Posts Tagged ‘Osman Şimşek’

KADINLARA, ÇOCUKLARA, BEBEKLERE UZANAN ZULÜM

Herkul | | DIGER

Mesleklerinden ihraç edilen, malına mülküne el konulan, günlerce gözaltında tutulan, haksız yere tutuklanan, işkencelere uğratılan, gaybubete maruz kılınan veya hicrete zorlanan yüz binlerce insanın mazlumiyet ve mağduriyet haberleriyle hüzün içinde geçen günler, haftalar, aylar ve yıllar yaşıyoruz.

Dinin-diyanetin nasıl tahrip edildiğini, bir ülkenin nasıl bitirildiğini ve bir nesle nasıl kıyıldığını görüp de adeta kahrolmamak mümkün değil.

Bütün bunların yanı sıra veya ötesinde, doğumhanede yaralı bereli haliyle gözaltına alınan, hatta hapse atılan anneleri; dünyaya gözünü zindanda açan bebekleri; aylardır anne-baba yolu gözleyen, valideyninin elbisesine ya da resmine sarılıp ancak uyuyabilen binlerce çocuğu görüp ızdırapla inlememek imkânsız.

Kalbi/vicdanı bütün bütün ölmemiş her insan gibi, acı ve ızdırapla bakıyorum sosyal medyaya düşen resimlere/videolara. Zalimi zulmünden vazgeçirmek için bir şeyler demek geçiyor içimden; heyhat, o çizgiyi çoktan aşmışlar, hak ve hakikati işitmeye tahammülleri yok. Ne var ki, zulüm karşısında sükût da şeytanî bir iş; en azından onu duyurmak ve zalimin karşısında olduğunu vurgulamak vicdanın asgari gereği. Bu sözlerim de zaten bir şey ifade edip etmeyeceği kaygısından uzak, böyle bir mesuliyet duygusunun neticesi.

Fakat keşke, hatırlasalardı, nifakın bir alametinin de düşmanlıkta sınır tanımamak olduğunu; Efendimiz’in münafığı tarif ederken, “O düşmanlık yaptığında zalimce ve ilkesiz davranır; insafı terk edip haddi aşar.” dediğini..

Keşke, azıcık düşünselerdi İslam büyüklerinin “Haksız insafsız olur” tespitinin manasını..

Keşke ölçü alsalardı Allah Rasûlü’nün yolunu ve davranışını.. Oysa hemen hepsi bilirlerdi Gâmidiyeli Kadını. Suçunu itiraf ettiği ve hakkında ölüm cezası kesinleştiği halde, tam cezası infaz edileceği sırada hamile olduğu anlaşılınca, İnsanlığın İftihar Tablosu ona, “Git, şimdilik serbestsin; cezanı çocuğun doğduktan sonra çekeceksin!” demişti. Kadın, birkaç ay sonra gelerek doğumu haber verip “cezama hazırım” deyince, Allah Rasûlü, “Git, çocuğun sütten kesilene kadar onu emzir ve ona güzelce bak! Sonra gel.” buyurmuştu. Evet, keşke, bari şu iyi bildikleri hadise, vicdanlarına az dokunsaydı ve onlar da hiç olmazsa çocuk haklarını korusalardı.

Heyhat, düşmanlık, kin ve nefret kalblerini öldürmüş, vicdanlarını felç etmiş. Onlara evrensel insanî haklardan bahsetmek faydasız. İslamî değerleri hatırlatmak da bir işe yaramıyor. Masumiyet karinesi ve suçun şahsîliği gibi esaslar onlara hiçbir mana ifade etmiyor. Hatta ayet ve hadislerde hiç kimsenin -kızı/oğlu veya annesi/babası da olsa- bir başkasının suçundan sorumlu tutulamayacağı apaçık anlatılmış olsa bile, ona karşı da kör ve sağır davranıyorlar.

