmeti emreden ayet-i kerimeden hemen sonra “Zâlimlere eğilim göstermeyin!” beyanının gelmesinde hangi mesajlar söz konusu olabilir? Ayrıca, bu ikazın peşinden “Namazı ikâme edin!” buyrulmasını, namazın her türlü zulme mani oluşu açısından değerlendirir misiniz?

sorusunu cevaplıyor.

Ayrıca, çay faslında,

“Başkalarının takdirkâr bahislerinden vicdanda rahatsızlık duymak lazım. Nitekim, nefis, takdir, tebcil ve alkış istese de; kâmil insanlar, derin bir hesaba bağlı olarak, takdir edilince tahkir görmüş gibi rahatsızlık duyarlar.”

sözünü şerh ediyor.

http://www.herkul.org/index.php/bamteli/bamteli

***

KIRIK TESTİ: Huneyn Gazvesi’nin Hatırlattıkları

Muhterem Hocamız son yazılı sohbetinde ise,

 Tarihi bir hadiseyi nazara veren,

لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ فِي مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنْكُمْ شَيْئًا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَلَّيْتُمْ مُدْبِرِينَ

“Andolsun Allah size birçok yerde ve Huneyn gününde yardım etmişti. Hani (o gün) çokluğunuz, içinizde bir beğenme hissi hâsıl etmişti; ama bu, size hiçbir yarar sağlamamıştı. Derken bütün genişliğine rağmen yeryüzü size dar gelivermişti.. nihayet geriye çekilmeye başlamıştınız.” (Tevbe Sûresi, 9/25) âyet-i kerimesinden alınması gereken mesajlar nelerdir?

sorusuna cevap veriyor:

http://www.herkul.org/index.php/krk-testi/kirik-testi

61. Nağme: Olimpiyatlar ve Fitne

Herkul | | HERKUL NAGME

Yusuf Sûresi’nin 26. ve 27. ayetlerinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Yusuf ise, ‘Asıl o bana sahip olmak istedi’ dedi. Hanımın akrabalarından biri de şöyle şahitlik etti: Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, delikanlı ise yalancının tekidir. Yok, eğer gömleği arkadan yırtılmışsa o yalan söylemiştir, delikanlı doğru söylemektedir.”

Bu 10 dakikalık ses kaydında, Türkçe Olimpiyatları ile ilgili bir değerlendirmeyi, zikredilen ayetlerle alâkalı bazı nükteleri ve şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

Türkçe Olimpiyatları’ndaki çeşitlilik ne ifade ediyor?

Diyarbakır’ın havasından daha sıcak olan nedir?

Hazreti Yusuf’a atılan iftira irşat erlerine hangi ibret mesajlarını vermektedir?

Kadın mı fitne vesilesidir erkek mi?

 

60. Nağme: İffet ve Yusufiyyet

Herkul | | HERKUL NAGME

Yusuf Sûresi’nin 11. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Sevgili babamız, dediler, sen neden güvenip de Yusuf’u bize emanet etmiyorsun. Oysa biz ona samimiyetle bağlıyız, onun iyiliğini istemekteyiz.”

Yusuf Sûresi’nin 24. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Doğrusu, hanım ona sahip olmayı iyice aklına koymuş ve buna yeltenmişti de. Eğer Rabbinin bürhanını görmeseydi o da kadına meyledecekti. İşte böylece Biz fenalığı ve fuhşu ondan uzaklaştırmak için bürhanımızı gösterdik. Çünkü o, Bizim tam ihlasa erdirilmiş (muhlas) kullarımızdandı.”

Bu 7 dakikalık ses kaydında, zikredilen ayetlerle alâkalı bazı nükteleri ve şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

Yusuf kıssasında ilahî adet açısından hangi hadiselerin umumi neticeleri gösterilmektedir?

