Kötülüklerden Sakındırma ve Bâtılı Tasvir

Herkul | . | KIRIK TESTI

Soru: Bâtılı tasvirin safi zihinleri idlâl edeceği ifade ediliyor. Fakat bâtıldan insanları uzak tutma adına onun kötülüğünün de anlatılması gerekiyor. Bu iki husus arasındaki denge nasıl kurulmalıdır?

Cevap: Öncelikle bir şeye “kötü” diyerek onun kötülüğünü anlatmakla, onun detaylarıyla tasvirini yapmanın birbirinden farklı olduğunun bilinmesi gerekir. Fert ve topluma zarar veren tavır ve davranışlardan insanları uzaklaştırmak, soğutmak ve bu tür kötülüklere karşı onlarda bir tiksinti hissi uyandırmak için elbette onların kötü olduğunun söylenilmesi, onlar hakkında uyarıda bulunulması gerekir. Fakat bu yapılırken, o kötü fiil ve davranışlar renk renk, çizgi çizgi resmedilip zihinlerde somut fotoğraf oluşturacak şekilde ortaya konulmamalıdır. Zira meselenin tam bir fotoğrafı çekilerek ortaya konulması, bazılarında söz konusu fiillere karşı arzu ve temayül oluşturabilir.

Bu itibarla, yapılan işin maksadının aksiyle neticelenmemesi için bâtıl olarak isimlendirilen kötülük ve günahlar tafsile girilmeden icmalen zikredilmeli, akabinde onların zararları anlatılmalı, gerek dünyada gerekse ahirette insanın başına getireceği olumsuz âkıbet ifade edilmelidir. Mesela sürekli günah işleyip kötülük peşinde koşan birine, mânevî füyûzat hislerini yitireceği, ibadet ü taatinden zevk alamayacağı, basiretinin köreleceği, ihsaslarını harekete geçiremeyeceği, ihtisas dünyasından habersiz yaşayacağı, şeklî Müslümanlıktan kurtulamayacağı, Allah’ı sadece nazarî olarak bileceği, O’nun huzurunda bulunuyor olma şuuruna ulaşamayacağı gibi hususlar hatırlatılabilir. Yani bir günahı tasvirden daha ziyade o günahın sebebiyet vereceği kötü âkıbete dikkat çekilebilir.

Negatif Çağrışımların Yıkıcı Tesiri

Bilindiği üzere şeytan insanı günaha sürükleme adına ondaki bazı negatif duyguları çok iyi değerlendirir. Dolayısıyla bu duyguların uyanmaması ve uyarılmaması çok önemlidir. Bâtılı tasvir adına ifade edilen şeyler ise, bu duyguların uyanması adına birer saik ve çağrışım gibidir. Bunlar insandaki bu potansiyel duyguları harekete geçirir. Şeytan da bu durumu fırsat bilir, negatif çağrışımları kullanarak insanları tesiri altına almaya çalışır ve onları fenalıklara sevk eder.

Bâtılı tasvir dediğimizde daha çok beşerî garizeleri harekete geçirecek mevzular akla gelir. Fakat meseleyi sadece şehevanî hislere bağlamak da doğru değildir. Anlatıldığında insanlarda onu yapmaya karşı bir arzu ve istek oluşturabilecek her türlü kötülük için aynı husus geçerlidir. Mesela siz ikiyüzlülüğün nasıl bir kötülük olduğunu anlatmak istiyorsunuz. Şayet siz meseleyi detaylandırırken onu artistik bir maharet olarak algılanacak şekilde insanlara takdim ederseniz, bazı zihinlerde o kötü sıfata karşı bir beğeni duygusunun oluşumuna sebebiyet verirsiniz. O hâlde mesâvi çerçevesi içinde yer alan bütün tavır ve davranışlarda terhip edalı bir üslûp takip edilmeli ve bunları irtikâp eden insanların hesap gününde nasıl bir cezayla karşı karşıya kalacakları anlatılmalıdır.

Hatta şirki tasvir ederken bile çok hassas davranılmalıdır. Mesela Cenâb-ı Hakk’a şerik koşulan ve -hâşâ ve kellâ- sanki birer mabud ve maksutmuş gibi kendilerine teveccüh edilen bir kısım cisim ve objelerin isimlerini tekrar edip durmaya, hatta herhangi bir zaruret yoksa tasrih etmeye gerek yoktur. Bu tür şeyler icmal edilmeli ve daha çok Allah’a şirk koşan bir insanın ebedî saadet yurdunu kaybedeceği, ebedî bir Cehennem hayatıyla karşı karşıya kalacağı üzerinde durulmalıdır.

Aynı şekilde anne-babaya karşı gelme, yalan yere şahitlikte bulunma, hırsızlık yapma, iftira etme, gıybet yapma gibi meseleler arz edilirken, bu günahlara karşı muhataplarda imrenme duygusu hâsıl edecek tafsilattan kaçınılmalı, icmalî bir üslûp takip edilmeli ve asıl olarak bütün bu günahların akıbetlerine dikkatler çekilerek insanlarda bunları işlemeye karşı bir mukavemet hissi oluşturulmalıdır.

Aslında bu metot, peygamber üslûbudur. Mesela Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) dil afetlerinden ve zinadan uzak durmanın insan için nasıl bir kazanç vesilesi olduğunu anlatma adına şöyle buyurmuştur: “İki çene arasını ve apış arasını koruma hususunda bana teminat verin, Cennet’e gireceğinize teminat vereyim.” (Buhârî, rikâk 23) Görüldüğü üzere burada mesele muğlâk ve müphem bir şekilde icmalen muhataplara sunulmuş, bu iki hususta sağlam durulduğu takdirde elde edilecek mükâfat nazara verilmiştir.

Ayrıca bilinmesi gerekir ki, bâtılı tasvire maruz kalan insanın zihin kirliliği günlerce belki haftalarca devam edebilir. Hatta olumsuz bir kısım şeyler ibadet ü taat esnasında bile onun zihnini meşgul edebilir. Bu açıdan insan bu tür menfiliklere karşı mesafeli durma hususunda daha başta güçlü ve kararlı olmalıdır. Bütün bunlardan uzak durup kaçınmanın yanında, aynı zamanda o, sürekli zihnini iyi ve güzel şeylerle doldurmaya çalışmalıdır. Öyle ki insan, korteksindeki hangi dosyaya el atarsa atsın karşısına hep güzel sözler, güzel düşünceler ve güzel tablolar çıkmalıdır. Ezkaza bir şekilde gözü, kulağı, zihni kirlendiğinde veya kalbine olumsuz bir şey girdiğinde ise ona uzun ömür tanımadan, hiç vakit kaybetmeksizin hemen en yakın seccadeye koşmalı ve o arınma kurnasının altında kirlerinden temizlenmeye çalışmalıdır.

Temiz Bir Zihin ve Güzel Âkıbet

Hususiyle günümüzde çarşıda, pazarda hatta bizim için en korunaklı mekânlar olan evlerimizde dahi zihinlerin çok ciddî bir kirliliğe maruz kaldığı bir gerçektir. Bu gibi negatif tasvir ve görüntüler ise zamanla insanın kuvve-i hafızasını ve korteksini kirletir. Oraya yığılan bu kirli bilgiler daha sonra insanı ciddî mânâda meşgul eder ve ondaki bir kısım kötü duyguları tetikler. İnsan zihnindeki bu türlü resimler, onun his ve düşünce dünyasını baskı altına alarak kendi arzu ve isteklerini dayatır. Hatta fırsatını bulduğunda insanın iradesini felç eder ve onu, ahiret hayatını mahvedecek haram ve günahlara sürükler.

Evet, bütün bu olumsuz tasvir ve görüntüler zamanla insanda bir şuuraltı müktesebatı oluşturur ve onun rüyalarını bile kirletmeye başlar. Oysaki insan, rüyalarında bile nezih olma azmi içinde bulunmalıdır. Aslında biz, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) dualarını rehber edindiğimizde, akşam yatarken okuduğumuz dualarla, “Ey emanette emin olan Allah’ım! Ben duygu, düşünce ve hayallerimi Sana emanet ediyorum. Onların kirlenmesine fırsat verme ki, ben uykudan uyandığım zaman bir kısım kirli duygularla uyanmış olmayayım!” mülâhazalarıyla Allah’a sığınıyor ve böylece gece ufkumuzu da Cenâb-ı Hakk’ın sıyanetine emanet ediyoruz. Bir insanın bu kadar hassas hareket etmesi, hiç şüphesiz onun ahiret hayatı hesabına çok önemlidir. Bilinmesi gerekir ki, onun bu mevzudaki her türlü niyeti, duası ve cehdi sevap defterine yazılır. Hatta yerine göre insanın hayallerinin kirlenmemesi, şuuraltı müktesebatının duygularını baskı altına almaması, ihsas ve ihtisaslarının temiz kalması adına göstereceği böyle bir ceht, onun yüz rekât namaz kılmasından daha önemli olabilir. Ne var ki, insanın rüyalarında bile temiz âlemlerde gezmesi, bağ ve bahçelerde yaseminlikte yürüyor gibi reftare dolaşması ciddî bir azim ve kararlılıkla iradenin hakkının verilmesine bağlıdır.

Esasında bir insan kendisini hataya sevk edecek sebeplerden ve hata düşüncesinden ne kadar uzak durursa, günaha girmeme adına o kadar selâmette demektir. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şeriflerinde,

اَللّهُمَّ بَـاعِـدْ بَيْنِي وَبَيْنَ خَطَايَايَ كَمَا بَاعَدْتَ بَيْنَ الْمَشْـرِقِ وَالْمَغْرِبِ

“Allah’ım, doğu ile batının arasını birbirinden uzak tuttuğun gibi, benimle hatalarımın arasını da uzak tut.” (Buhârî, daavât 44) diye dua etmek suretiyle, hatadan uzak durmanın ehemmiyetine işaret etmiştir. Çünkü kendisini kenardan köşeden de olsa, işin içine salan bir insan, belli bir zaman sonra akıntıya kapılacak ve bir daha da kenara çıkmaya imkân bulamayacaktır. Evet, eğer insan bir kere isyan deryasına açılırsa, daha sonra bir daha kenara çıkamayabilir. Bu sebeple o, sürekli zihnini, fikrini, hissiyatını temiz tutma gayreti içinde olmalı, nefsanî ve şeytanî tuzaklara karşı da sürekli tetikte ve teyakkuzda bulunmalıdır.