Posts Tagged ‘sohbet’

215. Nağme: “Her Yer Karanlık Mahşer mi ya Rab!” Derken…

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Bugün de sizlere bir çay faslını sunacağız. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, 12 dakikalık hasbihalinde şu hususlara değiniyor:

-Basit cehaletten sıyrılmanın yolu okuma ve düşünmedir. Fakat katlamış ve çok buudlu bir cehalet söz konusu ise, ondan kurtulmak için önce basit bilgiden muzaaf (katlanmış) bilgiye, sonra mük’ab (çok sık dürülmüş, iç içe geçirilmiş, üç boyutlu) malumâta ve hatta ilm-i murabba (dört buudlu) diyebileceğimiz marifete yürümek lazımdır.

-Sathîlikten sıyrılıp marifette derinleşmek çok önemlidir; zira bir hadis-i şerifte, bir kısım kimselerin Kur’ân okuyacakları, namaz kılacakları ama imanlarının, gırtlaklarından aşağıya inmeyeceği ifade ediliyor.

-İslam milletlerini perişan eden ve maskara haline getiren dert; işin özüne nüfuz edememek, anlaşılması gerekli olanları anlayamamak ve sathîliğe takılıp kalmaktır. Maalesef, ümitbahş bazı şeyler olmakla beraber, bugün İslam dünyası ölü sayılır.

-Müslümanların problemi şekil ve surette kalmaktır ama ne kadar insan anlar bunu!.. Doğduğumuz zaman ortalık karanlık olduğundan biz de dünyaya âmâ gibi göz açtık. Şair diyor ki:

“Eğer ehl-i basiretsen hüner arz etme nâdâna / Anadan doğma âmâlar değildir vakıf elvâna.”

-Abdülhak Hamid, “Her yer karanlık mahşer mi ya Rab!” diyor, vefat eden hanımının arkasından çığlığı koparıyor. Biz İslamî hayat, duygu ve düşünce açısından “Her yer karanlık mahşer mi ya Rab!” diyebileceğimiz bir zeminde neş’et ettik. Fakat, Allah’a binlerce hamd ü sena olsun ki, o taklit duvarlarını ve bariyerlerini yıkarak bize hiç olmazsa kenarından köşesinden, jalûzilerin arasından ışığı gösteren bir rehberin arkasında kendimizi bulduk.

Arkadaşlar,

İşte bu mevzuları anlattıktan sonra bir yudum çay içmek isteyen muhterem Hocamız bardağı karıştırırken eli çarpıp birkaç damla dökülünce “eyvah” dedi. O “eyvah” sözü başka “eyvah”ları hatırlattı.

Önce bir dönemdeki muhalefetine pişmanlık duyan Ziya Paşa’nın şu beytini seslendirdi:

“Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık / Zîrâ ki ziyan ortada bilmem ne kazandık”

Daha sonra, o günlerde filozof ünvanıyla ihtilalin ideologluğunu yapan ama Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesinin akabinde, Devlet-i Aliye’ye tâbi toplumların, imamesi kopmuş tesbih taneleri gibi darmadağınık olduğunu görüp bin pişmanlık içinde, “Abdülhamit’in Rûhâniyetinden İstimdat” dilenen Rıza Tevfik’in şu sözlerini okudu:

“Nerdesin şevketli Abdülhamid Han?
Feryadım varır mı bârigahına?
Ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
Şu nankör milletin bak günahına.
Tarihler ismini andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan!
Bizdik utanmadan iftira atan.
Asrın en siyasî padişahına.
‘Padişah hem zalim, hem deli’ dedik,
İhtilale kıyam etmeli dedik,
Şeytan ne dediyse biz ‘belî’ dedik,
Çalıştık fitnenin intibahına!.
Divane sen değil, meğer bizmişiz.
Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz
Sade deli değil, edepsizmişiz!
Tükürdük atalar kıblegâhına!”

Muhterem Hocaefendi, bu pişmanlıkları zikrettikten sonra, merhum Ahmet Kabaklı’nın, bu türlü hadiseleri naklederken “ba’de harâbu’l-basra” dediğini; bunu söylerken Arapça dil kaidelerine uymayıp, bu sözdeki terkibi “harabi…” değil de “harabu…” şeklinde telaffuz ettiğini; onun bu iğrab hatasında da ayrı bir esprinin bulunduğunu; zira meselenin tersliğinin ancak o şekildeki bir yanlışlık imasıyla anlatılabileceğini belirtti.

Kıymetli Hocamız tam “eyvah” diyenlerden bahsederken önündeki elektronik tabloda (belki binin üzerindeki resim arasından) merhum M. Akif’in şu beyti beliriverdi:

“Eyvah! Beş on kâfirin imanına kandık / Bir uykuya daldık ki Cehennemde uyandık…”

Sohbetin sonunda ise, muhterem Hocamız yine tabloda çıkan “es-Subhu Bedâ” şiirinin şu manalara gelen bölümlerini okudu:

“Sabah, nurunu O’nun çehresinden aldı / Gece ise karanlığını O’nun siyah saçlarından aldı.
O faziletiyle bütün resullerden üstün oldu / Hidayete erenler, yolunu O’nun delaleti ile buldu.
Cömertlik hazinesiydi, o hazineden ihsan edendi / Toplumları dinine ve hidayetine erdirdi
Soyu çok temiz, şerefi pek yücedir / Bütün Araplar O’nun hizmetindedir.”

“Bütün Araplar O’nun hizmetindedir.” sözünü telaffuz edince, “Hizmetinde tam bulunamadık!” deyip ağlamaya durdu ve gerisini okuyamayacak kadar yoğun hislerle doldu.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz…

214. Nağme: Mahzursuz Muhalefet

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi bir yazısında Ashâb-ı Kirâm arasında her zaman hak adına bazı itirazların vuku bulduğunu ve bunlara “mahzursuz muhalefet” denebileceğini ifade etmişti. Bir münasebetle, muhalefeti mantıkîliğe bağlamak gerektiği üzerinde durunca, Hocamıza “mahzursuz muhalefet”in çerçevesini sorduk.

Muhterem Hocaefendi, aynı kutupların birbirini ittiği ve emsal arasında rekabetin çokça görüldüğü halde, aralarında pek çok dâhi bulunan Sahabe efendilerimizin çok uzun süre problemsiz yaşadıklarını, kendi bilgi, anlayış ve farklı yaklaşımları konusunda fedakarlıklarda bulunup her zaman bir adım geri çekilmeyi başardıklarını; İslam’ı tam içine sindirememiş büyük kitleler Müslümanlar arasına dahil olana kadar ciddi anlaşmazlıkların yaşanmadığını ve bu gibi hususiyetleri düşünülünce Ashab-ı Kiram’a “Kur’an’ın Mucizesi” denebileceğini vurguladı.

Aslında muhalefetin münazara şeklinde yapılması gerektiğini; münazaranın ise, herhangi bir hakikatin vuzuh ve inkişafı adına fikir teâtîsinde (alış verişinde) bulunma, aynı kanun ve esaslara dayanarak beyin fırtınası yaşama, müşterek düşünme ve tam bir hakperestlik hissiyle bütün bir düşünce gücünün gerçeği bulmaya teksif edilmesi ameliyesi olduğunu izah etti.

Günümüzdeki muhalefetlere ya da münazara adındaki tartışmalara fikir alış verişi demektense, cidal, mugâlata ve minvechin demagoji demenin daha uygun düşeceğini belirtti. Bugünkü tartışmalarda, tarafların, herhangi bir hakikatin tebellüründen daha ziyade ne yapıp yapıp kendi mülâhazalarını karşı tarafa kabul ettirmenin mücadelesini verdiklerini, bu hususta ölesiye bir gayret sarf ettiklerini, yer yer kelime ve mantık oyunlarına girdiklerini, hasımlarını ilzam etme, mahcup düşürme… gibi yakışıksız şeylere başvurduklarını ve hakikate karşı hep kapalı durduklarını dile getirdi.

Bu türlü muhalefetin tamiri çok zor yaralanmalara sebebiyet verdiğine, kin, nefret ve düşmanlıkları körüklediğine, bencillikleri daha bir azgınlaştırdığına ve fertler arası münasebetlerde onarılması imkânsız kırılmalara yol açtığına temas etti.

Aziz Hocamız, aslında herhangi bir konuda mümince fikir yürütmenin günümüzde yapılanlardan çok farklı olduğunu, muhalefet edilecekse bunun tamamen hakkın emrinde ve hakkı tutup kaldırma istikametinde gerçekleşmesi gerektiğini, tarafların birbirini mahcup etmesi bir yana haklı çıktığında hasmını utandırmasının dahi insanî değerlere saygısızlık sayılacağını dile getirdi.

Mesnetsiz, delilsiz ve peşin hükümlere bağlı mülâhazalardan olabildiğine uzak durulduğu, her şey gerçek bilgi yörüngesinde götürüldüğü, konuşmanın her faslında hakperestlik mülâhazasına fevkalâde dikkat edildiği, müzakere veya tartışmanın en hararetli noktalarında bile olabildiğine saygılı davranıldığı ve herkesin kendini ifade etmesi hususunda centilmence hareket edidiği takdirde ihtilafın da rahmet olduğunu ve hakikatlerin gün yüzüne çıkmasına vesilelik edeceğini anlattı.

Hazreti Ebu Bekir ve Hazreti Ömer efendilerimiz arasında vuku bulan bir hadisenin de hatırlatıldığı bu hasbihalin 08:37 dakikalık bölümünü günün nağmesi olarak arz ediyoruz.

Muhabbetle…

213. Nağme: Allahım, Vuslat Ne Zaman?!.

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye şu soruyu sorduk:

“Sabır mevzuu işlenirken önce ibâdet u tâate, sonra mâsiyete, akabinde musibete karşı sabır çeşitleri zikrediliyor. Bu sıralamada zorluk kolaylık, öncelik sonralık gibi bir hususiyet söz konusu mudur? Önce zikredilen sabrın sonrakini kolaylaştırıp desteklediği söylenebilir mi?”

Muhterem Hocamız, bu üç sabır çeşidinin sıralaması ile ilgili düşüncelerini serdetmekle beraber, sabredilen hususlar itibarıyla sabır türlerini çoğaltmanın da mümkün olduğunu belirtti: Dünyanın cezbedici güzellikleri ve nefsi gıcıklayan nimetleri karşısında istikameti koruma adına sabır.. belli bir vakte bağlı işlerde zamanın çıldırtıcılığına karşı sabır.. ve vuslata karşı sabır çeşitlerini zikretti.

Hocaefendi, belli bir vakte bağlı bulunan neticeleri elde etmede acelecilik yapılmaması gerektiğini Hâtemî’nin şu beytini de hatırlatarak vurguladı:

“Erişir menzil-i maksûduna âheste giden / Tîz-reftâr olanın pâyına dâmen dolaşır”

(Yavaş yavaş ilerleyenler erişirler maksatlarının son durağına / Acele edenlerin ise dolaşır etekleri ayaklarına.)

“Vuslata karşı sabır” mevzuunu ise, Hak dostlarının can ü gönülden cemâl-i İlahiyi arzu etmelerine rağmen dine hizmeti kendi nefislerine tercih ederek burada kalıp vazifeye devam etmeleri, her ânı “Ne zaman Allahım, vuslat ne zaman?!.” mülahazalarıyla geçirdikleri halde O’nun takdirine rıza göstererek ölümü değil O’nun hoşnutluğunu istemeleri ve dava düşüncesiyle dünyaya bir süre daha katlanmaları olarak açıkladı. Şu önemli hakikati dile getirdi:

“Emir, edebin üstündedir, hatta aşkın da üstündedir.”

Bu hasbihalin 10 dakikalık bölümünü günün nağmesi olarak arz ediyoruz.

Dualarınız istirhamıyla…

212. Nağme: Saadet Kapısında Sevgili’yi Görebilmek İçin

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Bugünkü nağmede muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin birkaç saat önce çektiğimiz üç fotoğrafını ve en son hakikat damlalarından 08:10 dakikalık bölümü arz ediyoruz.

Muhterem Hocamız hasbihalinde şu mevzular üzerinde duruyor:

-Hak yolunda koşan niceleri vardır ki öbür tarafa gittiklerinde ne yârı görebilirler ne de dildârı. Kirletmişlerdir yolda yapmaları gerekli olan şeyleri.. düşe kalka yürümüşlerdir!..

-Yârı da dildârı da görebilmek için kapıyı aralık bırakmak lazım.

-Elden geldiğince amel yapmalı, boş kalan yerler de “niyet” ile doldurulmalı. Niyetin öyle bir çapı vardır ki damlası deryaları doldurur.

-Alvar İmamı ne güzel söyler:

Sen Mevlâ’yı sevende / Mevlâ seni sevmez mi?

Rızasına iven de / Hak rızasın vermez mi?

Sen Hakk’ın kapısında / Canlar feda eylesen

Emrince hizmet etsen / Allah ecrin vermez mi?

Sular gibi çağlasan / Eyyub gibi ağlasan

Ciğergâhı dağlasan / Ahvalini sormaz mı?

