Yakınları Sayın Başbakanımıza Hakaret Ediyorlar!..

Herkul | . | YAZARLAR

Öyle tozlu dumanlı bir atmosfere girdik ki, maalesef üzerine leke bulaşmayan ve yüzüne zift çalınmayan kimse kalmıyor. Hemen herkes âvâzı çıktığı kadar bağırıyor; heyhat, başkasının sözlerine kulak veren insaflıları bulmak her gün biraz daha zorlaşıyor.

Tarafgirlik ve taassup, akıl ve vicdanları esir almış adeta. Öyle ki, çokları, kendisi gibi düşünmeyenleri daha baştan yokluğa mahkum ediyor; sözünü bitirmesine bile fırsat vermeden ona cevap yetiştiriyor. Dahası, fanatizm çılgınlığıyla, farklı düşünen herkesi aynı kefeye koymak ve onu da hemen çizmek/karalamak sanki moda.

Bir hakikati dile getirmeye çalışıyorsunuz; hemen “Fakat, şu niçin böyle dedi?” ya da “Şurada niye şöyle oldu?” itirazları hazır. Bu bir bağnazlık ya da kasdî minderden kaçma değilse ya nedir?

Allah Teâlâ, “Hiç kimseye bir başkasının günahı yüklenmez!” buyurmuyor mu? Söylenilene muhalif bir fikri olanın onu edep dairesinde dile getirmesi en tabii hakkıdır. Ne var ki, bir insanın beyanını kendisinin de hiç katılmadığı başka çirkin fiiller ve laflarla gürültüye boğmak mü’mine yakışır mı?

Siz belki savaşı keser diye bir çağrı yapıyorsunuz, ifadeleriniz hemen cımbızlanıp yukarıya “meydan okuma” gibi aksettiriliyor. Ağulu aşı bile yağ ile bal edebilecek sözler, savaş naraları gibi naklediliyor.

Allah aşkına birbirimize kulak vermezsek nasıl anlaşacağız? Her sözün arkasında garaz ararsak nerede buluşacağız?

Hakikatler nasıl da ters yüz ediliyor; inat sebat, sebat da inat gibi gösteriliyor. Hele en âkil insanların, inadı faziletmiş gibi anlatmaları yok mu?

Dün sevdiğim ve duacısı olduğum bir devlet büyüğümüzün sözlerini -acaba yanlış mı anladım diye tekrar tekrar- hüzünle okudum; “Başaklar eğilir, Tayyip Erdoğan eğilmez.” ifadesiyle biten cümleler karşısında hayretler içinde kaldım. O güzel insan, hiç farkına varmadan sayın Başbakanımıza “inatçı” diyenleri tasdik etmiş ve onların korosuna katılmış olmuyor mu?!.

Muhterem ağabeylerim, sevgili kardeşlerim; Allah inadı iman hakikatlerine, İslam esaslarına ve uhrevi hizmetlere sarfedilmek üzere halketmiştir. İnadın hikmet-i vücudu hakta sebattır. Bir insanın yanlışından dönmesi fazilettir, sevaptır. Neyin yanlış ve neyin doğru olduğunu belirleyecek kriter ise, Kur’an, Sünnet ve selim akıldır.

Bir kadıncağız, Seyyidina Hazreti Ömer’e mehir miktarıyla ilgili kararının yanlış olduğunu söyleyince, Emîrülmüminîn, “Ey Ömer, yaşlı bir kadın kadar bile dinini bilmiyorsun!” diyerek sözünü geri almış ve hak karşısında hemen boyun eğmiştir. Doğru karşısında geri adım atmak teslimiyet ve mağlubiyet değil, hakperestlik ve fazilettir. Bu erdemin nasıl bir İslam ahlakı olduğuna Rasûl-ü Ekrem Efendimiz’den dersini almış bütün Hak dostlarının yaşantıları şahittir.

Bu konuda tarafgir bir ruh haletiyle ifadede bulunmadığımı Rabbim biliyor. Muhterem Hocaefendi’nin Kur’an, Sünnet ve selef-i sâlihînden getirilen deliller karşısındaki duruşuna güvenle ve şimdiye kadarki gördüğüm onlarca misalin verdiği itimatla şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Hocaefendi, hak ve hakikat karşısında başaklar gibi eğilir ve yüz yere sürer. Yeter ki, doğruyu belirleyen garaz ve heva değil, hak ve Huda olsun.

Diğer taraftan, hüsn-ü zanna memur ve hususiyle inananlar hakkında her zaman güzel düşünmeye mecbur bulunduğumuzu; bundan dolayı 2004-MGK-Hizmet’i bitirme kararını imzalayanlar hakkında da hüsn-ü zan taşımaya çalıştığımızı; “Mutlaka hayır murad etmiş ve o günün şartlarında mecburen böyle bir müdârâta girmişlerdir!” demek istediğimizi daha önce belirtmiştim.

Fakat ortaya dökülen ve her biri ayrı ayrı yürek burkan belgeler, o imzalanan metnin sadece bir karardan ibaret kalmadığını gösteriyor. Dün kıymetli bir gazeteci duygularını, “Yazıklar olsun! İki çocuğumun da 2008′de okuduğu o güzelim koleji bile fişlemişler.” sözüyle ifade ediyordu. Şimdiye kadar ortaya çıkan belgelere göre, 2010’da dahi devam eden fişlemeleri görüp işitince hüsn-ü zan kolumuz kanadımız nasıl kırılmasın ki?!. Hele, devletin en üst mertebelerinde yer almış insanların “Başaklar eğilir…” demesi ve adeta inadı faziletmiş gibi anlatması karşısında “Demek ki muktedir olmak beklenmiş!” düşüncesi zihinlerden nasıl silinebilir ki!..

Hangi meşrep ve meslekten olursa olsun, samimi ve ihlaslı insanların sahibi Allah’tır. Cenâb-ı Hak, yolunda bulunanları zayi etmeyecektir.

Emin olun, ben sadece bunca suizan, gıybet, komplo ve iftirayla, Hak dostlarının dahi farklı bir mahiyette anlatılmasına ve buna kanan bazı masum insanların çok önemli bir ışık kaynağından mahrum olmalarına üzülüyorum.

Kur’an, “Ağzından çıkan hiçbir söz yoktur ki, onun yanında hazır bulunan gözcüler (o ifadeleri) kaydetmiş olmasınlar.” buyurur. İnsan, sözlerinin kaydedildiği gibi, her hal, tavır ve hareketinin de kayda geçirildiğinin farkında olarak yaşamalıdır ki yarın hem burada hem de ötede “keşke, keşke” temennileriyle inlemek zorunda kalmasın.

 

 

Tags: , , , ,