“Sen neden güvenip de Yusuf’u bize emanet etmiyorsun” sözünde ve bu ayeti okurken dikkat edilmesi gereken (bir tecvid kuralı olan) “işmam”da hangi hususa işaret vardır?

Maazallah ne demektir?

Şeytanın en çok kullandığı tuzak ve fitne unsuru nedir?

İnsanın ilham menfezlerinin açık olması neye bağlıdır?

Muhlas ile muhlis arasında nasıl bir fark vardır?

 

59. Nağme: Rüyanı Herkese Anlatma!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Yusuf Sûresi’nin 5. ayetinde mealen şöyle buyuruluyor:

“Babası (Hazreti Yusuf’a) şöyle dedi: Evladım, sakın bu rüyanı kardeşlerine anlatma. Sonra seni kıskandıklarından sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın besbelli düşmanıdır.”

Bu 7 dakikalık ses kaydında, zikredilen ayetlerle alâkalı bazı nükteleri ve şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

Hazreti Yakub’un “Evladım, sakın bu rüyanı kardeşlerine anlatma.” sözünden hangi ders ve ibretler çıkarılabilir?

Bir insanı kötülüklerden korumak için söylenen sözler de gıybet midir?

Selef-i salihînin eserlerindeki bazı hususlar tenkit edilirken nasıl bir üslup kullanılmalıdır ki gıybet günahına düşülmüş olmasın?

Rüya, yakaza ve keşifler kimlere anlatılabilir?

Şeytanın yapıp ettikleri hangi kelimelerle ifade edilebilir?

58. Nağme: Hazreti Yusuf Kıssası

Herkul | | HERKUL NAGME

Sabahki tefsir dersimize ait bu 9 dakikalık ses kaydında şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

Hazreti Yusuf kıssası senaristler için nasıl bir üslup dersi veriyor?

Yusuf Sûresi’nin sebeb-i nüzulü hakkında nakledilen rivayetleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yusuf Sûresi’nde hangi konular anlatılmaktadır?

***

İstirham:

Kıymetli arkadaşlar,

Sitemizin adı Herkul, adresi www.herkul.org; fakat twitter ve facebook hesabımız Herkul_Nagme. Bu hesap haricinde ismimize nisbet edilen siteler, adresler ve hesaplar maalesef sahte!.. İçinde “sahte” kelimesi geçen bir ifade bize yakışmıyor. Fakat, dostlarımız adımızı kullananların mesajlarını bizden zannediyor. @Herkul_Nagme hesabı haricindeki mesajların bizden olmadığını ve adımızın suistimal edildiğini tanıdıklarınızla da paylaşmanızı istirham ediyoruz.

Belki biz gereğince istifade edememiş olabiliriz; fakat, güzel bir radyonun sloganlaştırdığı sözle dile getirecek olursak, “Bu sesi herkes duymalı!..” Muhterem Hocamız öyle nefis hakikatleri seslendiriyor ve öyle ölçüler veriyor ki, bunları her müstaid ruh dinlesin, günlük hadiselerin meşgaleleri arasında bir nefes alsın ve tefekkür etsin istiyoruz. Bu düşünceyle adımızın ve adresimizin, taklitlerinden ayırt edilmesi konusunda hassas davranıyoruz.

Hürmetlerimizle…

57. Nağme: İstikâmet

Herkul | | HERKUL NAGME

Hûd Sûresi’nin 112. ayeti mealen şöyle buyuruluyor:

“Öyleyse ey Rasulüm, sen beraberinde olup tövbe edenlerle birlikte, sana nasıl emredilmişse öyle dosdoğru hareket et. Aşırı gitmeyin. Çünkü O, yaptığınız her şeyi görmekte olup işlerinizin karşılığını da size verecektir.”

Bu 06:50 dakikalık ses kaydında şu soruların cevaplarını ve meali verilen ayetle alâkalı bazı nükteleri bulacaksınız:

İstikâmet üzere olmak ne demektir?

Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her haliyle müstakîm olduğu halde O’na hitaben “İstikâmet üzere ol” denmesi hangi manalara gelir?

Gerçek büyüklüğün ve hakikî istikametin ölçüsü nedir?

 

56. Nağme: Gayretullaha Dokundu!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Bu 7 dakikalık ses kaydında şu soruların cevaplarını ve aşağıda meali verilen ayetlerle alâkalı bazı nükteleri bulacaksınız:

Gayretullaha ve rahmetullaha dokunmak ne demektir?

Bir ayetin Habîr, diğerinin Basîr ism-i şerifiyle sona ermesinde ne gibi nükteler düşünülebilir?

“Zâlimlere meyletmeyin!” emri nasıl anlaşılmalıdır?

Hûd Sûresi’nin 110. ayeti mealen,

“(Hazreti) Mûsâ’ya Tevrat’ı verdik. Kur’ân hakkında senin halkının yaptığı gibi onun hakkında da ihtilaf edip kimi iman, kimi inkâr etti. Şayet Rabbinin, insanlara mühlet verme vaadi olmasaydı, elbette haklarında nihâi hüküm verilmiş, iş bitirilmiş olurdu. Bu gerçeğe rağmen, senin halkın hâla, Kur’ân’dan ve azaptan yana şiddetli bir tereddüt ve şüphe içindedir.”

Hûd Sûresi’nin 111. ayeti mealen,

“Hiç şüphe yok ki Rabbin herkesin işlerinin karşılığını tam tamına ödeyecektir. Çünkü O, onların bütün yaptıklarından (habîr) haberdardır.”

Hûd Sûresi’nin 113. ayeti mealen,

“Bir de sakın zulmedenlere meyletmeyin, sempati duymayın. Yoksa size ateş dokunur. Aslında sizin Allah’tan başka yardımcınız yoktur. Sonra O’ndan da yardım görmezsiniz.”

***

İstirham:

Kıymetli arkadaşlar,

Sitemizin adı Herkul, adresi www.herkul.org; fakat twitter ve facebook hesabımız Herkul_Nagme. Bu hesap haricinde ismimize nisbet edilen siteler, adresler ve hesaplar maalesef sahte!.. İçinde “sahte” kelimesi geçen bir ifade bize yakışmıyor. Fakat, dostlarımız adımızı kullananların mesajlarını bizden zannediyor. @Herkul_Nagme hesabı haricindeki mesajların bizden olmadığını ve adımızın suistimal edildiğini tanıdıklarınızla da paylaşmanızı istirham ediyoruz.

Belki biz gereğince istifade edememiş olabiliriz; fakat, güzel bir radyonun sloganlaştırdığı sözle dile getirecek olursak, “Bu sesi herkes duymalı!..” Muhterem Hocamız öyle nefis hakikatleri seslendiriyor ve öyle ölçüler veriyor ki, bunları her müstaid ruh dinlesin, günlük hadiselerin meşgaleleri arasında bir nefes alsın ve tefekkür etsin istiyoruz. Bu düşünceyle adımızın ve adresimizin, taklitlerinden ayırt edilmesi konusunda hassas davranıyoruz.

Hürmetlerimizle…

 

55. Nağme: Bamteli ve Kırık Testi’de Bu Hafta

Herkul | | HERKUL NAGME

Bugünkü “Nağme”de (her pazartesi olduğu gibi) bu haftanın Bamteli ve Kırık Testi’sini nazara vermekle yetineceğiz. Zira 42:43 dakikalık görüntülü ve 4 sayfalık yazılı sohbetin ikisi de bütün günümüzü dolduracak kadar muhtevalı.

BAMTELİ: Gerçek Haya

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi son sohbetinde

Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde Allah Teâlâ’dan hakkıyla haya etmek gerektiğini ifade buyuruyorlar. Hakkıyla haya etmiş olmanın şartları nelerdir? Zât-ı Ulûhiyetle alâkalı yazıp çizerken ve konuşurken gözetilmesi gereken bir hayadan da bahsedilebilir mi?  sorusunu cevaplıyor.