-Maiyyete (O’nunla beraber olmaya) dilbeste bulunun. Dualarınızda şöyle deyin:

اللَّهُمَّ إِنيِّ أَسْأَلُكَ لِي وَلِإِخْوَانِي وَأَخَوَاتيِ وَأَصْدِقَائيِ وَصَدَائِقيِ وَأَحِبَّائيِ فيِ خِدْمَةِ الْإِيمَانِ وَالْقُرْآنِ وَلِجَمِيعِ المْـُؤْمِنـِينَ عَفْوَكَ وَعَافِيـَتَكَ وَرِضَاكَ وَتَوَجُّهَكَ وَنَفَحَاتِكَ وَأُنْسَكَ وَقُرْبَكَ وَمَحَبَّـتَـكَ وَمَعِيَّـتَكَ وَحِفْظَكَ وَحِرْزَكَ وَكِلاَئَـتَكَ وَنُصْرَتَكَ وَوِقَايَتَكَ وَحِمَايَتَكَ وَعِنَايَتَكَ.

“Allahım, Senden diliyor ve dileniyorum: Bana, iman ve Kur’an hizmetinde bulunan kardeşlerime ve hemşirelerime, dost ve yaranlarıma, sevenlerime ve bütün inanmış gönüllere affını, sıhhat u afiyetini, rızana mazhar etmeni, teveccühte bulunmanı, rahmet ve üns esintilerini, yakınlığını, muhabbet ve maiyyetini, muhafaza etmeni, korumanı ve gözetmeni, nusret ve yardımını, himaye ve inayetini bahşeyle.”

-Günümüzde dünyevîlik insanlara sürekli empoze edildiğinden kafaların ayarı bozulmuş, O’nu düşünmekten daha çok bu dünya ile meşgul oluyorlar.

-Yunus Emre der ki:

“Aciz kaldım zâlim nefsin elinden / Şol dünyanın lezzetine doyamaz,

Aynını (gözünü) almıştır gaflet gömleğin / Ömrün gelip geçtiğini bilemez.

İlâhi gaflet gömleğini giyene / Müslüman der misin nefse uyana,

Kazanıp kazanıp verir ziyana / Hak yolunda bir puluna kıyamaz.

İlâhi gafletten uyar gözümü / Dergâhında kara etme yüzümü,

Yûnus eydür gelin tutun sözümü / Dünya seven ahireti bulamaz.

-“Dünya seven âhireti bulamaz” ama çokları dünya arkasından koşar durur da âkıbetini hiç düşünmez. Kur’an bu konuda şöyle buyurur:

 كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاضِرَةٌ إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ تَظُنُّ أَنْ يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ

“Gerçek şu ki: Siz bu peşin dünya hayatına çok düşkünsünüz, onu tercih ediyorsunuz. Onun için âhireti terkedip durursunuz. Yüzler vardır o gün pırıl pırıl… O güzel ve Yüce Rabbi’lerine bakakalır… Ve nice suratlar vardır o gün asılır. Belini kıran darbeyi yediğini hisseder.” (Kıyâme, 75/20-25)

1. Fotoğraf: Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Kestanepazarı tablosuna bakarak camiyi, yurdu ve tahta kulübeyi tarif edip hatıralarını anlatırken:

Fotoğraf: Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Kestanepazarı tablosuna bakarak camiyi, yurdu ve tahta kulübeyi tarif edip hatıralarını anlatırken

2. Fotoğraf: Muhterem Hocamız Senegal’de düzenlenecek olan konferansa göndereceği mesajı imzalarken..

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Senegal'de düzenlenecek olan konferansa göndereceği mesajı imzalarken

3. Fotoğraf: Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Kestanepazarı tablosuna bakarak camiyi, yurdu ve tahta kulübeyi tarif edip hatıralarını anlatırken:

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Kestanepazarı tablosuna bakarak camiyi, yurdu ve tahta kulübeyi tarif edip hatıralarını anlatırken

211. Nağme: Ekin Gibi Doğrulanlar, Çınar Gibi Devrilenler

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bir soru üzerine şu hadis-i şerifi şerh etti:

مَثَلُ الْمُؤْمِنِ كَمَثَلِ الزَّرْعِ لاَ تَزَالُ الرِّيحُ تُمِيلُهُ وَلاَ يَزَالُ الْمُؤْمِنُ يُصِيبُهُ الْبَلاَءُ وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ كَمَثَلِ شَجَرَةِ الأَرْزِ لاَ تَهْتَزُّ حَتَّى تَسْتَحْصِدَ

“Mü’minin misali, rüzgarın devamlı sallayıp durduğu ekinin haline benzer; mü’min de sürekli kendisine isabet eden belalarla uğraşır. Münafığın misali ise, erz (sedir) ağacı gibidir ki o kökünden kesilip devrileceği ana kadar kolay kolay sarsılmaz.”

Bu mübarek sözle, iman yolunun muhtemel meşakkatlerine dikkat çekildiğini belirten muhterem Hocamız, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem), belâların en şiddetli olanlarına başta peygamberlerin sonra da derecelerine göre Allah’a en yakın kulların maruz kaldıklarını ifade buyurduğunu hatırlattı.

İnsanlığın İftihar Tablosu’na isnad edilen bir başka sözde, “اَلْمُؤْمِنُ بَلْوِيٌّMü’minin başından bela hiç eksik olmaz” denildiğini ifade eden Hocaefendi, Hak dostlarından misaller vererek, inanan insanların bela ve musibetleri imtihan olarak gördüklerini, dolayısıyla rüzgar vurunca bir yana meyleden ekin gibi muvakkaten sarsılsalar bile sonra hemen doğrulup kendilerine geldiklerini; fakat, iman kalbinde oturaklaşmamış kimselerin bu dünyada nisbeten daha rahat yaşadıklarını, onların da ölüm ile ebediyen yıkılıp kökünden sökülmüş bir çınar gibi devrildiklerini anlattı.

10:17 dakikalık bu hasbihali dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

210. Nağme: Yitiklerimiz, Yetersizliğimiz ve Olması Gereken Talebimiz

Herkul | | HERKUL NAGME

-“Aldandık” dememek mümkün değil!..

-Gençlikte insan daha çok aldanıyor, hele sağlıklı yaşıyorsa..

-Gençlik ve sıhhat gaflettir.

-Bundan dolayı, kendisini ibadete vermiş olan gencin kıyamette “zıllullah”ta gölgeleneceği müjdeleniyor.

-Heyhat ki, günümüzde gençler asimile olup kendi çizgilerini, cennetlerini, inanç sistemlerini, milli hislerini ve mefkûrelerini yitiriyorlar.

-Yitiklerden ve yitirenlerden olmamak için sağlam durmak lazım. Sağlam durmanın şartı, ne yaparsa yapsın insanın kulluğunu yeterli bulmamasıdır.

-Hadis olarak rivayet edilen “Seni hakkıyla bilemedik ey varlığı her şeyden ayan olan Zat!” sözü ve Hazreti Ebu Bekir’in “O’nu gereğince tanıyıp bilemediğini itiraf edip acz ortaya koymak asıl idraktir. ” beyanı marifeti ve kulluğu yeterli bulmamanın ifadesidir.

-İşte acz ve fakr disiplinlerine bağlı olduğundan yoklarla çepeçevre sarıldığını düşünen bir dertlinin gönül ızdırabı:

Ne ilmim var ne a’mâlim (irfanım) / Ne hayr u taata kaldı mecalim

Garîk-i isyanım çoktur vebalim / Acep rûz-i mahşerde n’ola hâlim.”

-İsyan deryasında boğulduğuna inanan ama Rahman’ın rahmetine ümit bağlayan bir başkası ne hoş söylüyor:

“Bu günahlarla tartarsa beni Rahman (Deyyân)

Kırılır arsa-i mahşerde arş-ı mizan”

-Mü’min irfana, o irfanın içte hasıl ettiği saygıya, -Kur’an’ın ifadesiyle- huşu, haşyet ve hudua talip olmalı. Zevk-i ruhani değil kullukta iştiyak istemeli. O zevk-i ruhaniyi Cenab-ı Hakk’ın cemal-i bâkemalini görmeye, “Ben sizden razıyım” teveccühünü peylemeye ve İnsanlığın İftihar Tablosu’nun maiyyetine ermeye saklamalı.

“Allah bizi insan eyleye!”

Kıymetli dostlar,

Serdettiğimiz bu cümleler, en son çay fasıllarının birinde muhterem Fethullah Gülen Hocamızın dile getirdiği hakikat damlalarından. Özetini sunmaya çalıştığımız hasbihali 11.35 dakikalık bu nağmede dinleyebilirsiniz.

Hürmetle…

209. Nağme: Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Adı Anılınca

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

“Kutlu Doğum”un yeniden dirilişimize vesile olması dileğiyle, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin en sohbetinden Rasûl-ü Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) Efendimiz’le alakalı 03:44 dakikalık bölümü arz ediyoruz.

Mevlid kandilinizi gönülden tebrik eder, samimi dualarınız arasında şu hissimizin de ötelere kanatlanmasını dileriz:

“Ey karanlık gecelerimizin Ay’ı-Güneş’i, ey yolda kalmışların biricik rehberi!..

 Sen bizler gibi sadece bir kere doğmadın/doğmazsın; zamanın her parçası Senin için bir tulû vakti, gönüllerimiz de Senin mütevazi matlaın..

Perişaniyetimiz Sana bir çağrı, sinelerimiz Seniyye-i Vedâ..

Ne olur artık ağlayan gönüllerimize acı da gel; doğ canlarımıza Yaratan aşkına, bizi yalnız bırakma; yalnız bırakıp ruhlarımızı Sensizlik ateşine yakma.”

208. Nağme: Kudsîler Kimlerdir, Gariplerin Şiarı Nedir?

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Rasûl-ü Ekrem  (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in cemaati geçmiş kitaplarda ve bilhassa Hazreti Mesih’in lisanında “kudsîler” vasfıyla müjdelenmiştir.

Kudsîler; geçici hayatın isine pasına, kirine küdûretine girmemiş, eteklerine dünyevî pislik bulaştırmamış ve şeytanî/nefsanî zevklere yenik düşmemiş pak, nezih ve mukaddes insanlar demektir.

Bu sözlerle onların hiç günah işlememiş oldukları kastedilmemektedir; kudsîler, düştüğünde doğrulmasını bilen, uzaklaştığında yakınlaşma yollarını araştıran ve gözlerini açıp kapayıp rıza-yı ilâhîyi arzulayan; i’lâ-yı kelimetullah adına, Allah’ın yüce namının dört bir yanda bayrak gibi dalgalanması uğruna lâzım gelen her şeyi yapan ve bu yolda her fedakârlığa hazır bulunan adanmış ruhlardır.

İşte bu nağmede muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi kudsîleri, onların âhir zamandaki temsilcilerini ve gariplerin misyonlarını anlatıyor.

9 dakikalık hasbihali dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

207. Nağme: Safların Birliğinden Gönüllerin Dirliğine

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Cenâb-ı Allah, bize ibadetlerimizin hemen hepsinde birlik ve beraberlik şuurunu da talim buyurmaktadır. Özellikle, namaz, farklılıklara aldırmadan diğer müminlerle aynı safta yer alma, birlik ve beraberlik içinde olma, kusurlara takılıp kalmama ve kardeşlik ruhunu koruma adına her gün beş kere alıştırma yaptırmaktadır.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, namazı cemaatle kılma ve bu arada hoşa gitmeyen şeylere Allah rızası için katlanma mevzuundan hareketle başladığı hasbihalinde müminler arasında vifak ve ittifakın nasıl gerçekleşebileceğine dair bazı hususlara değindi.

Şeytanın ister fertler isterse de cemaatler arasına sürekli fitne tohumları ekmeye çalıştığı günümüzde her gün hal diliyle çığlık çığlığa bize “Birlik.. illa birlik ve beraberlik!..” diyen namazın bu çağrısı 12 dakikalık bölümde ne kadar da güzel anlatılıyor.

İstifadeye medar olması dileğiyle…

Sevr ve Hira Sultanlıkları

Herkul | | HERKUL NAGME

Efendim,

Şu anda hazırlamakta olduğumuz ve inşaallah, birkaç saat sonra tamamını seyredebileceğiniz “Derin Kuyu, Izdırap ve Çırpınışlar” başlıklı bu haftanın Bamteli’nden 1:37 dakikalık bölüm.

Hürmetle…

206. Nağme: Denge… Sevgi ve Öfkede de Denge

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Bildiğiniz üzere, bir sahabî, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) huzurunda, yüzüne karşı bir arkadaşını medh u sena edince Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) o şahsa, “Arkadaşının boynunu kırdın” buyurup bu sözü üç kere tekrar etmiştir.

Demek ki, sevme ve sevdiğini duyurup hissettirme başka bir meseledir; meddahların yaptığı gibi mübalağalara girme, “onun eşi-menendi yok..” türünden laflar etme tamamen farklı bir meseledir.

Bu tür ifadeler medh u sena edilen zatı baştan çıkarabileceği ve onun uhrevî hayatının mahvına sebep olabileceği gibi, başkalarının kıskançlık ve haset damarlarını da tahrik edebilir. Evet, biz birini övdükçe başkalarının içinde ona karşı çekememezlik ve haset hislerini tetiklemiş ve onun aleyhine pek çok sun’i düşman icat etmiş olabiliriz.

İşte muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi daha birkaç saat önceki hasbihalinde zikrettiğimiz hadisi çok farklı yönlerden ele alarak şerhetti. Canımızdan artık sevmemiz gereken İnsanlığın İftihar Tablosu’nu başka inançlardan olanlara anlatırken nasıl davranmamız gerektiğinden büyüklerimizi ve arkadaşlarımızı takdir ederken göz önünde bulundurmamız lazım gelen hususlara kadar çok önemli hakikatleri dile getirdi.

