 |  |  |  |  |  |  |
| 05.05.2008 Âişe Vâlidemiz’in Evlilik Yaşı Âişe Vâlidemiz’in, altı veya yedi yaşındayken nişanlandığı, on yaşındayken de evlendiği yönündeki rivayetler,1 onun evlilik yaşıyla ilgili kanaatin oluşmasında bugüne kadar en önemli âmiller olagelmiştir. Bu kanaatin yerleşmesinde, erken yaşlarda evlenmenin o gün oldukça yaygın oluşu ve coğrafi yapının etkisiyle çocuklardaki fizikî gelişmenin daha erken yaşlarda tamamlanması gibi sebeplerin de belirleyici olduğunu unutmamak gerekir. Onun içindir ki konu, dün denilebilecek bir zamana kadar hiç gündeme gelmemiş ve tartışma konusu olmamıştır.
Söz konusu hususu bugün, o günkü şartları nazara almayan ve İslâm’ı da ‘dışarı’dan inceleme konusu yapanlar gündeme getirmekte ve meseleyi kendi zaviyelerinden değerlendirip tenkit etmektedir. Bu farklı duruşa İslâm Dünyası’nın tepkisi de aynı değildir; bir kısmı, meseleyi olduğu gibi kabul etmenin gerekliliği hususunda ısrar ederken2 az da olsa diğer bir kısmı, evlendiği dönemde Âişe Vâlidemiz’in, daha olgun bir yaşta olduğunu3 ifade etmektedir. Karşılıklı tepkilerin ağırlığını hissettirdiği bu tartışmalar esnasında, her zaman dengenin korunamadığı; tepkilere cevap teşkil etsin denilirken söz konusu rivayetlerin yok sayıldığı veya bu tavra tepki olarak diğer alter natifleri görmezden gelme yanlışlığına düşüldüğü de bir gerçek. DEVAMI |
| 05.05.2008 Emirdağ Lahikası (24) 88. Mektub
a. Hizmetimiz inayet altındadır: “Aziz, sıddık kardeşlerim, Bir iki hafta Hüsrev'in kalemiyle mektubunu almadığımdan; ve Konya'ya gönderdiğim mecmuaların cevabı gelmediğinden; ve bir Vekil-i Dahiliye başta olarak, düşmanlarımız, anarşistlerle beraber beni emsalsiz tazyiklerinden; ve buradaki münafıklar bazı safdil dostlarımızdan hem Eskişehir'e, hem Konya'ya kitaplar gönderdiğimi ve Asâ-yı Mûsâ mecmualarını aldığımı haber almalarından endişeler ederken, birden hiç emsâli görülmemiş bir buçuk metre kar ve dehşetli fırtına ve soğuk bu mevsimde gelmesi, bir hiddet, bir gazap, dört defa zelzeleler ve geçen sene yağmursuzluk gibi, Risale-i Nur ve şakirtleriyle münasebettar olabilir diye sordum: "Bu belâ umumîdir, yoksa Afyon ve Eskişehir vilâyetlerine mi mahsustur?" Dediler ki: "O iki vilâyete mahsustur." Ben de, elhamdü lillâh, dedim. Demek Risale-i Nur'a ve şakirtlerine umumî bir taarruz yoktur, belki yalnız bana ve elimdeki Nur'lara... Çok güvendiğim Eskişehir, Denizli gibi bir medrese-i Nuriye olacağını tahmin ettiğim halde, Denizli'den on derece noksan kalmasının sebebi, onları da Afyon ve Emirdağı gibi ürkütmektir. Her neyse, merak etmeyiniz, inşaallah bu hadise-i cevviye, aynı İstanbul mekteplerinin hadisesi gibi, gizli masonları, niyet ettikleri yeni bir taarruzdan vazgeçirdi. İnayet-i Rabbaniye himaye ediyor.” (152-153) DEVAMI |
| 05.05.2008 Kuyu mu, Akarsu mu? -kuyu gibi insan veya akarsu gibi insan olma üzerine tefekkür denemesi-
“Derin insan”lar, kuyuya benzetilirler. “Düz insan”lar ise akarsuya benzetilebilirler. Kuyu gibi insan derken, derinliğe vurgu vardır; fakat hiç şüphesiz dipte bir su kaynağı olduğundan o derinlik kıymete binmektedir. Yoksa susuz kuru bir kuyunun derinliği değildir buradaki teşbihin vech-i şebehi (benzetme yönü). Kuyunun derin kazılması, su damarının derinlerde olmasındandır. Kuyu, bazen toprağın üstünden sızmakta veya akmakta olan bir suyu, daha derinlerdeki ana damarından yakalayıp da yüzeye kadar dolabilen bir havuza dönüştürebilmek için, bazen de toprağın altından akıp giden suyun hizasına kadar inerek, onu orada biriktirip bir vasıta ile yeryüzüne çıkarabilmek için kazılır. Bu yönüyle kimi ilim ve fazilet ehlinden istifade edebilme biçimine ne kadar da çok benzediği âşikârdır.
