Kemmiyet mi Keyfiyet mi?

Mustafa Arslan | . | SIZDEN GELENLER

Kemmiyet ve keyfiyet birbiriyle bağlantılı iki kavramdır. Kemmiyet sayı itibariyle çokluğu, keyfiyet ise niteliği ele alır.

Sadece kemmiyete eğilenler hiçbir işe yaramayan kuru kalabalıklar yani kitleler veya yığınlar yetiştirmiş olurlar. Sadece keyfiyete eğiliyorum diyenler ise dar kalıplarını aşarak dünyaya mesajlarını duyurmada hep yetersiz kalırlar.

Doğrusu hem keyfiyet hem de kemmiyete gerekli ehemmiyeti göstermektir. Her iki yönde gerekli atılımları yapan milletler istikbalde dünyada söz sahibi olacaklardır.

Eskiden hayat şartları 20. asırdaki gibi değildi. Pederşahi, cedşahi aileler vardı. Ne kadar çok çocuk olursa olsun sıkıntı meydana getirmezdi. Erkek çocuklara bir oda, kızlara bir oda verilirdi. Sonra tarlada yaptıkları çalışmalarla aileye yük olmak bir yana faydaları bile olurdu. Yeri geldiğinde mukaddes değerleri için savaşmaya giderlerdi ve buna çok ihtiyaç vardı.

Bu devirde ise durum tarihteki durumundan çok farklılık göstermektedir. Çocukların her birisi ayrı bir ihtimam istemektedir. Bu da giyiminden beslenmesine, eğitiminden evlenmesine önemli imkanlar istemektedir. Gereken alaka ve eğitim verilemediği takdirde sokak serserisi olarak asayişi bozmakta ve milletin başına bela olmakta, topluma fayda yerine zarar vermektedirler.

Bugün dünya üzerinde nice az nüfusa sahip olan devletler, keyfiyet bakımından kendisini geliştirmiş fertlere sahip olduklarından çok daha fazla yığınlara sahip milletleri mağlup etmektedirler. Bazen bir şahıs bir ordudan önemli olabilir.

Hazreti Ömer (radıyallahu anh), halifeliği döneminde etrafındaki kişilerle sohbet ederken onlara çok imkanlara sahip oldukları takdirde ne yapmak istediklerini sorar. Onlardan kimisi çok parası olup fakirlere yardım etmek istediğini, kimisi çok güzel camiler yaptırmak istediğini, vs anlatırlar. Bu cevaplar üzerine Hazreti Ömer (radıyallahu anh):

“Ben çok imkanlara sahip olsaydım Ebu Ubeyde gibi insanlar yetiştirirdim” diye cevap verir.

Onun için sanayicilerin çok kullandığı bir ifade vardır: “En büyük yatırım insana yapılan yatırımdır.” İnsan için yerinde yapılan masraf israf değildir.

Bediüzzaman hazretlerinin bu konuda 20. Lem’a 3. Sebep’teki değerlendirmeleri ise şu şekildedir:

“Cenab-ı Hakk’ın rızası ihlas ile kazanılır. Kesret-i etba’ (kendisine uyanların çokluğu) ile ve fazla muvaffakıyet ile değildir. Çünki onlar vazife-i İlahiyeye ait olduğu için istenilmez; belki bazan verilir. Evet bazan bir tek kelime sebeb-i necat (kurtuluş vesilesi) ve medar-ı rıza olur. Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünki bazan bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-i İlahîye medar olur.”

Kadisiye savaşı öncesinde Hazreti Ömer, Sa’d’e yazdığı mektupta, 2000 kişiye bedel iki kişi gönderdiğini haber verdikten sonra, onlarla istişare etmesini ve kendilerinden faydalanmasını tavsiye etmişti. Bunlardan biri Amr b. Ma’dikerb’di. Yiğitliğinden dolayı ona “Arap Cengaveri” ünvanı verilmişti. (1)

Onun için her aile, sağlam yetiştirebileceği kadar çocuğa sahip olmalıdır. Bu yazılanlar sebepler planındadır. İnsanlar bunu yapmakla mükelleftirler. Hidayeti Hazreti Allah (celle celâluhu) verir.

Abdülhamid Han ve Japonlar

Keyfiyetin yanında kemmiyet de ihmal kaldırmaz. “Benim imkanlarım bu kadar” deyip kenara çekilmek de doğru değildir ve sorumluluktan kaçmaktır. Dünyanın her köşesinde duygu ve düşüncelerimizin güzelliklerini gösterecek kalifiye elemanlara ihtiyaç vardır. Herkes imkanlar bulmak için sağa-sola başvurmalı ve ideal nesiller yetiştirmek için çaba harcamalıdır.

Japon imparatoru Sultan Abdülhamid’den İslam Dini’nin bilhassa, tefekkür, gaye, felsefe ve manevi terkibi üzerinde şahsen kendisine izahat vermek için Japonca bilen, yoksa tercihen İngilizce, Fransızca ve Almancası kifayetli Osmanlı alimleri” istemesi üzerine, Ulu Hakan çaresizlik içerisinde karşı tarafa menfi-müsbet arası zaman kazandıran dolaylı bir cevap vermiştir.

Abdülhamid Han, kalbinde yara olan bu hadise hakkında daha sonraları (sürgün yıllarında) Ali Fethi Bey’e :

“Eğer ben Japon imparatorunun istediği kıymette din ve maneviyat sahibi şahsiyetleri bulabilseydim evvela kendi memleketimi kurtarırdım. ” demiştir. (2)

1-Sezikli H. Ahmet, Amr b. Ma’dikerib TDV İslam Ansiklopedisi Cilt 3 sayfa, 88
2-Refik İbrahim Tarih Şuuruna Doğru sayfa, 57