Bu güzel sohbetin 14:28 dakikalık bölümünü sabah dersinde çektiğimiz iki fotoğrafla beraber sunuyoruz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

İki ders arasında tenefüs esnasında:

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi İki ders arasında tenefüs esnasında

***

Kıyamet Sahneleriyle Alakalı Bir Videoyu İncelerken:

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Kıyamet Sahneleriyle Alakalı Bir Videoyu İncelerken

205. Nağme: Yeni Platform ve Hocaefendi’nin Sitemi

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Her gün onlarca e-mail alıyoruz. Aklına takılan meselelere cevap soranlar, önemli gördüğü konuların sohbet mevzuu yapılmasını arzulayanlar, mektup ya da dua listesi ulaştırmanın yollarını zorlayanlar, hatta ev ödevlerine veya mezuniyet tezlerine yardım arayanlar mesajlar yazıyorlar. Bunların yanı sıra, görüntü kalitesi ve ses seviyesi ile ilgili şikâyetlerini ileten dostlarımız da az değil.

Belli bir nezaket çerçevesinde dile getirilen her talep ve şikâyeti mutlaka değerlendiriyor; mümkünse istekleri yerine getirmeye çalışıyoruz. Hak yolunda yapmaya gayret ettiğimiz vazifenin itkan üzere olması için arkadaşlarımızdan gelen yapıcı tenkitleri büyük bir yardım ve hayırhahlık olarak görüyoruz. Zira, emaneten burada/bu vazifede durduğumuzun ve dünyanın en ücra köşesindeki bir adanmış ruhun da bu işte söz hakkının bulunduğunun farkındayız.

Ne var ki, bazıları, sohbetlerin olmadık yerde kesildiğini zannedip hemen klavyenin başına geçiyor ve hakarete varan kelimeleri ard arda sıralıyorlar; oysa insanların kalbine dokunacak, yüzünde tebessüm hasıl edecek ya da onları az düşündürecek tek kareyi ya da kelimeyi silmiyor, dahası öyle bir cüreti büyük vebal sayıyoruz. Kimileri de ders sunuşumuzu, soru okuyuşumuzu, soruş üslubumuzu, ses tonumuzu beğenmediğinden dert yanıyor ve olmadık ithamlarda bulunuyorlar; halbuki biz radyo/televizyon sunucusu falan değiliz, belki bir defalık iş olsa birilerini bulup onlara okutabiliriz, nitekim misafirlerimizden müsait olanlar varsa bunu rica ediyoruz; fakat çoğu zaman buradaki günlük hayat akışı içerisinde ne olmuşsa, dersi kim okumuş ya da Hocamıza soruyu kim tevcih etmişse, o haliyle yayınlamak zorunda kalıyoruz.

Kimisi yayınladığımız bir fotoğraftan, diğeri kullandığımız bir fondan, bir başkası koca bir yazıda geçen bir vurgudan dolayı müsbet tenkit sınırlarını aşan sözler serdediyorlar. İnsanız, her zaman hataya açık olduğumuzun farkındayız; buna rağmen bazen kırılmıyor değiliz. Fakat, dostlarımızın niyetlerinin halis olduğuna ve üslubu beğenmesek de işin mahiyetinde sahiplenme, koruma, zarar dokundurmama gayreti bulunduğuna inanarak -varsa- haklarımızı helal ediyor, onlardan da helallik diliyoruz.

İşin doğrusu, mevzuyu bir yere getirmek için (tezkiye-i nefis gibi de algılanabilecek) bunca söz sarf ettik:

Arkadaşlarımızın bazıları da muhterem Hocamızın sohbet ettiği koltuktan, arkadaki kitaplıktan ve üzerindeki işlemeden çok şikayet etmişlerdi. Ayrıca, sohbet esnasında kameranın önünün kapanmaması için salonun ortasını boş bırakmamız gerekiyordu ki, dinleyicilerin sadece iki yanda toplanması ve ortanın boş kalması tuhaf bir görüntü hasıl ediyor, belki de kıymetli Hocamızın rahatsızlığına sebebiyet veriyordu.

İşte, hem şikâyetlerin gereğini yapmak hem de salonun o haline çare bulmak için yeni bir platform ısmarlamıştık. Nihayet, koltuğu, kitaplığı, yerden biraz yüksekliğiyle platformu kurduk.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, her zamanki gibi ikindi namazından sonra sohbet yaptığı yere yöneldi; daha platforma adım atmadan ondan dolayı rahatsız olduğunu dile getirdi. Mecburen ve kerhen koltuğa oturduktan sonra da hissiyatını seslendirdi.

Hak ettiğimiz bir fırça (!) anlarını paylaşmamız ne kadar doğru bilemiyoruz ama muhterem Hocamızın siteminden kendisine pay çıkaracak pek çok hassas gönül bulunduğu düşüncesiyle arz ediyoruz.

Muhabbetle…

204. Nağme: Hz. Süleyman’ın Ordusu, Karıncanın İkazı ve Bir Peygamber Duası

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Cenâb-ı Hak, Hazreti Davud ve Hazreti Süleyman’a (alâ nebiyyina ve aleyhime’s-salâtü vesselam) ilim, hikmet ve nihayet saltanat bahşetmiş; onları mümin kullarının çoğuna üstün kılmıştı.

Hazreti Süleyman, veraset, nübüvvet ve hakimiyette babası Hazreti Davud’a vâris olmuş; kendisine “kuş mantığı” gibi pek çok hususta eşyanın sırları açılmış, cinlerden rüzgarlara kadar mahlukat onun emrine musahhar kılınmıştı.

Günün birinde, Hazreti Süleyman, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordusunu toplamış, teftişten geçirmiş ve hepsini birlikte düzenli olarak sefere sevk etmişti. “Karınca Vadisi”ne ulaştıklarında, onları gören bir karınca, “Ey karıncalar, haydin yuvalarınıza girin. Süleyman ve orduları, sizi fark etmeyerek ezip çiğnemesinler!” diye seslenmişti.

Kur’an-ı Kerim, bu hadiseyi özetledikten sonra karıncanın sesini duyup anlayan Hazreti Süleyman’ın bu harikulade mazhariyete nasıl mukabelede bulunduğunu şu ifadelerle anlatır:

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكاً مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَنِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحاً تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ

“Onun sesini işiten Hazreti Süleyman gülercesine tebessüm etmiş ve Cenab-ı Hakk’a şöyle yakarmıştı: Ya Rabbî! Beni nefsime öyle hâkim kıl ki gerek bana gerekse ana-babama ihsan ettiğin nimetlere şükredeyim, Seni razı edecek güzel ve makbul işler yapabileyim. Bir de lütfedip rahmetinle beni hayırlı kulların arasına dahil eyle!” (Neml sûresi, 27/19)

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye, zikrettiğimiz ayet-i kerimeyi ve Hazreti Süleyman’ın duasını sorduk. Kıymetli Hocamızın bu sualimize verdiği cevabın 19:43 dakikalık bölümünü bugünün nağmesi olarak sesli ve görüntülü dosyalar halinde arz ediyoruz.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

203. Nağme: Cemaat Ambalajlı Dua

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi bugünkü ikindi namazı sonrasında insanın kendi duasına güvenmemesi, diğer insanların Hak katında daha makbul olduklarına inanıp onların arasında ellerini açarak “Allahım, şu güzel kullarının içten münacaatı yanında benim kırık dökük niyazımı da kabul buyur” demesi ve taleplerine kabul mührü vurulması için kardeşlerinin Hak nezdindeki makbuliyetini değerlendirmesi gerektiğini anlattı.

Böyle bir tavrın, bir yandan insanın kendi amellerine, dualarına itimat etmeyip tevazu ve mahviyetle iki büklüm olmasının, diğer taraftan da başkaları hakkında ciddi hüsn-ü zanda bulunmasının emaresi olduğunu vurguladı.

Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in başkasının duasına hiç ihtiyacı olmadığı halde, Hazreti Ömer’i umreye uğurlarken “Kardeşim, duanda bizi de unutma!” demesinin bize çok manalar ifade etmesi gerektiğini; İnsanlığın İftihar Tablosu’nun temsil keyfiyeti itibariyle ümmetine bir ufuk gösterdiğini belirtti.

Namazlarımızın her rekâtında okuduğumuz Fatiha Sûresi’nde “Sadece sana kulluk ederim ve sadece Sen’den yardım dilerim” değil de çoğul sigasıyla

إِيَّاكَ نَعْبُدُ وَإِيَّاكَ نَسْتَعِينُ

dediğimizi hatırlatan muhterem Hocaefendi, bu ifadeyle adeta benliğimizden vazgeçip ibadet ve taatımızı cemaat şuuruyla Allah’a arz ederek “Ben kim, benim kulluğum nerede! Fakat ben de, şu insanlar arasındayım ve onların içinde Sana kulluk yapıyorum.” demiş olduğumuza dikkat çekti ve şu hakikati dile getirdi:

“İnsan ‘İlle de birinin duası kabul olmayacak ve yüzüne çarpılacaksa, o benimkidir; zira,  ölesiye bir heyecanla Cenab-ı Hakk’a duamı sunsam bile, o işin içine başka şeyler karıştırmış olabilirim’ demeli. Fakat diğerleri hakkında katiyen öyle bir suizanna girmemeli, onların dualarının makbul olduğu konusunda hüsn-ü zan etmeli. Duayı sarıp sarmalayıp heyet ambalajıyla Cenab-ı Hakk’a sunmak lazım.. cemaat ambalajıyla Cenab-ı Hakk’a sunmak lazım.. o reddedilmez, kabule karin olur.”

Kıymetli dostlar,

Zannediyoruz sizler de bu mülahazalara katıldığınız için sitemizin Iphone ve Android uygulamalarındaki ortak dua bölümüne yoğun teveccüh gösteriyorsunuz. Nitekim, bizim burada muhterem Hocamızla beraber yapılan duaya aynı anda dünyanın dört bir yanından on binlerce insanın da katılmış olduğuna memnuniyetle şahitlik ediyoruz.

Bugünlerde el-Kulûbu’d-Dâria’dan İmam Şâzilî Hazretleri’nin Hizbü’l-Lutf duasını okuyoruz. el-Kulûbu’d-Dâria adlı mecmuanın yeni baskısının 321. sayfasında yer alan mezkur duanın ses kaydını, PDF olarak Arapça metnini ve yazı dosyası şeklinde mealini de bu bölüme eklemiş bulunuyoruz.

Siz de “dualarınızı heyet/cemaat ambalajına sarmak” istiyorsanız, “Dua külliyet kesb ederse kabule karin olur” inancıyla yüreklerin toplu attığı yarım saatlik zaman diliminde ortak duamıza katılabilirsiniz. Başta şirin ülkemizin güzel insanları olmak üzere bütün ümmet-i Muhammed’in (aleyhissalâtü vesselam) her türlü musibetten kurtulup selamete çıkması, maddî manevî sıkıntılardan sıyrılıp inşiraha kavuşması, özellikle de inananlar arasında vifak, ittifak ve uhuvvet ruhunun canlanması ve kalblerimizin, akıllarımızın, fikirlerimizin, fiillerimizin fitneye, fesada bütün bütün kapalı olacak şekilde ıslahı talebiyle seslendirilen yakarışlara siz de “âmin” diyebilir ve bu uygulamadan dostlarınızı da haberdar edebilirsiniz.

Hürmetle…

202. Nağme: Dört Büyük Hastalık ve Sûizan Mahkumları

Herkul | | HERKUL NAGME

Değerli arkadaşlar,

Maalesef günümüzde hem fertler hem de meşrepler, cemaatler ve cemiyetler arasında vehim, suizan, gıybet, asılsız iddia ve hatta iftiraların çok arttığı görülüyor. Hiçbir gerçeğe dayanmayan sözler dahi kîl ü kâl yolculuğunun başında birkaç kişi tarafından “acaba” ile karşılanıp kerhen ağırlansa da akabinde uğradığı insanların zihinlerine bir hakikatmiş gibi yerleşip artık dilden dile vizesiz dolaşır hale geliyor.

Medyada yazılıp çizilenlerin gösterilip sergilenenlerin bu hastalığı daha da müzmin hale getirdiği düşüncesi ve üzüntüsüyle Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye bu konuyla alakalı iki soru sorduk. Yaklaşık 20 dakikalık bölümünü arz edeceğimiz hasbihalde muhterem Hocamız şu hususlara vurguda bulundu:

Nur Müellifi, dört büyük hastalığı sayarken, yeis, ucb ve gurur ile beraber sû-i zannı da zikretmiş ve insanın hüsn-ü zanna memur olduğunu belirtmiştir. Evet, insan, herkesi kendisinden üstün görmeli; nefsindeki bir zaafı ya da çirkinliği sû-i zan sâikasıyla başkalarına teşmil etme veya işin aslını ve hikmetini bilmediğinden başkalarının bazı hal ve hareketlerini kötüleme gibi yanlışlıklara düşmemelidir. Zira, sû-i zan, toplumun maddî-mânevî hayatını zedeleyen bir şeytânî tuzaktır.

Cenâb-ı Allah, İsra Sûresi’nin 36. ayetinde “Bilmediğin şeyin peşine düşme! Çünkü kulak, göz, kalp gibi azaların hepsi de işlediklerinden mesuldür” buyurmuştur. Bu ayet-i kerimeyi doğru anlayabilmek için, dünya ve ahiret hayatımız hesabına faydalı olan bilgiyi öğrenme alanı ile kesin bilgimiz olmayan konularda zannımıza göre hükme varma ve bu zannın peşine takılarak insanların gizli hallerini araştırma mevzuunu birbirinden ayırt etmemiz gerekir.