Ayrıca, çay faslında,

Niyazi-i Mısrî’nin, “Her mürşide el verme ki yolunu sarpa uğratır / Mürşidi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş…”  ve Alvarlı Efe Hazretleri’nin “Öyle bir dildâre dil ver eyleye dilşâd seni / Öyle bir dâmeni tut ki ede ber-murâd seni!”

sözlerini şerh ediyor.

http://www.herkul.org/index.php/bamteli/bamteli

***

KIRIK TESTİ: Dengeli Bir Aşk u Heyecan İnsanı: Hazreti Mevlânâ

Muhterem Hocamız son yazılı sohbetinde ise,

Hazreti Mevlânâ’nın günümüzde bazı kimseler tarafından yanlış anlaşıldığı ve mesleği açısından tenkitlere uğradığı görülüyor. Hazreti Mevlânâ ve mesleğini İslamî esaslara mutabakat açısından değerlendirir misiniz? sorusuna cevap veriyor:

Şu başlıkları detaylıca izah buyuruyor:

Hazreti Mevlânâ ve Söğüt’ün Bağrındaki Diriliş

İman ve Marifet Endeksli Cezb u İncizab

Temel Disiplinlere Bağlı Engin Hoşgörü

http://www.herkul.org/index.php/krk-testi/kirik-testi

54. Nağme: Davam!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Hûd Sûresi’nin 100. ayetinde,

“İşte sana bildirdiğimiz bu haberler, helâk olmuş diyarların haberleri. Onların kiminin izleri hâlâ dururken, kimi biçilmiş ekin gibi yok olmuştur.”

buyuruluyor.

Bu 4 dakikalık ses kaydında, zikredilen ayetin hatırlattığı bir ibret tablosunu ve şu soruların cevaplarını dinleyebilirsiniz:

Hazreti Üstad’ın ayağı kayıp uçuruma yuvarlandığı sırada “davam” diye bağırmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hazreti Ömer, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in altında cülûs buyurduğu ağacı neden kestirmişti?

Mekke ve Medine’ye ait taş, toprak ve ağaç parçası gibi eşyaların hatıra olarak alınıp getirilmesi doğru mudur?

***

İstirham:

Kıymetli arkadaşlar,

Sitemizin adı Herkul, adresi www.herkul.org; fakat twitter ve facebook hesabımız Herkul_Nagme. Bu hesap haricinde ismimize nisbet edilen siteler, adresler ve hesaplar maalesef sahte!.. İçinde “sahte” kelimesi geçen bir ifade bize yakışmıyor. Fakat, dostlarımız adımızı kullananların mesajlarını bizden zannediyor. @Herkul_Nagme hesabı haricindeki mesajların bizden olmadığını ve adımızın suistimal edildiğini tanıdıklarınızla da paylaşmanızı istirham ediyoruz.

Belki biz gereğince istifade edememiş olabiliriz; fakat, güzel bir radyonun sloganlaştırdığı sözle dile getirecek olursak, “Bu sesi herkes duymalı!..” Muhterem Hocamız öyle nefis hakikatleri seslendiriyor ve öyle ölçüler veriyor ki, bunları her müstaid ruh dinlesin, günlük hadiselerin meşgaleleri arasında bir nefes alsın ve tefekkür etsin istiyoruz. Bu düşünceyle adımızın ve adresimizin, taklitlerinden ayırt edilmesi konusunda hassas davranıyoruz.

Hürmetlerimizle…

 

53. Nağme: Mülayemet Size Emanet!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Muhterem Hocamızın ikindi sohbetinde dile getirdiği hususlar çok dikkat çekici ve göz açıcıydı. Hiç zaman fevt etmeden sizinle paylaşmak istiyoruz.