Bazen beddua edecek kadar öfkeleniyorum zalimlere ve destekçilerine; fakat sonra hemen gayzımı yutuyorum; “Bunlar, bulacakları belayı zaten bulmuşlar” diyorum. Zira bunca zulmü işleme ve ona taraftar olma vicdansızlığı insana bela olarak yeter! İnsan için özünü gaflete salmaktan daha büyük bir felaket düşünülemez.

Doğru tarafta ve hak olan safta bulunduğuma dair onlarca delilim var. Bedeli ne olursa olsun, mazlumların yanında durma konusunda kalbim mutmain. Bununla beraber, zalimlerin çirkefliğini ve had bilmezliğini gördükçe, onların safında yer almadığıma binlerce kere hamd ediyorum.

Hapiste, sorguda, gaybubette ve hicrette olan ağabeyim, ablam, kardeşim, bacım!.. İman ve ahiret perspektifinden bakınca, kazananın siz olduğunuzu görmemek de körlüktür. Mazlumiyet ve mağduriyetlerinizin bir an evvel son bulması için dua ve niyazın yanında, Rabbimin beni de sizinle beraber haşr etmesini diliyorum.

Zalimlerin yaptıklarından Allah’a sığınıyor ve bu zulümler karşısında susan insanların, hele dilsiz şeytanlık yapan ehl-i imanın yerine utanıyorum. Mazlumları, mağdurları Allah’ın rahmet ve inâyetine; zalimleri, destekçilerini de Hakk’ın kahır ve adaletine havale ediyorum.

Osman Şimşek

IRMAK TV CANLI YAYIN – ÖZEL NAĞME

Herkul | | HERKUL NAGME

TÜRKİYE EKRANA KİLİTLENDİ

Fethullah Gülen Hocaefendi, yıllar sonra ilk kez canlı yayına katıldı. Hocaefendi’nin Irmak TV’de yayınlanan Sahur Vakti programına katıldığı esnada tüm Türkiye ve yurt dışından milyonlarca izleyici canlı yayına kilitlendi. Program, sosyal medyada da gündem oldu.

Herkul.org editörü Osman Şimşek’in Ramazan’ı nasıl geçirdiklerini anlatan açıklamalarının ardından gurbetteki iftar öncesi yapılan mealli mukabele canlı olarak izleyenlere sunuldu. Okunan ayetler tefsir edildi. Hocaefendi mealli mukabelenin ardından Ramazan ayının önemine dikkat çekerek son günlerin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini anlattı. Hocaefendi’nin mukabele sonrası Ramazan ayına ilişkin sohbeti şöyle:

“Bazı şeyleri kitabın ve sünnetin ruhuna uygun diye yapıyoruz. Bunda inşallah, Cenab-ı Hakk’ın rızasından başka bir mülahazamız da yok. Sürekli vird-i zebanımız ‘Allahümme’l-amele salih… vel ihlase’l-etem ve rıdake, rü’yatek’ filan diyoruz. Bu dört esas bizim için çok önemli bunlara ulaşmak için de Kur’an-ı Muciz-ül Beyan’ı doğru anlamak, ehli dalaletin, batıl ehlinin anladıkları veya heva ehlinin anladıkları, Kur’an’a uyacaklarına Kur’an’ı kendilerine uyduranların anladıkları gibi değil. Elden geldiğince Kur’an’ı Muciz-ül Beyan’ı, Kur’an’ın anlaşılması gibi anlaşılma adına Sünnet-i Seniyye’yi yine Sünnet-i Seniyye’nin anlaşılması çerçevesinde, Siyer-i Nebevi’yi esasen anlaşılması gerektiği siyer felsefesi çerçevesinde anlama istikametinde arkadaşların isteği, arzusu, cehdi, gayreti ile burada sürdürmeye çalıştık.”