“Bilmediğin şeyin izini sürme!” mealindeki ilahi beyan her şeyden önce şüphe, tecessüs ve su-i zandan kaçınmayı ve kesin bilgiye dayanmayan hükümlerle insanları suçlamamayı emretmektedir. Bu ilahî kelam, yeterli araştırma yapılmadan sadece söylentilere göre hiç kimsenin aleyhinde olunamayacağını; bununla beraber, yalnızca tahmin, varsayım ve bir kısım teorilere dayanan bilimlerin mutlak doğru olarak kabul edilemeyeceğini; Cenâb-ı Allah ve Rasûl-ü Ekrem tarafından bize öğretilen ilme dayanarak her türlü hurafe ve batıl inançtan uzak durmamız gerektiğini ve ilmi de bilgi muzahrefatını da alıp işleme vesileleri olan göz, kulak ve kalb gibi organların ise yaptıklarından mesul olacağını ifade etmektedir.

Hasılı; iyi niyet, müsbet düşünce ve güzel görüş, insanın gönül saffetinin ve vicdan enginliğinin emaresidir. İnsan, bir kere başkalarını sorgulamaya başlayınca sanık sandalyesine oturtmadık hiç kimse bırakmaz; daha baştan hüsn-ü zanna yapışmazsa, herkesi ve her şeyi yargılamaktan uzak kalamaz. Dolayısıyla, her fert nefsiyle hesaplaşırken –ye’se düşmemek şartıyla– kendini yerden yere vurmalı; fakat, diğer insanlar söz konusu olduğunda hüsn-ü zanna sarılmalıdır. Unutulmamalıdır ki, sû-i zanda isabet etmektense hüsn-ü zanda yanılmak daha hayırlıdır.

201. Nağme: Dokuz Çete ve Tiryakilik Esareti

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli dostlar,

 “Terku’l-âdât mine’l-mühlikât – Âdet ve tiryakilikleri terketmek de öldüren faktörlerden biridir” sözünde ifade edildiği gibi insanın alıştığı ve adeta bağımlısı haline geldiği şeylerden uzaklaşması çok zordur. Yeme-içme bağımlısı, uyku düşkünü, rahat tutkunu ve yuva meftunu olan insanların bunları muvakkaten de olsa terk etmeleri neredeyse imkânsızdır.

Bundan dolayıdır ki, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi bağımsızlığı umumi manâda ele alarak adetleri, alışkanlıkları ve tiryakilikleri terk edebilmeyi de hürriyetin ayrı bir yanı olarak ifade ediyor. Muhterem Hocamıza göre, bir Müslüman, en zor şartlarda yaşamaya dahi kendisini alıştırmalı ve gerekirse din, iman, vatan, millet uğruna en büyük mahrumiyetlere katlanabilecek kadar bütün kayıtlardan azade olmalıdır.

İşte bugünkü dersimizde muhterem Hocamız tiryakiliklerin esiri olmama konusuna değindi. Ayrıca, Neml Suresî’nin 45-66. ayetlerini tilavet ederek Elmalılı Hamdi Yazır hazretlerinin bu ilahî beyanlara verdiği mealleri ve onlarla ilgili yaptığı açıklamaları okuduğumuz derste şu ayet üzerinde durdu:

“O şehirde, toplumda sürekli kargaşa çıkaran, hiç bir bozukluğu düzeltmeye yanaşmayan dokuz tane çete vardı.” (Neml, 27/48)

İstifadeye vesile olması recasıyla 9 dakikalık kaydımızı ve o esnada çektiğimiz bir fotoğrafı arz ediyoruz.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi Ders Esnasında

200. Nağme: Düğün, Yuva ve Mükemmel Nesiller

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli dostlar,

Bugün düğünümüz vardı; bir arkadaşımız daha “dünya evine” (Acaba Cennet otağı olacağını umduğumuz, Cuma Yamaçları’na açılacağına inandığımız mübarek bir yuvaya mı demeliydik?!.) girdi.

Yıllardır M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin rahle-i tedrisinde bulunan Ramazan Hocamızın izdivacından tam iki ay sonra bugün de onunla aynı dönemde ders halkamıza dahil olan Sinan Hocamızın velimesinin neşvesini yaşadık.

Gerçi öğleye kadar diğerlerinden farksız bir gün geçirdik; sabah yine halkadaki yerimizi aldık, derslerimizi arz ettik; bu arada nikahından birkaç saat önce bile dersini güzelce sunabilmenin heyecanıyla meşgul olan Sinan Hocamıza “Düğün günü de mi?” diyerek takılmadan edemedik.

Öğla namazı, düğün yemeği, sohbet ve dua merkezli küçük bir program… derken ikindiyi müteakip Hocamızın anlatacaklarına kilitlendik.

İşte bu nağmede muhterem Hocaefendi’nin bir düğün konuşması da sayabileceğiniz hasbihalinden 12:21 dakikalık bölümü -yeni evlenen o dört kardeşimiz için dualarınıza da vesile olabileceği düşüncesiyle- arz ediyoruz.

199. Nağme: “Talebin Kadar Kıymetlisin!” ya da “O’nun İçin Yaşamak”

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

“Âriflerin sohbeti artırır marifeti!” demişler. Gönlünün diline tercüman insanların sözleri sadece marifeti artırmakla da kalmaz, selim bir kalbin soluğu olan her kelime adeta bir neşter ya da sırlı bir iksir gibidir. Onunla kalbdeki lekeler sökülüp atılır, gönül mekanizmasındaki yırtıklar yamanır, ruh yamaçlarının sararıp solmuş çiçekleri yeniden canlanır.

Onun için vicdan doymaz gönlün terennümlerine. Hak erlerinin dudaklarından dökülen her beyan incisi gelip insan mahiyetinin bir noktasına dokunur.

Âriflerin hiçbir kelamı boşa gitmez, Hak aşığının tek bir sözcüğü boşluğa düşmez.

Vicdanının sesine kulak veren, kendisini az dinleyebilen insan görür ki, aynı mevzuyu defalarca da dinlese, eğer konuşulan hakikat ve konuşan Hak için ise, yürekten kelimeler yine mahiyetindeki bir boşluğu dolduruyor, bir söküğü onarıyor, bir virüsü uzaklaştırıyor, bir alıcıyı canlandırıyor ve susamış latifelere âb-ı hayat sunuyor.

İşte ne zaman muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’yi dinlesek işaret ettiğimiz bu hususların çok ötesinde ruh haletine bürünüyor ve sahiden vicdanımızda belki daha önce varlığından bile haberdar olmadığımız noktalara dokunulduğunu görüyoruz. Onun için de sanki bir hasbihal eksik kalırsa, bazı latifeler gıdasızlık yaşayacakmış gibi hissediyor, beslenmeye çalışmanın yanında beyan rızıklarını sizlerle de paylaşmaya gayret gösteriyoruz.

Bu nağme de vicdana, gönle, ruha, belki sırra, hafiye, ahfaya dokunuyor. Muhterem Hocaefendi, -özetle- “Talebin kıymeti insanın kıymetini yükseltir; insan talip olduğu şey ölçüsünde kıymet kazanır. Kimisi mala, mülke, bağa, bahçeye; kimisi makama, mansıba, şöhrete, pâyeye; kimisi keşfe, kerâmete, zevke ve hâle tâliptir. Oysa Allah için yaşamanın değerler hanesinde doldurduğu yerleri başka bir şeyle doldurmak mümkün değildir. Bu itibarla, en değerli insan, rıza-yı ilahi peşinde olan ve iman, marifet, muhabbet, aşk u iştiyak istikametinde derinleşmeye çalışan insandır.” diyor.

Muhterem Hocamız, Allah için yaşayanların akıbetini şu ayet-i kerimeyi hatırlatarak anlatıyor:

إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُالْمَلَائِكَةُ أَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِالَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ

“Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da istikamet üzere, doğru yolda yürüyenler yok mu, işte onların üzerine melekler inip: “Hiç endişe etmeyin, hiç üzülmeyin ve size vâd edilen cennetle sevinin!” derler. (Fussilet, 41/30)

9 dakikalık bu hasbihali dinlerken duaya dönüşen güzel hislerinizin arasına bizim için ihlas dileğini de eklemeniz istirhamıyla…

198. Nağme: Gerçek “Kur’an Müslümanlığı” Nasıl Olur?

Herkul | | HERKUL NAGME

Değerli arkadaşlar,

Zaman zaman değişik medya organlarında şahit olduğunuz üzere, bazı kimseler diyanete dair pek çok meseleyi “Bu, Kur’an’da yok!” diyerek inkar ediyorlar; hatta hiçbir dini bilgisi bulunmayan bir kısım çok bilmişler “Ben Kur’an’ı mealinden okudum, öyle bir şey görmedim” diyecek kadar cüret, cehalet ve zavallılık sergiliyorlar.

Geçtiğimiz günlerde muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, “Kur’an Müslümanlığı” adıyla ortaya çıkan bu inhiraftan bahsetmiş; Usulüddin ulemâsının, “Hadisin Kur’an’a ihtiyacından daha fazla Kur’an’ın hadise ihtiyacı vardır” dediğini vurgulamıştı. İkindi sohbetinde muhterem Hocamızdan bu meselenin bir kere daha izahını ve selef-i sâlihînin o sözünün manasını istirham ettik. Bu sohbetin 15:20 dakikalık kısmını sesli ve görüntülü olarak arz ediyoruz.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bu hasbihalde dile getirdiği hususları -daha önceki bir Kırık Testi’den de istifade ederek- şu şekilde yazıya dökebiliriz:

Bir manada, hepimiz Kur’ân müslümanlarıyız. Çünkü, onun nuru sürekli hayatımıza akıyor ve bizi o besliyor. Evet, bizim can damarımız, havamız ve ziyamız Kur’ân’dır. Ebedlere kadar var olabilmemizin temel direği Kur’ân’dır. Kur’ân, bizim şahsî, ailevî, içtimaî, iktisadî, siyasî ve idarî hayatımızı tanzim eden bir kanunlar külliyatıdır; ihtiva ettiği dua, zikir, fikir ve münâcâtlarla seyr ü sülûk rehberimizdir. Dahası Kur’ân, başta Sünnet olmak üzere diğer şer’î delillerin de kendisine dayandığı temel kaynağımızdır.

Ne var ki, günümüzde “Kur’ân müslümanlığı” sözü ile, özellikle Sünnet’i ve diğer edille-i şer’iyeyi dışlayarak İslâm’ı yalnızca Kur’ân’a göre yorumlamayı esas edinen bir anlayış nazara veriliyor. Bu açıdan da, bu tabiri masum bir isimlendirme olarak kabul etmek mümkün görünmüyor.

Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Kur’ân ile nefes alıp verirdi. Ashab-ı Kiram, içinden çıkamadıkları meseleleri hemen Hikmetin Lisan-ı Fasîhi’ne (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) sorarlardı. Peygamber Efendimiz’in bizzat kendisine tevcih edilen pek çok sual, halledilmesi gerekli olan pek çok müşkil, ümmetiyle alâkalı dînî, içtimâî, iktisâdî, siyasî pek çok mesâil vardı ki, Beyan Sultânı, kalb-i pâki ve lisân-ı nezîhi ile onların hepsini cevaplayıp müşkilleri hall, mübhemleri şerheder; Kur’ân ile gelen pek çok mutlak emri takyîd, mukayyedi ıtlâk, husûsîyi ta’mîm, umûmîyi de tahsîs buyurarak, Kur’ân mesajının yanında kendi ifade ve beyanlarının rükniyetini de ihtarda bulunurdu. Mesela; Kur’ân’da mücmel olarak zikredilen namazı bütün rükünleri, şartları, sünnetleri ve âdâbıyla; haccı ifradı, kıranı, temettü’ü ve bütün teferruatıyla; zekâtı nisâbı, nevileri ve edâ keyfiyetiyle ayrıntılı olarak anlatırdı. Kur’ân-ı Kerim’de genel olarak ele alınan mevzuların istisnalarını gösterir; mutlak olarak zikredilen hükümleri takyîd ederdi. Bazen de ayet-i kerimelerde tek kelime ile dahi temas edilmeyen meseleleri müstakilen hükme bağlardı.

Binaenaleyh, ilk asırdan bugüne kadar, Sünnet-i Seniyye, din ve dînî hayata esas teşkil etmesi bakımından hep Kur’ân’la beraber mütâlaa edilmiştir. Öyleyse, ne onu Kur’ân’dan, ne de Kur’ân’ı ondan tecrîd etmek mümkün değildir. Vahy-i gayr-i metluv olan hadisleri devreden çıkarmak ve onları vahy-i metluv olan Kur’ân’dan koparmak da bir yönüyle Kur’ân’ı mehcur (terkedilmiş) hale getirmek demektir. Cenâb-ı Hakk’ın beyanını Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in sünnetini hesaba katmadan ele almak, bir manada, Allah’ın elçisinin vahye dayalı açıklamaları yerine beşerî ve nefsî yorumları ikâme etmek sayılır. Bu aynı zamanda, Kelâm-ı İlâhî’nin, Rasûlullah’a ittiba ile alâkalı emirlerini görmezlikten gelmektir ki, böyle bir anlayışı “Kur’ân müslümanlığı” addetmek de mümkün değildir.

Diğer taraftan, İslam uleması, dînî delilleri iki ana başlık altında mütalaa etmişlerdir: Birincisi; Kur’ân, Rehber-i Ekmel’in söz, fiil ve takrîrlerini ihtiva eden Sünnet, İcmâ (İslam fıkhına ait fer’î bir hükümde, muasır bütün müctehidlerin ittifak etmeleri) ve Kıyas (aralarındaki illet benzerliğinden dolayı, iki şeyden birinin hükmünün mislini diğerine de uygulama) olmak üzere “aslî deliller”dir. İkincisi ise, genel olarak Maslahat, Örf, İstihsan, İstishab, Şer’-u men kablena ve Sahabi kavli gibi şubelere ayrılan “fer’î deliller”dir.