“Düz insan, tıpkı bir akarsu gibidir, akarsu gibi olmalıdır” derken, derinlikleri olmayan bir insan nazara veriliyor değildir. Nasıl olabilir ki: Yeryüzündeki akarsuların çıktığı yerden önceki halleri de birer yeraltı akarsuyudur. Öncesi derin, sonrası uzun bir akışları vardır. Debisi ne kadar yüksek ise o kadar uzakları sulayabilirler. Debisine göre su kaynağı: ya bir sızıntıdır, birikir, mini bir mohar olur; yahut parmak kalındığında akar, gölet olur; ya kol gibidir, pınar olur; ya bel gibi akar, dere olur, yahut daha büyüktür, çay olur, olmadı ırmak olur.. bütün akarsular birleşir, göl olur, deniz olur, okyanus olur… Fakat hepsi de göklerle irtibatlıdır; buhar olur semaya yükselir, yağmura dönüştürülür semâdan beslenir şekilde bir devr-i dâimî gerçekleşir. DEVAMI |
| 05.05.2008 İfadeye Özgürlüğüne Sınır mı? Herkes istediğini düşünebilir, istediğini tasavvur edebilir, hayal dünyasının enginliğine göre herşeyi ama herşeyi hayal de edebilir. İslama göre de bu böyle, tabiî ve fitrî insanî gerçeklere göre de. Zaten aksini yapmaya, düşünceye, tasavvura, tahayyüle engeller koymaya, sınırlar çizmeye, bariyerler inşa etmeye hiç kimsenin gücü yetmez.
Pekala, tahayyül edilen, zihinde tasavvur edilen ve nihayet düşünce şeklinde akılda kıvamını bulan üretilmiş bilgiye zaman, zemin, mekan, insan hiçbir faktör gözetmeksizin söz elbisesi giydirilebilir mi?
İşte genelde bizim kaybettiğimiz nokta burası oluyor. Üretilmiş düşüncenin, bilginin zihinde karârdîde olmuş kanaatin her yerde ulu orta söylenmesi doğru değil. Bediüzzaman Hazretlerinden mülhem ilaveleri ile birlikte şöyle diyelim isterseniz: Her dediğin doğru olmalı; ama her doğruyu her yerde söylemek, herkese söylemek, her zaman söylemek doğru değil. Belki de bu süreçte en önemli unsur, o doğruyu senin söylemen doğru değil. DEVAMI |
| Şikayet-Şekvâ Şikayet veya şekvâ; sızlanma, haksız olan birini, haksız iş yapan bir kimseyi üst makama bildirme anlamlarına gelir. Şikayet bir anlamda aczin göstergesidir. İnsan da aciz bir varlık olduğu için şikayet onun yapısının bir parçası konumundadır.
Şikayet, ilk bakışta gayet çirkin bir alışkanlık, gayet pespaye bir karakter örneği gibi görünse de, nerede, kime ve ne maksatla yapıldığına göre bu durum değişir. O halde insanın bunu çok iyi bilmesi gerekmektedir. Yani, doğru zamanda, doğru yerde, doğru kimseye şikayet belki de çok mühim faideler doğurur. Eğer doğru kriterlerle hareket etmez ise insan, hem hain, hem geçimsiz, hem zalim ve hem de âsî konumlarına düşebilir. DEVAMI |
|
|
| |
|  |  | |  |
| |