BELKİ BAŞKALARI DA KUR’AN-I KERİM’İ ANLAMAK İÇİN BU ŞEKİLDE MUKABELE OKUR

“Bu sene de bütünüyle mukabeleyi bir taraftan Kur’an-ı Muciz-ül Beyan’ın bir taraftan orijinal metni, İlahi Kelam’ı okuyarak, diğer taraftan da meal ulvi hakikatleri ne kadar aksettiriyor ama onun sahibine esasen, o mealleri yazanların sahiplerine güvenerek hatta farklı meallere de bu arada bakarak, hatta bazen farklı mülahazalarla da işin içine girdiler yaparak, böyle manasıyla, maani aliyesiyle, mefhum-u mukaddesi ile Kur’an-ı Muciz-ül Beyan’ı bir de böyle mütalaa edelim. Kim bilir belki bunun isabetli olduğunu görür, bundan sonra başkaları da, Rabb’imizin bize bir mesajı olarak, aynı zamanda bir ışık kaynağı, Nur ayeti de geçmişti burada, önümüzü aydınlatmak üzere bir rehber olarak gönderdiği bu kitabı muhtevasıyla anlayalım diye bundan sonra mukabeleleri öyle okumayı düşünebilir. Dili Arapça olanlar belki buna çok fazla ihtiyaç hissetmeyebilirler. Bizim gibi Arapça bilmeyenler buna zannediyorum ihtiyaçları vardır. 19. Cüz’e geldik. Ramazan’ın son günlerine geldik. Böyle yapmakla Kur’an-ı Kerim’e karşı saygısızlık yaptıksa Allah bizi affetsin. Buna içtihat hatası derim ben. İçtihat hatası yapanlar bir sevap kazanırlar. Şayet isabet olmuşsa iki sevap kazanılmış olur. Kur’an’ı hiç bilmeyenler, belki senede bir kere bile okumayanlar bu mukabele sayesinde 100’ü aşkın insan Kur’an-ı Müciz-ül Beyan’ı şöyle böyle, kulak dolması akıllarında kalabilecek şekilde bazı manalarına muttali olmuşlardır. Bir ikincisi de onlarda böyle bir arzu da uyanmış olabilir. Bundan sonra şöyle tafsilli açıklamalı bir meali ellerine alırlar. Hasan Basri Çantay Hoca’nın gibi, bizim Ali Ünal’ın gibi, Suat Hocamızın gibi meallerini ellerine alırlar Kur’an-ı Kerim’i okurken öyle okurlar. Onlarda böyle bir duygu uyarılmışsa şayet Allah’ın izni, inayeti ile bu da hayra vesile olur. Sizler böyle bir şeye sebebiyet verdiğinizden dolayı sizin defter-i hasenatınıza da sevap akar, Allah’ın izni, inayetiyle. Bir de iştirak-ı amel ciheti ile yani ahirete ait meselelerde iştirakte birler bin olur. Yani bir meseleyi icra eden bir tanesi bir heyet-i aliye içinde, onun etrafında kümelenmişlerse şayet, umumun defter-i hasenatına bir yönüyle yazılacak, umuma terettüb edecek sevap teker teker her bir fert için mukadderdir, müyesserdir, diyor.”

İTİKÂF SÜNNETİ İHYA EDİLMELİ, AKSATMAMALI

“İştirak-i amal-i uhreviye de böyledir. Bir de bu yol açıldıysa şayet bu Ramazan-ı Şerif’te arkadaşlarımız buna da önem verirler, iştirak-ı ameli uhreviye derler ve birleri bin yapmaya bakarlar. Hususiyle Ramazan’ın her günü mübarektir. Ama Efendimiz (sas) ve büyüklerimiz Ramazan’ın son 10 gününde Kadir Gecesi olduğunu söylerler. 21’inde, 23’ünde 25’inde 27’sinde… Bir dönem de 27’sine tevafuk ettiğinden dolayı bu öyle kabul edilegelmiş, umumi kabul halini almış. Dolayısıyla da bütün İslam dünyasında Ramazan-ı Şerif’in 27. gecesinde yaparlar bunu. Fakat Efendimiz (sas) son 10 gecesinde Ramazan-ı Şerif’in itikâf yapıyorlardı. Bu itikâf da işte o gecelerdi, o tek gecelerde esasen gözetiliyordu orada. Kendinden sonra da bir hayli insan itikâf yaptı. Kendi hayatı seniyelerinde mübarek validemiz çardaklar kurdu mescidin içinde itikâf yapmak istediler. Fakat o namaz kılmaya mani, böyle günümüzde olduğu gibi maksureli yerler olmadığından dolayı mahzurlu gördü, o sene iptal ettiler itikâflarını. Daha sonra da kaza ettiler.”