Bütün bu delilleri hesaba katmadan Kur’ân’ı kendi enginliğiyle kavrayamazsınız. Kur’ân-ı Kerim’in doğru anlaşılması için, onu Sünnet-i Seniyye’nin rehberliğinde okumak gerektiği gibi, ayetlerin tesbitinden onların hakiki manalarının tayinine kadar pek çok meselede o ilk safı teşkil eden ve ilahî takdire mazhar olan Ashab-ı Kiram’ın mütabakatlarına ve onların tefsirlerine vâkıf olmak da lazımdır.

Öyle anlaşılıyor ki, bazıları “Kur’ân müslümanlığı” derken, bir dönemde muannid bir Kur’ân düşmanının, ona karşı dehşetli bir plân çevirmesi, “Kur’ân tercüme edilsin, tâ ne mal olduğu bilinsin.” (!) demesi ve onun yerinde okunması için tercümesinin yapılmasını arzulaması misillü gizli bir maksat taşıyorlar. Zâhiren Kelâm-ı İlahî’ye inanıyormuş ve onu takdir ediyormuş gibi görünüyorlar; fakat, sözde Kur’ân dellallığı perdesine sığınarak hadis-i şerifleri, Sünnet-i Seniyye’yi ve sâir edille-i şer’iyeyi metruk kılmak için uğraşıyorlar.

Bütün bu ve benzeri meseleleri nazar-ı itibara alınca, “Kur’ân müslümanlığı” ifadesinin ve bu ifadeyle ortaya konan anlayışın iyi niyete makrun bulunduğunu ve Kur’ân’a saygının ifadesi olduğunu zannetmiyorum. Bu anlayışın temsilcilerinin çoğunun fantezi peşinde koştuklarını, bir lüks zaafına düçar olduklarını ve hatta bazılarının, megalomaniye yakalandıklarını, herhangi bir farklılık ortaya koyarak kendini ifade etme kompleksi yaşadıklarını düşünüyorum.

Ayrıca, “Kur’ân müslümanlığı” diyen kimselerin ortaya koydukları müslümanlık tarifleri ve anlayışları da birbirini tutmuyor. Zaten, duygu duruluğundan ve kalb safvetinden mahrum kimselerin anlayışlarının aynı olması düşünülemez. Çünkü, merkezden ve ana hattan ayrılan kimse, tâli bir sürü yola sapmaktan kurtulamaz. Nitekim, Cenâb-ı Hak, “İşte Benim dosdoğru yolum. Ona tâbi olun. Sakın, sizi Allah’ın yolundan ayıracak başka yollara uymayın.” (En’am, 6/153) buyurmuştur. Evet, Kur’ân-ı Kerim’i ve Din-i Mübin’i, Sahabe-i kiramın anladıkları ve yaşadıkları gibi kabul etmeyenlerin, akla hayale gelmedik patikalara, farklı farklı yollara sapmaları kaçınılmaz olur. Zira, o takdirde herkes kendi kafasına ve hevasına göre uygulamalara dalar, düşünce inhiraflarına kayar.

Hâsılı; asıl “Kur’ân müslümanlığı”, Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz’in, Kur’ân ayetlerinin yanı sıra kendi ifade ve beyanlarıyla da tebliğ ettiği, sonra da İnsan-ı Kâmil oluşuna muvafık bir keyfiyette mükemmel bir temsille ortaya koyduğu ve Ashâb-ı Kiram efendilerimizin de Rehber-i Ekmel’den öğrenip uyguladıkları müslümanlıktır. Selef-i Salihîn tarafından, aslî ve fer’î bütün deliller gözetilerek çerçevesi belirlenen bu İslam anlayışını bırakıp, heva ve hevesine fikir sureti vererek Kelâm-ı İlâhî’ye sahip çıktığını iddia edenlerin yaptıkları, olsa olsa, Kur’an-ı Kerim’i mehcur kılmaktır.

197. Nağme: Yılana Dönüşen Asâ ve Peygamberin Korkusu

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Bugünkü derste Neml Sûresi’nin ilk on dört ayetinin tefsiri üzerinde durduk; yirmi kadar değişik eserdeki açıklamaları özetleyerek müfessirlerin bu ayetlerle ilgili yorumlarını mukayese ettik. Her tevcihten sonra da muhterem Hocamızın tasvip, tasdik, tashih ve izahlarını dinledik.

Sizin için seçtiğimiz 10:28 dakikalık bölümde Neml Sûresi’nin 8-14. ayetleriyle alâkalı bazı nükteler bulunmaktadır. Mezkur ayetlerin meali şöyledir:

Oraya geldiğinde şöyle seslenildi: “Ateşin bulunduğu yerdeki ve çevresindekiler mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah, eksikliklerden münezzehtir! Ey Musa! İyi bil ki, Ben, mutlak galip ve hikmet sahibi Allah’ım!  Asânı at!” Hazreti Musa (asâyı atıp) onu yılan gibi deprenir görünce dönüp arkasına bakmadan kaçtı. (Kendisine dedik ki:) “Ey Musa! Korkma; çünkü benim huzurumda peygamberler korkmaz. Ancak, kim haksızlık eder, sonra, işlediği kötülük yerine iyilik yaparsa, bilsin ki Ben (ona karşı da) çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim.”

Hürmetle…

Tefsir dersinden bir fotoğraf:

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi tefsir dersinde

 

196. Nağme: Ne Kadar Hizmet O Kadar İbadet!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Şeytanın hilelerinden biri de hayırlı işler ve güzel hizmetler peşinde dur durak bilmeden koşturan insanlara bu amellerini yeterli gösterip onları ibadetlerde gevşekliğe ve namaz gibi vazifelerini adeta geçiştirmeye sevk etmesidir. Oysa ki, ibadet ü taatte ülfete girmek ve kulluk vazifelerini aradan çıkarırcasına eda etmek bir mümin için çok tehlikelidir.

Cenâb-ı Allah, daha İslam’ın ilk senelerinde, bu hususta Sahabe-i Kiram efendilerimizi ikaz etmiş ve onlara şöyle buyurmuştur: “İman edenlerin, kalblerinin yumuşayıp Cenâb-ı Hakk’ı ve O’nun tarafından inen hakikatleri hatırlayarak haşyetle ürpermelerinin vakti gelmedi mi? Sakın onlar daha önce kitap verilen ümmetler gibi olmasınlar. Zira kitabı tanımalarının üzerinden kendilerince uzun zaman geçmesi sebebiyle, o ümmetler ülfete kapılmışlardı da kalbleri kaskatı kesilmişti. Hatta onların çoğu büsbütün yoldan çıkmışlardı.” (Hadîd, 57/16)

Bu ilahî beyanla, Ashab-ı Kirâm’a ulaştıkları noktayı yeterli bulmamaları ve daha da olgunlaşmak için gayret göstermeleri tavsiyesinde bulunulmuş; onlara kemâlin zirvesi hedef olarak gösterilmişti. Ülfete yenik düşmemeleri için, geçmiş insanların akıbetinden ibret almaları gerektiği ve sürekli tekamül peşinde olarak o tehlikeden kurtulabilecekleri vurgulanmıştı.

İşte, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bugün arz edeceğimiz sohbetinde bazı kimselerin hizmet ve ibadet dengesini ayarlayamayıp şeytanın tuzağına düştüklerini, mealini verdiğimiz ayetin günümüzün insanlarına da hitap ettiğini, adanmış ruhların kulluk vazifelerini ülfete kurban etmemeleri, insanlığa hizmet yolunda koşturdukları kadar da ibadet ü taate vakit ayırmaları ve ibadetten ubudiyete ondan da ubudete yürümek suretiyle kullukta zirveyi hedeflemeleri gerektiğini anlattı.

10 dakikalık bu dikkat çekici sohbetin de dualarınıza vesile olmasını diliyoruz.

195. Nağme: Sulh Hayırdır, Hayır Sulhtadır!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Bildiğiniz gibi, “sulh” kelimesi, ıslah etmek, onarmak, anlaşmak, barışmak ve fesadı ortadan kaldırmak mânâlarına geliyor. Herhangi bir anlaşmazlığı gidermek için iki kişi veya iki taraf arasında yapılan sözleşmeye de “sulh” deniyor.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, dün ve bugün sulh mevzuu üzerinde durdu. “Eğer bir kadın kocasının kötü muamelesinden ve kendisinden yüz çevirmesinden endişe ederse, bazı fedakârlıklarda bulunarak sulh olmak için gayret göstermelerinde mahzur yoktur. Sulh hayırdır (elbette daha hayırlıdır.)” mealindeki (Nisâ, 4/128) ayet-i kerimenin her zaman için sulh yolunu gösterdiğini; ayetin belli bir hadise ile alâkalı olmasının, onun manâ ve kapsamının da hususi kalmasını gerektirmeyeceğini; İslam’da sulhun esas ve “Sulh mahza hayırdır” ilkesinin umûmî olduğunu vurguladı.

“Kur’an meseleyi en küçük daire olan aileden başlatarak orada sulhun hayırlı olduğunu söylemiştir. Demek ki, sulh kasaba dairesinde evleviyetle, şehir dairesinde evleviyetle, devlet dairesinde evleviyetle ve cihan dairesinde evleviyetle hayırlıdır. Hangi dairede olursa olsun sulh-u umumîyi temin etmeye çalışmak ve barış içinde beraberce yaşanabileceğini ortaya koymak lazımdır.” diyen Hocaefendi, Alevî Sünnî, Kürt Türk, Laz Çerkez… şeklinde bölünüp parçalanmak istenen insanımız arasında sulh temin etmek için de elden gelen her şeyin yapılması, gerekirse kan kusulması ama “kızılcık şerbeti içmiştim” denilmesi gerektiğini ifade etti.

“Milli onur, milli gurur ayaklar altına alınmama kaydıyla, o mefkureye saygı devam ettiği müddetçe -bence- el de öpülebilir, etek de öpülebilir. Heyet-i İslamiye, heyet-i milliye arasında huzurun temini adına katlanılabilecek her şeye katlanmak lazım. Hayır sulhtadır, sulh her zaman hayırlıdır.” tespitinde bulunan muhterem Hocamız Hudeybiye Anlaşması’nı anlatarak meseleyi misallendirdi. Öncesi, sonrası ve müminlere çok ağır gelen şartlarıyla Hudeybiye’yi özetleyerek, bu tarihi musalahayı siyer felsefesi açısından değerlendirip günümüze bakan yanlarını ve bizim ondan almamız gereken ibretleri dile getirdi.

Fethullah Gülen Hocaefendi sözlerine şöyle devam etti: “Bize ters gelen bazı şeyler olabilir; ‘Keşke şu görüşme olmasa.. şu anlaşma olmasa.. şu uzlaşma olmasa.. biz Türk milleti.. şöyle onurumuz var, böyle gururumuz var; boyun eğmesek.. bazı şeylere evet demesek’ denilebilir. Muhtemel o türlü şeylerle bazı problemler çözülecekse, işte o Hudeybiye Sulhu mülahazasıyla, Hudeybiye Sulhu’ndaki mantık ve muhakemeyle, yapılması gereken şey neyse onu yapmak lazım. Güzergâh emniyetini tehlikeye atmamak lazım. Ülkenin parçalanmasına meydan vermemek lazım. Devletimizin bir devlet-i aliyye olması istikametinde yoluna devam etmesini sağlamak lazım. Devletler muvazenesinde muvazene unsuru olmasını sağlamak lazım. Bu kadar vâridâtı, getirisi olan bir şey karşısında bazen kafamıza uymayan şeylere de katlanabiliriz.”

Değerli dostlar,

Daha dün biri görüntülü ve sesli diğeri de yazılı olmak üzere çok güzel iki sohbeti yayınladığımızı biliyorsunuz. Belki bazıları henüz onlardan istifade etme fırsatı bile bulamamış olabilir. Fakat, ana hatlarıyla işarette bulunduğumuz bugünkü sohbetin çok önemli olduğunu düşünerek hiç vakit kaybetmeden sizinle paylaşmayı uygun bulduk.

18:30 dakikalık bu hasbihali ses ve görüntü dosyaları olarak arz ediyoruz.

Hürmetle…

194. Nağme: Farklılıkları Fark Etmeme, Îsârda Derinleşme.. ve Ömer’leşme!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bu defa “Farklılıkları fark etmeme farklılığına sahip insanlar olmalıyız.” sözüyle çay faslına başladı. İnsanî münasebetlerde tam bir vicdan enginliği ortaya koymamız gerektiğini ifade etti.

Bu farklılığın bir buudunun “îsâr” olduğunu vurgulayan kıymetli Hocamız, “insanın, başkalarını kendisine tercih etmesi mânâsına gelen “îsâr” hasletinin -tasavvuf erbabınca- en hâlisâne bir tefânî düşüncesiyle şahsîliklere karşı bütün bütün kapanıp, yaşama zevkleri yerine yaşatma hazlarıyla var olmanın unvanı kabul edilegeldiğini anlattı. Ayrıca, îsâr hasletiyle alakalı çok hoş bir menkıbeye temas etti.

