İnsanlar Helak Oldu

Ali Rüştü Gürsoy | . | SIZDEN GELENLER

“İnsanlar helak oldu. Alimler müstesna. Alimler helak oldu. İlmiyle amel edenler müstesna. İlmiyle amel edenler de helak oldu. İhlas sahipleri müstesna. Onlar da büyük bir tehlike içindedirler”.

Yukarıdaki hadis ilk bakışta bizleri ürkütse de, aslında tam tersine bir ebeveyn koruması ve şefkati gibi yollarda takılıp kalmamamız için Efendimiz’in bizlere bir müjdesi ya da gösterdiği ufuk mahiyetinde uyarıdır. Çünkü hali hazırda etrafımızda tanık olduğumuz Allah’a (celle celaluhu) ve Hazreti Muhammed’e (sallallahu aleyhi ve sellem) lakayd yaşama, bu haldeyken “benim kalbim temiz” gibi şeytan fısıltılarının kalbleri tedrici öldürmesi, biraz ilerde namaz ve oruç ile cenneti garanti etmiş edasıyla “ben, ben” deyip amellerini boşa çıkarma, daha ileride Rıza-i İlahi çizgisi dışına çıkma korkusu ile yaşamamanın sonucu, kazanma kuşağında kaybetme olacağından Efendimiz bizlere; “dikkat edin!” der gibi seslenmişdir. O (sallallahu aleyhi ve sellem), hep ümmetini dertlenmiş, Refik-i A’la saatine dek söylediklerini ilk kendi yaşamıştır.

Evet, Alim; Allah’ı bilen demektir. Aynı zamanda ilim yapan, kitap okuyan, hadiseleri yorumlayandır. İlk emir olan “oku!” buyruğunu; Kainat-Arz-İnsan alakasını okuyarak aklında tesbih çevirir gibi zihin fırtınası yapandır. Bir noktaya geldiğinde “İnsanlar helak oldu” deyip, bazen dedesi bazen annesi gibi tam bir teslim ve tevekkülle boyun eğendir. Çünkü Efendimiz “Size koca karıların inandığı gibi inanmak düşer” demişti. Belki dedesi, ninesi, annesi alim değildi ama bulundukları konumda Allah’a ve Peygamber’e samimi olarak bağlıydılar. Duydukları bir ayet yada hadis için “O söylediyse doğrudur” demiş ve inanmışlardı.

“Alimler müstesna.” Kur’an ve Hadis hıfzetmiş, esma ya vakıf olmuş. Bitti mi? Hayır. “İlmiyle amel edenler müstesna”. Bildiklerini yaşayabiliyor muydu? Gazali Hazreti’lerinin merkebinin heybesinde İmam Hazreti’lerinin kitapları vardı ama merkebine hiçbir faydası olmadı. Allah; “hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” derken alimin inancını ve inancın getirdiği ameli de nazara vermiştir. Bir kuş tek kanadı ile olduğu yerde döner durur ama bir gün bir atmaca saldırsa kaçamaz helak olur. İman bir kanat ise ibadet diğer kanattır. “İlmiyle amel edenler de helak oldu. İhlas sahipleri müstesna.” İlmiyle amel edenler, ilmi için “hel min yezid” yani daha yok mu? derken, ameli için de hep tetikte olup “rıza dairesinden çıktım mı acaba?” deyip murakabe içerisinde olmalı. Amelinde ihlas olmalı. “Sen Allah’ı görmesen de O (celle celaluhu), seni görüyor” deyip ibadet ve taatlarını sırf Allah rızası için yapmalı.

“Onlar da büyük bir tehlike içindedirler.” Başka bir yerde “tir tir titremektedirler” diye geçer. Yani devamlı bir korku içerisindeler darken Allah’a olan saygıdan dolayı, Allah’ın kendilerine verilen nimetlere karşılık verememe ezikliğinden dolayı, Allah’ın sevgisine mazhar olup bunun karşılığını verememe durumunda olduklarından dolayıdır. Onlar ümit ve korku arasında yaşarlar ve bilirler ki, tek taraflı yaşama Allah’a karşı saygısızlık ve güvensizlik. Buna bağlı olarak günah olduğunu, tevekkülsüzlüğün şirk olduğunu bilirler. Şimdi “o zaman neden bu mertebede bile hala tehlike içindedirler.”

Yukarıda saydığımız bütün nimetler Allah’ın dilemesi ile olur. Yani yaratması. Allah mülkünde istediği gibi tasarruf eder sırrınca, kulun cüz’i iradesi, sebepleri yerine getirmesi ve dua ile sınırlı olup, Allah’ın yaratması olmazsa ya da murad-ı ilahi başka ise kula düşen yine rızadır. Mesela bazen bir kulun terakki etmemesi de ona bir rahmet vesilesi olabilir. Zira terakki etse “ben oldum” deyip yüksekten düşecek. Evet işte bu Allah dostları da bilirler ki; “Kalbler Allah’ın elindedir”. Başka bir açıdan Cibril (aleyhisselam), bir gün Efendimize; “Sen gelene kadar ben kendi sonumdan emin değildim. Sen geldin Allah, benim için emin meleğimiz dedi. Ben o zaman rahatladım” der. Daha başka bir açıdan, bir gün Aişe validemiz; “Ya Rasullallah, geçmiş ve gelecek günahların bağışlanmışken, neden hala kendini heder edersin” der, her gece sabahlara kadar namaz kılıyor diye… Efendimiz; “Şükreden kul olmayayım mı?” der. Yani Allah; “şükrederseniz, nimetlerimi arttırırım” diyor. Demek ki, biz de peşin nimetlere şükrümüzü arttırmalıyız.

Evet biz kullara düşen, bulunduğumuz konumun hakkını verme çabası içinde olma fakat hiçbir zaman hakkını veremeyeceğimiz bilinciyle yaşama ve bundan dolayı amellerimizde sadece Rıza-i İlahi gözetmeliyiz.