“Bir de Ramazan’ın son günü imkân olsa itikâf esasen, itikâf Efendimiz’in (sas) bir sünnetidir. Cenab-ı Hakk’a yönelme, seyri sülük-ü ruhani ile seyfillah olma, hakikatlerini aksettiriyor gibi bir şey. Toplumumuzda unutulan sünnetlerden bir tanesi de budur. Oysaki kalbi ve ruhi hayata, cismaniyetten çıkma, hayvaniyeti bırakma, kalbi ve ruhi hayata yükselme, böylece rıtlatikeyi rabbaniye ufkuyla mı, sır ufkuyla mı, hafi ufkuyla mı, ahva ufkuyla mı, esma-yi ilahi sıfat-ı sübhaniye, itibarat-ı rabbaniye mülahazalarına girme, hadisin ifadesiyle görülüyor olma mülahazasını yaşama, görüyor olma mülahazasını yaşama, itikâf gibi tamamen kendini ona verme ibadeti ile ancak hâsıl olur.”

“Keşke bunu bütün dünyada cami imamları yapsa, Diyanet İşleri Teşkilatı yapsa, zira halk önünde bu işi iyi bilenlere bakar. İyi bilenlere bakar ve yaparsa yaptığı şeyin bir misli sevabı onların defterine de geçer. Onlar da bunu görmediğinden yapmıyorsa şayet o sünneti terk etme vebali onların defterlerine kaydedilir. Öndekiler o mevzuda çok hassas yaşamalı, o itikâfı da bence aksatmamaya bakmalı.”

“İnşallah bu son 10 güne girerken meseleyi biraz daha katlayarak yaşamak sureti ile Ramazan’ın ne olduğunu vicdanlarımıza duyururuz. Ramazan’ın ne olduğunu belki gelecek nesillere de duyururuz. Onlar da Allah’ın izni inayeti ile bereket ayını öyle değerlendirirler. Kulluktur bu.”

“MÜLEVVES HABERLERE HİÇ KULAK ASMAMALI”

“Belki bize düşen şey de, hiç olmazsa Ramazan-ı Şerif’in son 10 gününde fuzuli şey konuşmamalı, mülevves haberlere hiç kulak asmamalı, mülevves neşriyat yapan televizyonlar, radyolar, internetler; bunlara kapıları kapamalı ki Allah’a karşı açılacak kapılar açılsın. Yoksa yalanla, tezvirle, iftirayla, kinle, nefretle, gayzla köpürmüş insanların ağızlarından dökülen o levsiyatla hiç farkına varmadan bizim zihin dünyamız ve ruh dünyamız da kirlenir. Dolayısıyla onlara benzemiş oluruz. Onlara benzeyenler de onların yuvarlanacağı yere yuvarlanırlar. Değişik şeylere karşı panjurları kapamalı, kapıların hep Efendimiz’e (sas) karşı açık olmasını sağlamalı. Sohbet-i cananla bütün saatlerimiz geçmeli.” (Zaman Gazetesi’nin Haberi)

Pennsylvania’da (2014) Kurban Bayramı Hutbesi

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin farklı makalelerinden istifade ederek ve selef-i salihînin örnek hayatlarından bir kısım misaller ekleyerek Kurban Bayramı Hutbesi hazırladık.

Muhterem Hocamız dün buradaki mescidde okuduğumuz o hutbeyi herkul.org üzerinden yayınlamamızın da isabetli ve ayrıca istifadeye medar olacağını söyledi.

Biraz kısaltarak sesli ve görüntülü dosyalar halinde arz edeceğimiz hutbenin aslını/tamamını word ve PDF halleriyle de indirebilirsiniz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

Hutbeyi yazı olarak indirmek için tıklayınız

Hutbeyi PDF olarak indirmek için tıklayınız