Muhterem Hocaefendi, sözlerinin sonunda Hazreti Ömer (radiyallahu anh) efendimizi sevip sevdirmenin günümüzde çok önemli olduğunu dile getirerek, fevkalâde mütevazi ve tam bir mahviyet insanı olan Mü’minlerin Emiri’nin derinliklerinden biri üzerinde durdu.

Hazreti Ömer’in Allah Rasûlü’ne (sallallahu aleyhi ve sellem) yaptığı bazı tekliflerin bilâhare inen âyetlerle desteklenmiş ve isabeti tasdik edilmiş olmasına İslâm tarihinde “Muvafakât-ı Ömer” denir. Pek çok tevafukâtı olduğu hâlde Hazreti Ömer, bunların sadece üç tanesinden bahseder. Oysaki hadisle meşgul olanlar, onun ondan fazla tevafukâtı olduğunu söylerler. Bu öyle bir seviyedir ki o, kendi kendinin ve bildiği pek çok şeyin farkında bile değildir. Hatta Allah Rasûlü’nün ikinci halifesi bu büyük insan, ahiretteki saadetini de Efendimiz’in bir hatırlamasına bağlamıştır.

Muhterem Hocamızın bu hususları şerh ederek “farklı olma ama farklılığını fark etmeme” faziletini nazara verdiği çay faslını 11 dakikalık ses ve görüntü dosyaları olarak arz ediyoruz.

Hürmetle…

193. Nağme: Hz. Ali’nin Gerçek Yiğitliği, Titreyen Eller ve Titrenesi Yerler

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Dünyayı bir sohbet-i Canan halkası gibi düşünüp şu anda nerede olursanız olsun bu mübarek hâlenin değerli birer azası saydığımız siz kardeş, arkadaş ve dostlarımıza ulaştırmak üzere ilk bölümü dün akşamki hasbihalden ikinci kısmı da bu sabahki dersten olmak üzere 10 dakikalık bir ses kaydı seçtik.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, sözlerine “İyilikle kötülük bir olmaz. O halde sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak. Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş!” (Fussilet, 41/34) ayet-i kerimesini hatırlatarak başlıyor.

Hazreti Ali’nin cihad meydanlarında çok muhteşem kahramanlıklar göstermiş olmasına rağmen onun asıl büyüklüğünü, yüzüne tüküren düşmanını öldürmekten vazgeçip “Seni Allah için kesecektim. Fakat bana tükürdün; hiddete geldim. Nefsimin hissesi karıştığı için ihlâsım zedelendi. Onun için seni kesmedim.” deyişinde aramak gerektiğini anlatıyor.

Ayrıca, sabah ders molasında kahve getiren arkadaşımızın ellerinin titrediğini görünce muhterem Hocamız asıl titrenmesi gereken hususun ne olduğuna vurguda bulundu. Bir de, Hocaefendi, bu ayın kirasını verip vermediğini sordu, kendisine “Henüz ay yeni girdi, daha vakit var!” dendi. İşte, bu nağmede o tatlı konuşmaları da dinleyebilirsiniz.

Muhabbetle…

192. Nağme: Tâvus Kuşunun Ayağı ve Talebeyi Havale Ahlakı

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Bir kudsî hadîste, Cenâb-ı Hakk, “Kibriya, Benim ridâm, azamet ise Benim izârımdır. Kim Benimle bu mevzuda yarışa kalkışır ve bunları paylaşmaya yeltenirse onu cehenneme atarım” buyuruyor.

En son hakikat damlalarından olan bu nağmedeki hasbihalde muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, zikrettiğimiz hadis-i şerifi hatırlatarak sözlerine başladı.

Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in, “kurumuş et yiyen bir kadının oğluyum” diyerek, Hak karşısındaki duruşunu ve halk arasındaki konumunu işaretleyip yüksek ahlak ve tevazuunu ortaya koyduğunu ifade eden kıymetli Hocamız, şeytanın oyunlarına, nefsin tuzaklarına ve başkalarının alkışlarına aldanmamak için insanın zaman zaman tâvus kuşu gibi davranması gerektiğini vurguladı.

Tâvus kuşunun, kanatlarındaki ihtişama bakınca kabardığını, bir aralık gözleri ayaklarına ilişince ise adeta kendi kimliğini bir bütün halinde görüp mahcubiyetle içine kapandığını anlattı.

Ucub, gurur, kibir gibi hastalıkların ruhtan değil nefisten kaynaklandığını, ruh hastalığı/hastası sözünün yanlışlığını, aslında nefiszedelerin var olduğunu belirtti.

Muhterem Hocaefendi, bir zamanlar manevi doktorların mekanı olan tekke ve zaviyelere ait duyup dinledikleri arasında bu yolun bir esası olarak dile getirilen bir edepten bahsetti; bir mürşidin, kendi çırağını belli bir süre yetiştirdikten sonra, ona “Artık senin bizden alacağın kalmadı; falan beldede şöyle bir Hak dostu var, sen ona git; gayrı ancak o sana rehberlik yapabilir!” demesi ve kendisini sıfırlayarak müridini daha engin bulduğu bir mürşide yönlendirmesi ahlakına hayran kaldığını dile getirdi.

Birkaç cümlecikle özetini vermeye çalıştığımız sohbetin 10 dakikalık bölümünü arz ediyoruz.

Hürmetle…

 

191. Nağme: Hazreti Eyyûb’un Yaraları ve Bizim Kalbî Hastalıklarımız

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Bu sabahki dersin ilk bölümünde Şuara Sûresi’nin 34-104. ayet-i kerimelerini ve Elmalılı Hamdi Yazır Hazretleri’nin bu ayetlere verdiği mealleri okuyup, mezkur ilahi beyanların tefsirine bir giriş yaptık. İkinci bölümde ise, Ahmet Paşa Divanı’nın özetini dinleyip, Fatih döneminin en büyük şairi sayılan ve daha hayattayken Sultanü’ş-Şuarâ unvanını alan şairin şiirlerinden bazı örnekleri tahlil ettik.

İkindi namazından sonra ise, muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, Hazreti Eyyûb’un (aleyhisselâm) kıssasını özetleyerek, Lem’alar’da, “Sabır Kahramanı”nın zâhirî yara ve hastalıklarıyla bizim bâtınî, ruhî ve kalbî hastalıklarımızın kıyaslandığını; “İç dışa, dış içe bir çevrilsek, Hazreti Eyyûb’dan daha ziyade yaralı ve hastalıklı görüneceğiz. Çünkü işlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şüphe, kalb ve ruhumuzda yaralar açıyor.” dendiğini anlattı. Hazreti Eyyûb aleyhisselâmın, kısacık dünya hayatını tehdit eden yaralarına mukabil, bizim mânevî yaralarımızın, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ettiğini.. ve günahların kalbe işleyip iman nurunu çıkarıncaya kadar onu katılaştırdığını, kapkara hâle getirdiğini Hazreti Üstad’dan naklen vurguladı. “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir mânevî yılan olarak kalbi ısırır. Günahlardan gelen yaralar ve yaralardan hasıl olan vesveseler, şüpheler -neûzu billâh- mahall-i iman olan bâtın-ı kalbe ilişip imanı zedeler” sözüne işaretlerde bulunarak nasıl büyük tehlikelerle karşı karşıya olduğumuzu vurguladı.

Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in “Kişinin her duyduğunu söylemesi, ona günah olarak yeter.” buyurduğunu belirten muhterem Hocamız, maalesef günümüzde insanların çok rahatlıkla su-i zanna ve gıybete girdiklerini, işittikleri her sözü gerçek kabul edip hükümler verdiklerini ve böylece kendi ufuklarını kararttıklarını ifade ederek, bazı medya organlarının öncülük ettiği böyle bir hastalığın bize neler kaybettirdiğine dikkat çekti.

“Bu günahlarla tartarsa beni Rahman (Deyyân) / Kırılır arsa-i mahşerde arş-ı mizan” beytini hatırlatan muhterem Hocaefendi, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun

بَدَأَ اْلإِسْلاَمُ غَرِيبًا وَسَيَعُودُ غَرِيبًا كَمَا بَدَأَ، فَطُوبَى لِلْغُرَبَاءِ الَّذِينَيُصْلِحُونَ مَا أَفْسَدَهُ النَّاسُ

“İslâm garip olarak başladı (gariplerle temsil edildi), günü ge­lince yine o gurbete avdet edecektir. Herkesin bozgunculuk yaptığı dönemde, îmar ve ıslah hamlelerini sürdüren gariplere müjdeler olsun!” hadis-i şerifini okuyarak, o gariplerden olabilmek için her zaman kendimizi kontrol etmemiz ve temkinli yaşamamız gerektiğini dile getirdi.

Başlıklarına değindiğimiz hasbihalin 10 dakikalık bölümünü ve sabahki derste çektiğimiz iki fotoğrafı bugünün nağmesi olarak arz ediyoruz.

Muhabbetle…

 

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, ders esnasında Ahmet Paşa Divanı’nı incelerken:

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, ders esnasında Ahmet Paşa Divanı'nı incelerken

***

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, ders esnasında Ahmet Paşa Divanı'nı incelerken

190. Nağme: Sarp Yokuşlar, Sabır ve Merhamet

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

İnsanlığın kin, nefret ve gayzla yatıp kalktığı, dünyanın bir savaş alanı ve kan gölü haline geldiği bir dönemde sevginin tercümanı olmak ve herkese şefkatle yaklaşmak zorlardan zor bir iştir. Bundan dolayıdır ki, Cenâb-ı Hak, insanların önlerindeki sarp yokuşları, göğüs gerilmesi büyük bir kahramanlık isteyen zor işleri sayarken, bu hususa da dikkat çekmiştir. “Sarp yokuş, bilir misin nedir?” dedikten sonra, “Sarp yokuş, bir köleyi, bir esiri hürriyetine kavuşturmaktır; kıtlık zamanında yemek yedirmektir; yakınlığı olan bir yetimi, ya da yeri yatak (göğü yorgan yapan, barınacak hiçbir yeri olmayan) fakiri doyurmaktır. Bir de sarp yokuş: Gönülden iman edip, birbirine sabır ve şefkat dersi vermek, sabır ve şefkat örneği olmaktır.” (Beled, 90/12-18) buyurmuştur.

Evet, “merhamet” iman edenlerin ayırt edici bir vasfıdır. Onlar asla katı kalbli, acımasız ve zalim kimseler olamazlar. Mü’minler, bela ve musibetlere karşı sabırlı oldukları gibi, insanlara ve bütün varlığa karşı da şefkatlidirler. Dahası, onlar her fırsatta birbirlerine merhameti tavsiye eder, toplumun safları arasında “acıma, merhamet etme, sevme ve herkese şefkatle kol-kanat germe” duygularını yayarlar. Bunu yaparken de, sadece dünyevî bir sevgi ve alâkadan bahsetmez; her fırsatta nazarları âhiretin yamaçlarına çevirir ve şefkat hislerini insanlığın sonsuz mutluluğu kazanması istikametinde değerlendirirler.

İşte 14 dakikalık bu nağmede muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi yukarıda mealini verdiğimiz ayetlerden hareketle bilhassa sabırda ve merhamette tavsiyeleşmek, yardımlaşmak, bu güzel vasıfların canlı timsalleri olmak mevzuunu anlatıyor.

“İnsanın mü’minlikten nasibi mahlukâta şefkatiyle mebsûten mütenasiptir (doğru orantılıdır); içindeki şefkat ne kadar enginse, imanı da o kadar derindir.” diyen muhterem Hocamız hasbihalin sonunda öyle bir hatıra anlatıyor ki sahiden ibretlik!..

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

189. Nağme: Adanmışların Öncelikleri ya da “Minnetimiz Yâr İçindir Ağyâra!..”

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Fırından yeni çıkmış ekmek, soğukta buharı duman duman çay, şebnemi üzerindeki gül kadar, belki onlardan daha taze, sıcak ve şirin bir hasbihali arz ediyoruz bugün.

Daha bir iki saat önce kaydettiğimiz 11 dakikalık bu “nağme”de Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi şu hususlara değiniyor:

“Cennet Cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver sen anı / Bana Seni gerek Seni” (Yunus Emre) türünden sözler bir ufku göstermesi açısından güzeldir; fakat asla Cennet ve Cehennem hafife alınmamalıdır. Hele bu türlü sözler o ufkun eri olmayan kimseler tarafından söylenmemelidir; yoksa yalana ve riyaya girilmiş olur.

-İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın değer verdiği hususları öne çıkararak bir hayat standardı belirlemelidir.

-Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyuruyor: “Allah’ı kullarına sevdirin ki Allah da sizi sevsin!..”

İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhissalatü vesselam) gaye ölçüsünde bir vesiledir.

-Ülkemizi devletler muvazenesinde söz sahibi hale getirme ve umum insanlığın problemlerini çözme istikametinde projeler geliştirme de öncelikli vazifelerimiz cümlesindendir.

-Adanmışlar vazifelerini yerine getirirken bazı kimseler onları anlamayacak ve taşlayacaklardır. Zira, taş atmak da insanlığın tabiatında vardır. Allah’a taş atmışlar, size atıyorlar çok mu? Hâşâ, “Melekler Allah’ın kızları.. falan Allah’ın oğlu…” demişler.

-Hazreti İbrahim.. Halilullah.. Hak delisi insanlığın en akıllısı…

-Bir menkıbede anlatıldığı üzere; Hazreti İbrahim (aleyhisselam) yanına gelenlere inanıp inanmadıklarını sorup inananlara ziyafet sofraları hazırlayınca ve inanmayanları da ikramsız geri yollayınca, Cenâb-ı Hak, Hazreti Halil’e hitaben “Ey İbrahim, onlar senelerden beri Beni inkar ediyor ve Zât’ıma yakışmayan değişik isnatlarda bulunuyorlar. Fakat, Ben her şeye rağmen onların rızıklarını kesmedim!” buyurmuştur.

