Ölüm ve Kabir Hayatı

Herkul | . | HERKULDEN BIR DEMET HADIS

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ

أَكْثِرُوا ذِكْرَ هَاذِمِ اللَّذَّاتِ يَعْنِي الْمَوْتَ

* * *

Hazreti Ebû Hureyre (radıyallahü anh), Kainatın Medar-ı İftiharı Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

“Lezzetleri acılaştırıp onları mahveden ölümü çokça anın.”

(Tirmizî, Sünen; İbn-i Mâce, Sünen; Nesâî, Sünen)

 

Ölüm ve Kabir Hayatı

İslam akidesine göre ölüm bir yokluk değil, aksine bu dünyanın maddi ve dar kayıtlarından kurtulup daha geniş bir âleme yolculuğun ilk basamağıdır. Bu dünyadan ahiret yurduna geçiş, evimizdeki bir odadan diğerine geçişe benzetilmiştir.

Ölüm, her canlının er ya da geç bir gün mutlaka yüz yüze geleceği kaçınılmaz bir gerçek ve ilahî kanundur. Ölümle başlayan kabir hayatı ise, ahiret âleminin ilk menzilidir. Kabir hayatına berzah âlemi de denmiştir.

Konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de pek çok ayet-i kerime mevcuttur. Bunlardan bazıları şunlardır:

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ

“Her canlı ölümü tadıcıdır. Siz ey insanlar, çalışmalarınızın ücretini kıyamet günü tam bir şekilde alacaksınız. O vakit, kim ateşten uzaklaştırılıp cennete yerleştirilirse, işte o muradına ermiştir. Yoksa bu dünya hayatı, aldatıcı ve geçici bir zevkten başka bir şey değildir.”  (Âl-i İmrân, 3/185)

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

“Her canlı ölümü tadıcıdır. Biz, sizi hem şerle hem de hayırla imtihan edip sınarız. Sonunda da Bizim huzurumuza getirileceksiniz.” (Enbiyâ, 21/35)

Dünya ve ahiretin mahiyetlerini bildiren bir ayet-i kerimede de Allah (celle celâluhû) şöyle ferman etmiştir:

وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَهْوٌ وَلَعِبٌ

وَإِنَّ الدَّارَ الآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

Bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ebedî ahiret yurdu ise işte o, gerçek hayatın ta kendisidir. Keşke bunu bilselerdi! (Ankebût Sûresi, 29/64)

Allah dostları için ölüm sevgililer diyarına yolculuktur. Ahiret onların burunlarında tütse de ilahî izin gelinceye dek bu dünyada sabır ve rıza ile içi içe yaşarlar, insanları hak ve hakikate davet ederler. Ehlullah, ölüme her an hazırlıklı olunmasını şiddetle tavsiye etmiş ve bunu kendi hayatlarında pratik olarak yaşamışlardır.

Râbıta-i mevt yani ölümü sık sık derinlemesine hatırlama ve buna göre kendimizi muhasebe etme bize hem imanımızda yakîni hem de amellerimizde ihlası kazandırması yönüyle çok mühimdir. İmanda yakîn ve amelde ihlas ise riyâ, süm’â, tûl-i emel, şöhret tutkusu, dünyaya rağbet ve nefsin sonu gelmez istekleri gibi kötü arzuları kırmanın en emin çaresidir.

Allah Rasülü (sallallahü aleyhi vesellem) bir gün Abdullah bin Ömer (radiyallahü anh) hazretlerini tutarak ona şunu söylemiştir:

كُنْ فيِ الدُّنْياَ كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍٍ وَعُدَّ نَفْسَكَ فِي أَهْلِ الْقُبوُرِ

“Dünyada bir garip yahut geçip gitmekte olan bir yolcu gibi ol. Asıl ve ebedî vatanın ahirete gideceğine öylesine inan ki, ölmeden önce ölmüş ol ve kendini şimdiden kabir ehlinden say!” (Tirmizi, Zühd, 25; İbn Mace, Zühd, 3; Müsned, 2/24, 41, 131)

Berzah âlemi; ölümden sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları yer, kabir hayatı, dünya ve ahiret arasındaki bekleme salonu” olarak kabul edilmiştir. Âlem-i berzah, dünya ile âhiret arasında bir köprüdür.

Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm) bir gün kabristana uğradığında mübarek simasında elem izleri belirmiş, bunun sebebi sorulduğunda kabirdeki iki kişinin azap görüyor olduklarını; onların azabının büyük bir şeyden değil, birinin bevl ihtiyacını giderirken temizliğine dikkat etmemesinden, diğerinin de nemîmede (koğuculukta, söz taşımada) bulunmasından dolayı kabir azabı çektiklerini haber vermiştir. Daha sonra yaş bir odun parçası alıp, ikiye ayırmış ve her kabrin başına birer tane dikmiştir. Niye öyle yaptığının sorulması üzerine de “O ağaç parçaları kuruyana kadar kabirdeki o iki kişinin azaplarının hafifletileceğini ümit ettiğini” ifade buyurmuşlardır. Allah Rasülü (aleyhissalâtü vesselâm) bir seferinde de “Kabir, Sa’d b. Muaz’ı da kavrayıp sıkarsa..” diyerek hem kabir azabına hem de meselenin ciddiyetine dikkat çekmiştir.

Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) diğer bir mübarek sözlerinde de;

كُنْتُ نَهَيْتُكُمْ عَنْ زِيَارَةِ الْقُبُورِ، أَلَا فَزُورُوهَا

 فَإِنَّهَا تُرِقُّ الْقَلْبَ وَتُدْمِعُ الْعَيْنَ وَتُذَكِّرُ الْآخِرَةَ

“Size kabir ziyaretini yasaklamıştım fakat artık ziyarette bulunabilirsiniz. Çünkü bu, kalbi yumuşatır, gözü yaşartır, ölümü ve ahireti hatırlatır.” (Hâkim, Müstedrek; Beyhakî, es-Sünenül-Kübrâ, -az farkla- Ahmed b. Hanbel, Müsned) buyurmuşlardır. Diğer benzer bir rivayette de zor anlarında ölümü ve ahireti çokça hatırlayanların bu sıkıntılarından kurtulacağı; rahat ve geniş anlarında ölüm ve ahireti unutanların da sıkıntılara uğrayacağı bildirilmiştir. (İbn-i Hibbân, Sahih; Beyhakî, Şuabül-İman)

Ölümle başlayan kabir hayatı -daha geniş manasıyla berzah âlemi- iman ve amellere yönelik ilk ve temel sorgulamanın olacağı yerdir. Bunun neticesinde kişi makamına uygun bir şekilde muamele görüp haşir ve hesap gününe dek bekletilecektir.

Berzah hayatında mü’minler namazlarını, zekatlarını, oruçlarını, haclarını, Kur’ân’larını, Allah (celle celâluhû) yolundaki hizmetlerini ve diğer bütün salih amellerini gönüllerine inşirah ve sürur verici birer enîs, birer dost olarak bulacaklardır. Onlara cennete ait pencereler açılıp güzel manzaralar arz edilir ve cennetteki yerlerini seyredip dururlar. Dünyada çirkin yaşayanlara gelince, onlara gösterilecek manzaralar da çirkin olur ve onlara da cehennemdeki yerleri gösterilir. Mü’minler, kıyâmetin bir an önce kopmasını arzularken inkarcılar ise onun hiç kopmamasını isteyeceklerdir.

Bütün bunlar, Allah Rasülü (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz’in haber verdiği şu uyarıcı hadis-i şerifleri bizlere bir kez daha hatırlatmaktadır:

اَلْكَيِّسُ مَنْ  دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ

وَالْعَاجِزُ مَنْ أَتْبَعَ نَفْسَهُ هَوَاهَا وَتَمَنَّى عَلَى اللهِ

 “Akıllı kimse, sürekli kendi nefsini sorgulayan ve durmadan ölüm ötesi hayat için çabalayandır. Nefsini hevâsının peşinde koşturan ve buna rağmen Allah Teâlâ’dan beklentileri olan  kimseye gelince o zavallının tekidir.” (Tirmizi, Kıyame, 25; İbn Mace, Zühd, 21; Müsned, 4/124)

سُئِلَ رَسُولُ اللّهِ أيُّ الْمُؤْمِنِينَ أفْضَلُ؟ قَالَ: أحْسَنُهُمْ خُلُقاً،

قِيلَ: فأيُّ الْمُؤْمِنِينَ أكْيَسُ؟ قَالَ: أكْثَرُهُمْ لِلْمَوْتِ ذِكْراً، وَأحْسَنُهُمْ لَهُ اِسْتِعْدَاداً قَبْلَ نُزُولِهِ بِهِمْ

Rasülullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a soruldu: “Mü’minlerden hangisi en faziletlidir?” O (aleyhi ekmelüttehâyâ): “Ahlakça en güzelleridir!” cevabını verdi. Tekrar soruldu: “Pekiyi, mü’minlerden hangisi en akıllıdır? “Ölümü en çok zikreden ve ölüm gelmezden önce onun için en iyi hazırlığı yapanlardır.” (İbnu Mace, Zühd, 31) buyurdu.

Allah dostu kâmil zâtlara göre dünya rahat ve rehavetine kapılmamak için bu ayet ve hadisleri çokça hatırlamalı ve bu doğrultuda bir birimizi usûlünce ikaz etmeliyiz. Çünkü rahat ve rehavet insandaki ulvî hisleri öldürmekte ve bunun sonucunda insan, sanki her şey güllük-gülistanlık ve Ümmet-i Muhammed’in hiç derdi yok gibi davranmaya başlamaktadır. Halbuki Efendimiz (sallallâhü aleyhi vesellem) bir yerden geçerken, gülen bir sahabi efendimizi gördüğünde ona ayağıyla dokunarak ikaz etmiş, “Cennetten müjde mi aldın?” demiştir.

Son olarak, Esved b. Yezid en-Nehaî hazretlerinin sık sık ölüm ve ahireti anarak kendisini muhasebe etmesini, imanla kabre girip giremeyeceği endişesiyle tir tir titremesini ve nihayetinde peygamberlerden sonraki en yüce makamlara ulaşan kimselerden olmasını hatırlayarak, Rabbimizin bizlere de bu yüce ufku ve güzel akıbeti nasip etmesini niyaz edelim.

اَللَّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ وَبَارِكْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ

وَعَلٰى اٰلِه وَأَصْحَابِهِ أَجْمَعِينْ

وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

 وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