7 dakikalık bu ses kaydında şu konularla alâkalı hakikat damlaları bulacaksınız:

*Türkçe Olimpiyatları’na katılan öğrenciler..

*Düşmanın cefası ve dostun vefasızlığı..

*Fitne ve önündeki bariyer..

 

52. Nağme: Dergi Mizanpaları Yapılırken Çok Özel Görüntüler

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Muhterem Hocamız, Sızıntı, Yeni Ümit ve Yağmur mecmualarına verdiği değerin bir neticesi olarak senelerdir onların mizanpajından baskısına kadar hemen her aşamasıyla yakından ilgileniyor.

Kendisi müsait olduğunda bizzat başyazı, tasavvufî makaleler ve şiirler yazdığı gibi, yayınlanan her çalışmayı çok değerli buluyor, mutlaka okumaya çalışıyor; şayet değişik sebeplerle okuyamamışsa, hazırlanan özetleri dinliyor.

Ayrıca, seçilen güzel resimler odasına bırakılıyor, Hocamız onlara değerlendirme nesirleri ve nazımları yazıyor.

Sonra hem adlarını zikrettiğimiz dergilerin hem de sayıları her gün artan Hira ve Fountain gibi kardeşlerinin yetkilileri Muhterem Hocaefendi’nin duasını almak ve fikirlerinden istifade edebilmek için neşredilebilecek çalışmaların listesini, kapak alternatiflerini ve resim değerlendirmelerini arz ediyorlar.

Bugünkü “nağme”mizde Muhterem Hocamızın ciddi emek verdiği bu mizanpaj çalışmalarından bazı resimler ve 5 dakikalık bir VİDEO paylaşıyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi mizanpaj çalışması Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi mizanpaj çalışmasıMuhterem Fethullah Gülen Hocaefendi mizanpaj çalışması

Dosyayı indirmek için tıklayınız

51. Nağme: Sevdir Allahım!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Habbe habbe mal toplayanın kubbe kubbe kaybetmesi nedendir?

Hazreti Üstad’ın, “Tesettür Risalesi” yazması nasıl değerlendirilmelidir?

Ashâb-ı Kirâm efendilerimiz haricindeki Bediüzzaman hazretleri gibi büyükler zikredilince “Radiyallahu anh” denir mi?

Vedûd ismine ve hüsn-ü kabule mazhar olabilmemiz için neler yapmalı ve nasıl dua etmeliyiz?

Bu 9 dakikalık ses kaydında, yukarıdaki soruların cevaplarını ve aşağıda mealleri verilen ayetlerle alâkalı bazı nükteleri bulacaksınız:

Hûd Sûresi’nin 86. ayeti meâlen,

“Eğer mü’min iseniz, Allah’ın helâlinden bıraktığı kâr, sizin için daha hayırlıdır. Ben sadece sizin iyiliğinizi düşünerek öğüt veriyorum, yoksa sizin üzerinizde bir bekçi değilim.”

Hûd Sûresi’nin 88. ayeti meâlen,

“Şuayb (aleyhisselam) dedi: Ey halkım! Ya ben Rabbimden gelen açık delile dayanıyorsam ve O, kendi katından bana güzel bir nasip lütfetmişse? O’na nankörlük etmem doğru olur mu? Hem ben sizi birtakım şeylerden menederek kendim onları işlemek istemiyorum ki! İstediğim tek şey, gücüm yettiğince ortamı düzeltmektir. Muvaffak olmam sadece Allah’ın yardımı ile olur. Onun için ben de yalnız O’na dayanıyorum, O’na yöneliyorum.”

Hûd Sûresi’nin 90. ayeti meâlen,

“Rabbinizden af ve mağfiret dileyin, sonra günahlarınızdan tevbe edip O’na sığının. O sizi affeder ve korur. Çünkü Rabbim Rahîmdir, Vedûddur (pek merhametlidir, kullarını çok sever).”

 

50. Nağme: Misafir Kaldığımız Binadan Görüntüler

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Arkadaşlar,

Daha önce, 13 senedir bizi bağrına basan şirin evimizden iki aylığına ayrıldığımızı; tadilat sebebiyle hemen yandaki büyük binaya taşındığımızı yazmıştık. Bugünkü nağmemizde ileride enstitü olarak vazife göreceğini umduğumuz şimdiki misafirhanemizden birkaç fotoğraf paylaşacağız:  

  1. Muhterem Hocamız ders yaptığımız salonda dergi yazılarıyla alakalı çalışırken..Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ders yaptığımız salonda dergi yazılarıyla alakalı çalışırken
  2. Şu an misafir kaldığımız binanın genel görünümü..Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin misafir kaldığı binanın genel görünümü
  3. Cami avlularına hasretimizi bir nebze de olsa gideren şadırvanımızın uzaktan resmi..

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi'nin misafir kaldığı binadan

Ayrıca,

Bu sabahki derse ait kısa bir görüntü de ihtiva eden 4 dakikalık VİDEO kaydında, birkaç mütevazi fotoğraf ile aşağıda meali verilen ayetle alâkalı bazı nükteleri bulacaksınız.

Hûd Sûresi’nin 86. ayetinde mealen,

“Eğer mü’min iseniz, Allah’ın helâlinden bıraktığı kâr, sizin için daha hayırlıdır. Ben sadece sizin iyiliğinizi düşünerek öğüt veriyorum, yoksa sizin üzerinizde bir bekçi değilim.”

buyuruluyor.

 

Dosyayı indirmek için tıklayınız

49. Nağme: O, Bağrı Yanık Bir Kuldu!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Hûd Sûresi’nin 75. ayetinde mealen,

Hazreti İbrâhim çok yumuşak huylu, çok içli ve kendisini Allah’a teslim eden bir kuldu.

buyuruluyor.

Bu sabahki derse ait 7 dakikalık ses kaydında, zikredilen ayetle alâkalı bazı nükteleri ve aşağıdaki soruların cevaplarını bulacaksınız.

Bu arada, derste uçları bırakılan hakikatlerin detaylıca şerh edilmesi için ikindi sohbetinde de bu mevzuyla ilgili sorular sorduk. İnşaallah o çok güzel sohbeti de ileride bir bütün olarak Bamteli’nde neşredeceğiz.

“Evvâh” ne demektir?

Hazreti İbrahim çizgisinde halîm, evvâh ve münîb sıfatları neler ifade etmektedir?

İllâ yüz mü istemeli; doksana ne demeli?

Hazreti İbrahim’e (aleyhisselâm) “halîl” denmesinin sebeplerinden birini lütfeder misiniz?

Menkıbelere bakışımız nasıl olmalıdır?

48. Nağme: Bamteli ve Kırık Testi’de Bu Hafta

Herkul | | HERKUL NAGME

Bugünkü “Nağme”de (her pazartesi olduğu gibi) bu haftanın Bamteli ve Kırık Testi’sini nazara vermekle yetineceğiz. Zira 39.21 dakikalık görüntülü ve 4 sayfalık yazılı sohbetin ikisi de bütün günümüzü dolduracak kadar muhtevalı.

BAMTELİ: Televizyon ve İnternet Nefsin Hakkı mı?

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi son sohbetinde

“Nefsin hakkı olan hususlar nelerdir? Televizyon izlemek gibi zaman ayırdığımız bazı meşguliyetler de bu kategoriye dâhil edilebilecekse, bunların nereye kadarı nefsin hakkı ve nereden sonrası vakit israfıdır?  sorusunu cevaplıyor.

Ayrıca, hafta içinde ses kaydının bir kısmını yayınladığımız çay faslında,

“Yalan ve gösteriş gürültülü, hakikat ve samimiyet sessizdir. Yıldırımlar gök gürültüsünden evvel hedeflerine varırlar.”  sözünü şerh ediyor.

http://www.herkul.org/index.php/bamteli/bamteli

***

KIRIK TESTİ: Kendi Kaynaklarımızdan Azamî Derecede İstifade

Muhterem Hocamız son yazılı sohbetinde ise,

 “Hakiki Kur’an talebesinin iç kaynaklardan doğrudan doğruya, dış kaynaklardan ise süzerek istifade etmesi gerektiği belirtiliyor. İç kaynaklardan azamî derecede istifade adına dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?”

 sorusuna cevap veriyor:

http://www.herkul.org/index.php/krk-testi/kirik-testi

***

İstirham:

Kıymetli arkadaşlar,

Sitemizin adı Herkul, adresi www.herkul.org; fakat twitter ve facebook hesabımız Herkul_Nagme. Bu hesap haricinde ismimize nisbet edilen siteler, adresler ve hesaplar maalesef sahte!.. İçinde “sahte” kelimesi geçen bir ifade bize yakışmıyor. Fakat, dostlarımız adımızı kullananların mesajlarını bizden zannediyor. @Herkul_Nagme hesabı haricindeki mesajların bizden olmadığını ve adımızın suistimal edildiğini tanıdıklarınızla da paylaşmanızı istirham ediyoruz.

Belki biz gereğince istifade edememiş olabiliriz; fakat, güzel bir radyonun sloganlaştırdığı sözle dile getirecek olursak, “Bu sesi herkes duymalı!..” Muhterem Hocamız öyle nefis hakikatleri seslendiriyor ve öyle ölçüler veriyor ki, bunları her müstaid ruh dinlesin, günlük hadiselerin meşgaleleri arasında bir nefes alsın ve tefekkür etsin istiyoruz. Bu düşünceyle adımızın ve adresimizin, taklitlerinden ayırt edilmesi konusunda hassas davranıyoruz.

Hürmetlerimizle…

47. Nağme: Elinizden Geleni Ardınıza Koymayın!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Hûd Sûresi’nin 54-57. ayetlerinde,

“Hûd (aleyhisselam) dedi ki: Ben Allah’ı şahit tutuyorum, siz de şahid olun ki, ben sizin Allah’a şerik koştuklarınızdan hiç birini tanımıyorum. Artık hepiniz toplanın, bana istediğiniz tuzağı kurun, hiç göz açtırmayın, hiç süre tanımayın. Ben benim de, sizin de Rabbiniz olan Allah’a dayanıp güvendim.”

buyuruluyor.

Bu 7 dakikalık ses kaydında, zikredilen ayetlerle alâkalı bazı nükteleri ve şu soruların cevaplarını bulacaksınız:

“Mübarek bir hizmetin içinde bulunuyorum; öyleyse kurtulurum!” düşüncesi doğru mudur?

İman ve Kur’an hizmetinde elenip kenara itilmemenin şartı nedir?

“İştirak-i a’mal-i uhreviye” (ahirete yönelik amellerde ortaklık) düsturuna dayanan manevî bir şirkete bağlı olmak reca vesilesi sayılır mı?

Peygamberlerin kavimlerine bir nevi meydan okumaları hangi manalara geliyordu?

***

İstirham:

Kıymetli arkadaşlar,

Sitemizin adı Herkul, adresi www.herkul.org; fakat twitter ve facebook hesabımız Herkul_Nagme. Bu hesap haricinde ismimize nisbet edilen siteler, adresler ve hesaplar maalesef sahte!.. İçinde “sahte” kelimesi geçen bir ifade bize yakışmıyor. Fakat, dostlarımız adımızı kullananların mesajlarını bizden zannediyor. @Herkul_Nagme hesabı haricindeki mesajların bizden olmadığını ve adımızın suistimal edildiğini tanıdıklarınızla da paylaşmanızı istirham ediyoruz.

Belki biz gereğince istifade edememiş olabiliriz; fakat, güzel bir radyonun sloganlaştırdığı sözle dile getirecek olursak, “Bu sesi herkes duymalı!..” Muhterem Hocamız öyle nefis hakikatleri seslendiriyor ve öyle ölçüler veriyor ki, bunları her müstaid ruh dinlesin, günlük hadiselerin meşgaleleri arasında bir nefes alsın ve tefekkür etsin istiyoruz. Bu düşünceyle adımızın ve adresimizin, taklitlerinden ayırt edilmesi konusunda hassas davranıyoruz.

Hürmetlerimizle…

 

46. Nağme: Gözyaşlarımıza Ne Oldu?

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bu sabahki tefsir dersinde Muhterem Hocamıza, Mescid-i Haram’ın İmamı’ndan,

“Gemi onları dağlar gibi dalgalar arasından geçirirken, Hazreti Nûh biraz ötede olan oğluna, ‘Evladım, gel sen de bizimle gemiye bin de kâfirlerle beraber kalma!’ diye seslendi. O, ‘Beni sudan koruyacak bir dağa sığınırım’ dedi. Nuh (aleyhisselam) ise, ‘Bugün Allah’ın helâk emrinden koruyacak hiçbir kuvvet yoktur. Ancak O’nun merhamet ettiği kurtulur’ der demez, birden aralarına dalga girdi ve oğlu boğulanlardan oldu.”

mealindeki Hûd Sûresi’nin 42. ve 43. ayetlerini dinlettik.

Bu 9 dakikalık ses kaydında, Muhterem Hocaefendi’nin o esnadaki yorumlarını bulacaksınız.

Ayrıca,

“Hiç bir canlı yoktur ki mukadderâtı O’nun elinde olmasın. Rabbimin gösterdiği yol elbette tam istikamet üzeredir.”

mealindeki Hûd Sûresi’nin 56. ayeti ile alâkalı bazı nükteleri ve şu soruların cevaplarını dinleyebilirsiniz:

Zât-ı Ulûhiyetle ilgili konuşurken nelere dikkat edilmelidir? “Hâşâ” demek eksikleri ve hataları telafi için yeterli midir?

Namazda ağlayıp hıçkırmak namazı bozar mı?

Hazreti Nûh’un hayırsız oğula seslenişi bize ne hatırlatmalıdır?

Bütün güzelliğine rağmen İslam’dan kaçan insanlarla alakalı olarak bizim vebalimiz de söz konusu mudur?

***

İstirham:

Kıymetli arkadaşlar,

Sitemizin adı Herkul, adresi www.herkul.org; fakat twitter ve facebook hesabımız Herkul_Nagme. Bu hesap haricinde ismimize nisbet edilen siteler, adresler ve hesaplar maalesef sahte!.. İçinde “sahte” kelimesi geçen bir ifade bize yakışmıyor. Fakat, dostlarımız adımızı kullananların mesajlarını bizden zannediyor. @Herkul_Nagme hesabı haricindeki mesajların bizden olmadığını ve adımızın suistimal edildiğini tanıdıklarınızla da paylaşmanızı istirham ediyoruz.

Belki biz gereğince istifade edememiş olabiliriz; fakat, güzel bir radyonun sloganlaştırdığı sözle dile getirecek olursak, “Bu sesi herkes duymalı!..” Muhterem Hocamız öyle nefis hakikatleri seslendiriyor ve öyle ölçüler veriyor ki, bunları her müstaid ruh dinlesin, günlük hadiselerin meşgaleleri arasında bir nefes alsın ve tefekkür etsin istiyoruz. Bu düşünceyle adımızın ve adresimizin, taklitlerinden ayırt edilmesi konusunda hassas davranıyoruz.

Hürmetlerimizle…