-Günümüzde de ne cadalozlar var!..

“Yâr için ağyâre minnet ettiğim aybeyleme / Bağbân bir gül için bin hâre hizmetkâr olur.” (Fuzûlî)

188. Nağme: Mehdî Enflasyonu, “Kur’an Müslümanlığı” İnhirafı ve Mahviyet Çağrısı

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Allah nasip ederse, yarın bu haftanın Bamteli olarak “Mehdîlik İddiaları ve Sübhânallah Çizgisi” başlıklı ibret dolu sohbeti yayınlayacağız.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi öyle hayatî mevzuları dile getiriyor ve öyle ehemmiyetli ikazlarda bulunuyor ki, bu sohbetin tamamını yayına hazırlamak için çalışırken hiç olmazsa bir bölümünü hiç bekletmeden size ulaştırma, böylece hem bir fikir verme hem de Bamteli’ne iştiyak hasıl etme hissiyatı galebe çaldı.

Muhterem Hocamız inşaAllah yarından itibaren 42 dakika olarak tamamını neşredeceğimiz bu hasbihalin bugünkü 11 dakikalık kısmında şu konular üzerinde duruyor:

-Günümüzde büyük iddialarla ortaya atılanların sayısı her zamankinden daha fazla. Adeta mehdi enflasyonu var.

-Almanya’dan mektup yazıp mehdi olduğunu ve bunu birkaç dakika içinde ispatlayabileceğini iddia eden mehdi-yi Almanî!..

-İmkanı varsa boyunuzu aşkın kitaplar yazın -Allah aşkına- altına imzanızı atmayın; “bir meçhul yazdı” deyin.

-22 yaşında bir genç hem Hasanî hem Hüseynî olduğunu söyleyip büyük iddialarda bulununca Hocaefendi ona tevazu ve mahviyeti anlatıyor. O genç, odadan çıkarken, anlatılan onca hakikati hiç duymamışçasına “Bu mevzuda size seçme hakkı vermemişlerse ne yapacaksınız!” diyor.

-Şeytan, düdük haline getirilecek, öttürülecek insanları yer yer dudaklarına götürüyor, üflüyor. Şeytanın düdüğü insanlar.. dudaklarına götürüyor şeytan, onlara üflüyor; onlar da etraflarında buldukları dini bilmeyen safderunları kandırıyorlar.

-“Kur’an Müslümanlığı” diye bir sapıklık çıktı. Usulüddin ulemâsı, “Hadisin Kur’an’a ihtiyacından daha fazla Kur’an’ın hadise ihtiyacı vardır” diyorlar. Zira, Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz sadece bilinmezleri bildiren, idrak edilmezleri ruhlarımıza duyuran bir tarif edici ve bir muallim-i ekber değil, aynı zamanda dinî hükümleri tebliğ, insanî değerleri talim ve ahlâkî esasları temsil yanı itibarıyla muvazzaf bir müşerri’, bir kanun vazıı ve hakikatler hakikatinin bir kavl-i şârihidir.

ÖNEMLİ NOT: BAZI KİMSELER SOHBETİN TAMAMINI DİNLEMEDEN SADECE BU SON PARAGRAFTAKİ SÖZLERİ DİLLERİNE DOLAYIP MUHTEREM HOCAMIZIN “KUR’AN MÜSLÜMANLIĞI” KONUSUNDAKİ MÜLÂHAZALARINI ÇARPITIYOR, HATTA BİR İFTİRAYA DÖNÜŞTÜRÜYORLAR. SOHBETİN TAMAMINA BAKILIRSA MESELE VUZUHA KAVUŞACAKTIR. AYRICA, ŞU KIRIK TESTİ MEVZUYLA İLGİLİ TATMİN EDİCİ AÇIKLAMALAR İÇERMEKTEDİR: 

KUR’AN MÜSLÜMANLIĞI MI?

 

Hürmetle…

187. Nağme: Susuz Çöllerde Su Olalım!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili arkadaşlar,

Rabbimizin maddî manevî nimetleri ne latif.. Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in rehberliği ne hoş.. dinimiz ne güzel.. ve gönüllere gıda hakikatlerin ihlaslı ağızlardan samimiyetle dökülmesi ne şirin…

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin sözlerini dinlerken eminiz siz de aynı hazzı alacak ve aynı güzelliği paylaşmanın neşvesini tadacaksınız.

En son hakikat damlalarından derlediğimiz 08:55 dakikalık bu nağmeyi de muhterem Hocamızın tarif ettiği insanlardan olabilmemiz ve son nefese kadar sabit-kadem kalabilmemiz için dualarınız istirhamıyla arz ediyoruz.

186. Nağme: Sûre İsimlerinden Mülhem Kalb Anahtarları

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Kur’an-ı Kerim’e gönülden teveccüh etmenin, ihtiyaç tezkeresi ve kalb saffetiyle ona yönelmenin, İlâhi Kelam’ın sûreleri, ayetleri, kelimeleri ve hatta harfleri üzerinde uzun uzun tefekkür ve teemmülde bulunmanın insana her mevsim turfanda meyveler yedireceğine dair canlı bir misal dinledik en son hakikat damlaları arasında.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi namazda okuduğu bir sûrenin isminden hareketle kalb anahtarlarının neler olduğunu anlattı.

İklimi ziya, etrafı huzur o Ezelî Nur’un mü’minler için nasıl câmi bir rehber olduğuna dair imanımız ve gerektiği gibi yönelsek ondan her konuda yol haritası alabileceğimiz konusundaki inancımız arttı Hocamız Kur’an nüktelerini anlatırken.

Kendimiz şevkle dinlerken bu güzel hasbihali, içinizdeki söz sarraflarının duyduklarında alacakları lezzet doldurdu hayallerimizi.

Dualarınız istirhamıyla, hemen arz ediyoruz 08:48 dakikalık bugünkü nağmemizi…

185. Nağme: Şeytanın Büyük Hilesi ve Kaf Dağı’nın Ardı

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye şöyle bir soru sorduk:

“İblisin en mühim bir desisesi, kendini, kendine tâbi olanlara inkar ettirmektir” sözü sadece “Şeytan yoktur” diyenlere mi işaret etmektedir; yoksa hemen her hadisede “Şeytanın bununla ne ilgisi var?” deyip yanlışlıklara girenlerle de alakalı mıdır? Bir mü’minin, davranışlarıyla şeytanı inkar etmesi söz konusu olabilir mi?

İşte bugünkü Nağme’de muhterem Hocamızın bu soruya verdiği cevabın 10 dakikalık kısmını arz ediyoruz.

Kısacık da olsa bu bölümde ve sonda anlatılan latif menkıbede çok önemli hakikatlerin ipuçlarını bulacağınıza inanıyoruz.

Muhabbetle…

184. Nağme: Öfkelenmeyin, Minnet Çektirmeyin ve İncinip İncitmeyin!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Bu sayfada defalarca dile getirdiğimiz üzere bizim tek dert ve dileğimiz var: Cenâb-ı Hakk’ın lütf u ihsanıyla şahitlik ettiğimiz güzellikleri ve dinlediğimiz nefis sözleri dostlarımızla paylaşmak; böylece hem bir Hak Dostu’na (mekan açısından) yakın olmanın  hakkını vermek hem de yeryüzü sathını bir nevi sohbet-i Canan meclisi haline getirmek.. idrak ve ihsas melekelerinin bizimkinden çok daha engin olduğuna inandığımız arkadaşlarımıza malzeme ulaştırıp onların daha derin değerlendirmeler yapmalarına vesilelik etmek.

Fakat, gelin görün ki, söz konusu muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili paylaşımlar olunca hemen her “nağme” medyada çok farklı şekillerde yorumlanıyor ve dosyalarımızdan olmayacak manalar çıkarılıyor. Bazıları ehl-i imanı birbirine düşürmek maksadıyla muhterem Hocamızın sözlerinin muhatabı falan filan kitleymiş gibi gösterirlerken, kimileri de çok karanlık hesaplarla sırf mübarek bir camia hakkında suizanlar oluşturmak için (olsa olsa “testi kırılmadan” sadedinde anlaşılabilecek sözleri) “Gülen’den cemaate uyarı!” gibi manşetler atarak neşrediyorlar.

Kim hangi hesapla ve garazla nasıl çarpıtırsa çarpıtsın, “nağme”leri bizzat okuyan, dinleyen, değerlendiren ve muhterem Hocamızın kendi beyanlarına kulak veren her vicdan sahibinin mutlaka gerçekleri göreceğine, bugün olmazsa yarın kendisinin de istifade edeceğine inanıyoruz. İnşaAllah, bu inançla, tek bir insana bile faydası dokunacağını düşündüğümüz her vesileyi Allah’a ısmarladığımız bir şişe halinde İnternet denizine bırakmaya devam edeceğiz.

Sevgili dostlar,

13:20 dakikalık bugünkü nağmemizde muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi şu hususlara değiniyor:

-Başkaları hangi yol ve yöntemleri kullanırlarsa kullansınlar, siz her zaman müstakim olmalı ve asla istikametten ayrılmamalısınız.

-İnsanı çatlatacak hallerde bile katiyen gazaba kapılmamalısınız. Peygamber Efendimiz bir sahabiye reçete olarak “Öfkelenme!.” diyor. Sizi çekemeyen, her davranışıyla size hased ve rekabet ettiğini ortaya koyan kimselere karşı bile öfkelenmemeli, haset ve rekabete girmemelisiniz.

-Cenâb-ı Hak, başa kakmayı, insanları minnet altında bırakmayı ve bu şekilde onlara eziyet etmeyi yapılan işin sevabını iptal edecek bir sebep olarak zikrediyor: “Ey iman edenler! Sadaka verdiğiniz kimselere minnet etmek, onları incitmek suretiyle o sadakalarınızı boşa çıkarmayın.” (Bakara, 2/264) buyuruyor. Evet, her türlü sadakat emaresine bu açıdan yaklaşılmalı; riya, süm’a, eza, başa kakma ve minnet altında bırakmayla yapılan o iyilik zayi edilmemeli. Yaptığınız kat kat iyiliğin sıfırını bile göstermeyen kimselere karşı dahi tavır almamalı, onlara aynıyla mukabelede bulunmamalısınız. Sürekli alacaklı olmalı, fakat alacaklı olduğunuz şeyleri asla talep etmemelisiniz. Öyleyse, hep veren, destekleyen siz olsanız da başa kakmak ve minnet altında bırakmak suretiyle başkalarını alacaklı hale getirmemelisiniz. Unutmamalısınız ki, başa kakmak ve minnet altında bırakmak Firavun ahlakıdır.

-Bu dünya darılma dünyası değil dayanma dünyasıdır.

-Alvar İmamı ne güzel söyler: “Âşık der incitenden / İncinme incitenden / Kemalde noksan imiş / İncinen incitenden.” Evet, incitseler de incinme, hele incitmeyi hiç aklına getirme!..

-Kötü sözlere aynı şekilde çirkin ifadelerle karşılık vermemelisiniz. Siz her zaman tatlı dilli olmalı, müsbet hareket etmelisiniz. Muhatabınız tevhid hakikatine bile ilişse, siz öfkelenme ve kötü sözlerle karşılık verme yerine, mantıkî delillerle işin hakikatini anlatmaya çalışmalısınız. Kavl-i leyyinden asla ayrılmamalısınız.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

183. Nağme: Durağanlıktan Kurtul; Kendini Bil ve O’nu Bul!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili Dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bir namaz sonrası, kudsî hadis diye rivayet edilen şu mübarek sözleri hatırlattı:

“Ey insanoğlu, nefsini bilen Beni bilir; Beni bilen Beni arar; Beni arayan mutlaka Beni bulur ve Beni bulan bütün arzularına ve dahasına nail olur; nail olur ve Benden başkasını Bana tercih etmez. Ey insanoğlu, mütevazi ol ki, Beni bilesin.. açlığa alış ki, Beni göresin.. ibadetinde halis ol ki Bana eresin.”

Daha sonra da nefsini okuyabilen insanların bir Yaratıcı’nın varlığını mutlaka kavrayacaklarını, adım adım O’nun marifetine yürüyeceklerini ve nihayet O’nu bulacaklarını ifade etti.

Bu marifetin yolunun durağanlıktan kurtulmaktan geçtiğini belirten Muhterem Hocamız, fotoselli lamba ve musluklarla ilgili latif bir misal de vererek, her insana bazı kabiliyet ve istidatlar bahşedildiğini, onların ortaya çıkarılması ve uygun şekilde değerlendirilmesi gerektiğini; bu itibarla da her müminin bir kısım vazifeleri üzerine alıp kabiliyetlerini insanlığa hizmette kullanması icap ettiğini ve hem fertlerin hem de toplumların ancak böyle “gayeli müsbet hareketler” sayesinde ayakta kalabileceklerini vurguladı.

Dün biri görüntülü ve sesli biri de yazılı iki çok güzel sohbet neşretmiştik. Henüz onları bile seyredememiş, dinleyememiş, okuyamamış kimseler olabilir. Fakat, arkadaşlarımızın “Teheccüde ya da sabah namazına kalktığımızda, en azından günün ilk fırsatında hemen herkul.org’a bakıyor ve yeni “nağme” arıyoruz. Güne terütaze sözlerle başlamak adetimiz oldu.” türünden mesajları ve samimi talepleri üzerine hemen her gün hiç olmazsa bir cümlecik paylaşmaya çalışıyoruz.

Bu düşünceyle bugün de muhtevasını özetlediğimiz hasbihalin 03:35 dakikalık kısa ama çok hoş bir bölümünü arz ediyoruz.

Hürmetle…

182. Nağme: Komutla Tesbihât, Salât-ı Münciye ve Namaz Takkesi

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, hemen her zaman ceplerinde birkaç tane namaz takkesi bulundurur ve mescidde başı açık olan misafir varsa onlara hediye eder. Takkesiz namaz kılınmasından rahatsız olur.

Muhterem Hocamız derste ve ikindi sonrasında, terk ettiğimiz güzel adetlerimizden bahsederken namaz takkesi ve bıyık kesme üzerinde de durdu. Herhangi bir zaruret söz konusu değilse, bu iki hususta gösterilen gevşekliğin doğru olmayacağını ifade etti.

Ayrıca, bizim namaz kıldığımız mescidde farz kılınır kılınmaz “salat-ı münciye” duası okunuyor. Malum olduğu üzere, bu duada korku ve belalardan Allah’a sığındığımız sırada bir an ellerimizi ters çeviriyoruz. Bir de, namaz sonrası tesbihatında müezzinlik yapan arkadaşlarımız فَسُبْحَانَ اللهِ بُكْرَةً وَأَصِيلاً diyerek “Sübhanallah”; وَالْحَمْدُ للهِ كَثِيرًا  sözüyle “Elhamdulillah” ve اَللهُ أَكْبَرُ كَبِيرًا  komutuyla da “Allahu Ekber” zikirlerini başlatıyorlar.

Muhterem Hocamız, komutla tesbihat yapmanın Osmanlı’dan tevarüs ettiğimiz militarizmin bir tezahürü olduğunu, aslında müezzinin ezan ve kâmetten başka bir vazifesinin bulunmadığını, hatta Abdullah İbn Ömer gibi bazı sahabilerin farz öncesi İhlas Suresi’nin üç defa sesli okunmasını bile bidat sayıp o camiyi terk ettiklerini; fakat maslahat-ı mürsele ve istihsan gibi bazı disiplinler gereğince müezzinin tesbihatta rehberlik yapmasının kabul edilebileceğini, dahası güzel görülebileceğini; bununla beraber farklı şekillerde tesbihat komutları söylendiğini, bu mescidde de bir hadis-i şeriften alınan -yukarıdaki- sözlerle komut verildiğini anlattı. Bu hususlarda herkesin anlayışına, üslubuna saygı gösterilmesi, hepsinin makbul görülmesi ve kat’iyen ihtilaf çıkarılmaması gerektiğini ifade etti.

Fethullah Gülen Hocaefendi, salat-ı münciyede elleri ters çevirme, tesbihatta işaret edilen komutları seslendirme ve namaz takkesi kullanmaya özen gösterme hususlarını anlatmakla beraber, ihtilaf çıkarmamakla alakalı ikazını da özellikle vurguladı: “Bir kısım önemli, hayatî fasl-ı müştereklerde mutabakat sağlanıyorsa, detaylarda ihtilafa düşmemek gerekir. Bediüzzaman Hazretleri’nin dediği gibi “hasen”i bulduktan sonra, “ahsen”de ihtilafa düşülmemelidir. Yani iyiyi bulduğunuz zaman, ille de “en iyi” diyerek ihtilaf çıkarmaktansa, kardeşliği ve birliği koruyup o iyiye kanaat etmek en iyiden daha iyidir.”

İşte bu güzel tesbitleri kıymetli Hocamızın kendi sesinden dinleyebileceğiniz 9 dakikalık bugünün nağmesi.

Dualarınıza vesile olması istirhamıyla…

181. Nağme: Tâlip Olmayın Dünyaya!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Yine öğleye kadar tefsir-fıkıh dersi, sonra Cuma namazı ve akabinde Bamteli sohbeti çekimi derken çok yoğun bir gün geçirdik. İnşaAllah, bugünün meyvelerinden olan kayıtlarımızdan bir kısmını ileride yayınlayacağız.

Bu “nağme”de Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, bir namaz sonrasındaki hasbihalinden 11 dakikalık bir bölümü dualarınıza vesile olması istirhamıyla arz ediyoruz.

Hürmetle…

180. Nağme: En Büyük Cihad

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Her gün böyle güzel bir sohbet yayınlamanın işin değerini düşürebileceği endişesini hep taşısak da emin olun dile getirilirken hazır bulunup dinleme lütfuna erdiğimiz enfes hakikatleri arşive kaldırmaya gönlümüz razı olmuyor; o sözlerin sadece meclisteki muhataplarına münhasır kalması karşısında güzel bir yemeği yalnız başımıza yemiş olmanın çok ötesinde bir kabalık yaptığımız hissine ve suçluluk ruh haline giriyoruz. (Manevi ziyafet yanında yemek teşbihi çok hafif düştü ama dîk-ı elfaz diyelim!)

Belki her nağmeyi herkes hemen takip edemeyebilir; fakat bugün fırsat bulup İnternet’e giren arkadaşlarımız olursa mutlaka bizim iklimimize dair de yeni bir dosya görsünler ve zamanı onunla değerlendirsinler istiyoruz. Ayrıca, daha sonra müsait olup sayfalarımızı ziyaret edebilecek olan dostlarımızın da muhakkak önceki nağmelere de bakıp istifade edeceklerine inanıyoruz.

Bu düşünceyle, dün harika bir hasbihal neşretmiş olmamıza rağmen bugün de nefis bir “nağme” paylaşıyoruz.

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, “en büyük düşman ve ona karşı yapılan büyük cihad” konusunu anlattığı 17:30 dakikalık çay faslını hem görüntülü hem de sesli dosyalar halinde arz ediyoruz.

Muhabbetle…

 

179. Nağme: Şehvet… Ahh Kâtil Şehvet!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli arkadaşlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi senelerce evvel şöyle demişti:

“Ah, katil şöhret, imansız şehvet, nâmert tamahkârlık!.. Nice ruhlar, semtinize bir kere uğramakla sararıp soldu. Nice gönüller, sizin ikliminizde hazan vurmuş gibi yaprak yaprak dökülüp gitti. Ve nice servi kâmetler, sizin şûh kahkahanızla mâbetten ayrılıp, meyhâneye düştü. Evet, atmosferinize uğrayan yiğitler kılıbıklaştı, sünepeleşti; civanlar da civarınızda pîr olup gitti!..”

Şimdilerde hemen her sohbette muhterem Hocamız şehvet, servet, devlet ve şöhret kurbanlarına getiriyor konuyu. Çocuğu uçuruma yuvarlanmak üzere olan bir annenin telaşı ve heyecanıyla çırpınıyor adeta. Bu büyük şeytanî tuzaklardan bizi, sizi, istidadlı nesilleri uzak tutmak için inliyor. Hayır, katiyen belli bir kesimi hedef almıyor; bütün mü’minler adına bağrı yanıyor ve ağlıyor.

Bir ikindi namazı sonrası daha “Acaba bugün hangi hakikat damlalarıyla (siz çağlayan da diyebilirsiniz) ıslanacağız diye beklerken, muhterem Hocaefendi, Âl-i İmrân Sûresi’nin 14. Ayetini okudu, mealini verdi ve ilahi beyanın hatırlattıklarını seslendirdi.

زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللّهُ عِندَهُ حُسْنُ الْمَآبِ

“Kadınlar (kadınlar için de erkekler), oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, güzel cins atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin hoşuna giden şeyler insanlara (süslenmiş) cazip gelmektedir. Bunlar dünya hayatının geçici bir metaından ibarettir. Asıl varılacak güzel yer ise, Allah’ın katındadır.”

15 dakikalık bu nağmede muhterem Hocamızın mezkur ayet-i kerime ile alakalı mühim açıklamalarını ve ikazlarını bulacaksınız.

Hürmetle…

178. Nağme: Ödüm Kopuyor!..

Herkul | | HERKUL NAGME

Sevgili dostlar,

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ikindi namazı sonrasında gençler ve yaşlılar arasındaki yardımlaşma, gaflet sebepleri, en önemli köprü, mü’minin kırmızı pasaportu, ilahi rahmet, havf-reca dengesi ve imansız gitme endişesi gibi konularla alakalı çok mühim ölçüleri dile getirdi.

Sohbetin sonuna doğru ağlamaktan konuşamayacak hale gelen Hocaefendi’nin korkusu, hıçkırıkları ve recası hepimize çok şey anlatmalı!..

Bizim kendi payımızı alıp almadığımızı sadece Allah bilir; fakat uzaktaki yakınların bu 11:51 dakikalık sohbetten de çok istifade edeceklerine inancımız tam.

Dualarınız istirhamıyla…

177. Nağme: Üstad mı İbn-i Râmiz mi? (!)

Herkul | | HERKUL NAGME

Kıymetli Arkadaşlar,

Sabah ders, öğle Cuma namazı, ikindi akabinde Bamteli sohbeti derken -elhamdulillah- çok yoğun bir gün geçirdik. Bugün sesli ya da görüntülü bir nağme yetiştiremeyeceğiz ama size latif bir fotoğrafı ve manasını nakledeceğiz.

Bütün Hak dostlarının ortak özelliği olan tevazu ve mahviyet, muhterem Hocaefendi’nin de en bariz vasıflarından biridir. O, şahsında zâtî hiçbir kıymet görmez; kendini insanlardan bir insan veya varlığın herhangi bir parçası kabul eder. Tabiatına mal olan tevazu ruhuyla nefsini, kapının alt eşiği, meskenin sergisi, yolların kaldırım taşı, ırmakların çakılı ve başakların samanı sayar; Alvar İmamı’nın sözlerini gönülden tekrarlar: “Herkes yahşi men yaman / Herkes buğday men saman.”

Tevazu ve mahviyet muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin artık tabiatı olmuştur; bu, onun hemen her anına ve davranışına yansır. Çocuklara bile el öptürmemesi, hakkındaki takdirkâr ifadeleri duymazlıktan gelmesi ya da içtihad hatası deyip geçiştirmesi, çocuğu yaşındaki insanlar yanına girince onları bile ayağa kalkar gibi doğrularak istikbal etmesine rağmen kendisine ayağa kalkılmasından çok rahatsız olması, bu konuda her gün ikazda bulunması, hatta onun bu hassasiyetini bilmeyen bazı misafirler ayağa kalkınca onlar oturmadan salona girmemesi, herhangi bir kanaat önderinin yanında elden geldiğince konuşmayıp dinlemeyi tercih etmesi, koltuğuna oturmayıp yerini o zata vermesi… gibi pek çok hususta bu mahviyetin yansımaları görülür.

Paylaştığımız bazı resimlerde görülen kareler mescid ve ders adabıyla alâkalıdır. Bazen hususi bir şey söylemek için yanına gidenler Hocaefendi’nin maneviyet ve heybeti karşısında mahcubiyetlerinden koltuğa oturmak istemezler; öğrenciler de çoğu zaman önlerinde tefsir, hadis, fıkıh kitabı bulunduğundan hem halka-yı tedrise hem de içinde bulunulan mescide hürmeten (bazen de namaz kılınan yerdeki az sayıda koltuğun doluluğundan) yere otururlar. (Bazılarının bu hali garip karşılamasını, yitirdiğimiz çok değerle beraber ders halkasına ve âlime karşı saygının da zayi oluşunun bir alameti saydığımızı ve özünden utanan o insanların yerine mahcubiyet yaşadığımızı söyleyebiliriz.) Fakat bu tamamıyla onların edep anlayışından ve isteklerinden kaynaklanır. Yoksa, Hocaefendi herkese yer gösterir, bulunduğu mekanda rahat davranılmasını ister; mübalağalı bulduğu saygı ifadelerini hoşnutsuzlukla karşılar.

Bunca söze ne gerek vardı!

Bildiğiniz gibi, el-Kulûbu’d-Dâria (Yakaran Gönüller), Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, Gümüşhânevi Hazretleri’nin Mecmuatü’l-Ahzâb adlı eserinden derlediği, tasnif ve tashih ettiği ve başka kaynaklardan ilaveler yaptığı dualardan oluşan bir dua kitabıdır. Kitabın sonunda muhterem Hocaefendi’nin kendi yazdığı dua ve salat u selam da yer almaktadır. Bu kitap Arapça olduğundan, bütün ulema anılırken yapıldığı gibi Hocaefendi’nin adı yazılırken de başına “Üstad” sıfatı eklenmiştir. Üstad; usta, muallim, öğretmen ve alim gibi manalara gelmekle beraber bugün Arap dünyasında az çok okuma yazmayla uğraşan herkes hakkında “hoca” karşılığı kullanılan bir kelimedir.

Fakat muhterem Hocaefendi bu sıfattan bile rahatsızlık duymakta; “Ülkemizde üstad denince kimin/kimlerin akla geldiği bellidir. Biz onlara çırak bile olamayız. Ben bu vasfı Arapça kitapta da olsa kabul edemem!” demektedir.

Bundan dolayı da kendisinden el-Kulubû’d-Dariâ’yı imzalamasını isteyen olursa, önce kitabın o kısımlarını kendi eliyle değiştirmekte, “Üstad” yazılı yerlere “İbn-i Râmiz” (Râmiz’in oğlu) yazıp sonra imzalamaktadır.

İşte bu nağmede muhterem Hocamızın o türlü bir tashihinin fotoğrafını paylaşıyoruz.

Muhabbetle…

Muhterem Hocaefendi’nin Değiştirdiği Nüsha:

Asıl Nüsha: