Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

Fethullah Gülen; Hikmet Sandalları ve Hizmet Sahilleri Arasında

Herkul | . | KITAP OZETLERI

Kitap Adı :

Fethullah Gülen; Hikmet Sandalları ve Hizmet Sahilleri Arasında

Özetleyen :  Hasan Artıran
Yazarı : Fuad el-Benna
Dili : Arapca
Yayınevi :  Nil Yayınları- Kahire-MISIR
Sayfa Sayısı :  243
Özeti İndir  

YAZARIN HAYATI:

1967 yılında Yemen’in İb şehrinde dünyaya gelen Prof. Dr. Fuad el-Benna 1996 yılında Pakistan Sened Üniversitesinde İslam Medeniyeti üzerine mastırını tamamladı.

            Doktorasını ise İslami düşünce alanında 2000 yılında Sudan uluslar arası Afrika Üniversitesi’nde bitirdi.

Yazarın Kendi İfadeleriyle: Yemen’de ve uluslar arası platformlarda 700 den fazla makale yazdım. 30 kitabım var, 2 kitabım Fethullah Gülen Hocaefendi ile alakalı. Yüksek lisans ve doktora düzeyinde Hocaefendi’yi okutuyorum. Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili yazdığım iki kitabım ‘Modern Çağ İslami Kalkınma Düşüncesi’ dersi olarak okutuluyor. Bu zat, modern düşüncenin ve hizmet anlayışının mimarı olmayı hak ediyor. Dolayısıyla ben inşa eden anlamındaki ‘el-benna’ soyadımdan vazgeçiyorum ve Hocaefendi’ye bunu ithaf ediyorum. O bu lakabı hak ediyor. Evet, o sayısız köprüler inşa etti. Peki, Hocaefendi bu köprüleri nasıl kurabildi?

(Kitabın özetine başlamadan önce kitabın müellifinin iki yıl önce muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye yazmış olduğu Arapça mektubun özetlenmiş şekilde tercümesini paylaşmak istiyoruz.)

Efendim Fethullah Gülen,

Değerli mektubunuz bu titrek kalem sahibine ulaştı; şunu ifade etmeyelim ki, o kıymetli mektubunuz, devasa kametinizle, çukurdaki bir miskin arasında köprü inşa etti.

Şaşılacak şeydir; birbirine eşit olmayan iki varlık arasında öyle bir köprü kurudunuz ki, köprü inşa etme metodunu yataydan dikeye çevirdiniz

Nasıl olur ki Türkiye’nin coşkun, çağlayan Fırat’ı, Yemen’in kurak gölüne dökülüyor ve yine nasıl olur ki zirvedeki bir dev, çukurda bulunan bu basit insana iltifat ediyor!

Bütün bu şaşkınlık ifadelerinin cevabı, ‘büyüklere tevazuyu telkin edip onlara küçükleri dahi kendi sofralarına davet etme’ telkinini sunan İslam’ın azametidir.

Ben ki metaı beş para etmeyen bir kişi; elinde birkaç damla ile durmaktayım bahr-i bîpâyanlarınızın önünde!.. Ben bir ufak habbecik, dillere destan harmanınızın kenarında!.. Ben bir zerreyim Efendim, ummanızın yanı başında!.. İşte bu haldeki bir kişi aldı kalemi eline ve yazma cüreti gösterdi zat-ı âlilerinize. Kusuruma bakmayıp affetmeniz istirhamıyla, o gece yamaçlarındaki dualarınız da bir kere olsun yer alabilmeyi Allah’tan dilerim.

Aslında ne hissettiğimi biliyorum ama hissettiklerim nasıl yazılır ve ifade edilir işte ondan bizarım.

Kalemim muhabbet ve özlem ile yüklü duygularımı taşımaktan aciz. Nasıl benim gibi aciz biri sizin gibi kalem üstadı ve beyan sultanıyla boy ölçüşmeye cüret edebilir.. veya benim pejmürde dikenli harflerim sizin muhabbet ve sevgi salıklayan mülevven kelimeleriniz karşısında ayakta durabilir?!.

Zat-ı âlilerinizin şunu da bilmesini isterim ki, ellerim titrek ve kalbim ürkek bir şekilde mektubumu Beşinci Kat’tan yazıyorum. Zat-ı âlilerinizin bir dönem kaldığı bu yerleri gezdikten sonra mahzun kalbinizin esintilerini burada görmekte zorlanmadım.

Ruhunuzdan taşan bu ızdıraplar hem bu diyarlarda hem de dünyanın değişik yerlerinde aranan insanı inşa etmeye, kırmızı gülleri yetiştirmeye muvaffak olmuştur

Zamanla yarışan ve temiz bir dünya imarı için koşan talebelerinizi, onların fedakârlık ve hasbiliklerinin semerelerini görünce yayılan ışığının kaynağının, hizmet kandili ve fedakarlık mumu olduğunu anladım

Muhterem efendim zât-ı aliniz varılması gereken hedefi göstermiş, tutulacak yolu çizmiş ve insanlara sunmuşsunuz. Fedakârlık ve muhabbet süvarisi yüz binlere kudve ve üsve olmuşsunuz.

Allah’tan dileğim zât-ı âlilerinize hayr u hasenat ihsan eylemesi, muvaffakiyetinizi artırması, Sizi bütün zararlardan koruması ve Firdevs cennetlerinde Efendimiz’in arkadaşları cümlesinden eylemesi…

Âşık talebeniz Fuat

Kitabın Yazılış Amacı

1- Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, onun misyonunun ve fikirleriyle oluşan hizmet hareketinin tanınmasına vesile olmak.

2- Hocaefendi’nin eserlerine ve hizmet hareketline vukufiyetimin azlığına rağmen bu kadar ali bir hareketin, med-cezirler yaşayan Arap coğrafyasında da daha iyi tanınmasına yardımcı olmak.

3- Hassaten ‘Arap Baharı’ndan sonra Arap âleminde, bu âlemin kurtulmasını vaat eden özellikle gençler üzerinde etkili olan ve onların hamasi duygularından faydalanan sayısız hareketler ve yapılanmalar zuhur etti, ama ne yazık ki bu hareketlerin nerede ise tamamı fikri ve ilmi bir yapılanmadan uzaklaşıp siyasi bir çizgiye kaydılar. Arap baharı sonrası daha da net anlaşıldı ki, bizim ihtiyacımız olan bu tarz yapılanmalar değil; siyasi bir oluşumdan uzak ve nesil yetiştirme üzerine bina edilmiş bir hareket. Ve ihtiyacımız olan örnek ise hizmet hareketi.

BİRİNCİ BÖLÜM

  1. Batmayan Türkiye Güneşinden Işık Hüzmeleri

            Hizmet hareketinin damlaları öyle ki hiç kesintiye uğramadı, hareket öyle ilerledi ki bir an duraksamadı, hatta bu yoğun yolculuk içersinde zatı alileri evlenmeyi bile unuttu.

  1. B) Hayatını İnsanlığa, Hizmete Adamış Şahsiyetin Hayatına Bakış

            (Burada İzmir öncesi Hocaefendi’nin biyografisinden bazı kesitler sunmakla yetineceğiz.)

            *11 Kasım 1938 yılında, ailesinin intisabı âl-i beyte uzanan, dindar bir ailenin, Erzurum şehrinin Korucuk Köyü’nde dünyaya geldi. Anadolulun doğusuna düşen bu şehir iltizam-ı diniyyesi ile meşhurdur. Aynı zamanda bu şehrin İslam’la kucaklaşması üçüncü halife Hz Osman (ra) döneminde, önde gelen ilk sahabelerin eliyle vaki olmuştur.

*Henüz dört yaşına ulaşmışlardı ki ilk talimini doğrudan annesinden, Kur’an-ı Kerim dersleri olmak üzere aldı. Dört yaşında Kur’an-ı Kerim’i hatmetti ve bu eğitimini kuran hafızı olmasına kadar sürdürdü. Babası Ramiz Efendi’den ise şeriat ilminin temel esaslarını, Arapça ve Farsça dil bilgisi derslerini aldı.

*İmam olan babası, çevrelerinde bulunan önde gelen kişilerin sohbetlerine götürürdü. Daha o dönemde Müslümanların problemlerinin farkında olan Hocaefendi, ruhun gıdası olan zikir meclislerine önem veriyor, fakat bununla birlikte o hiçbir zaman ruh ve akıl muvazenesini dengede tutan bir denge insanı olmanın ehemmiyetini de göz ardı etmiyordu.

*Daima etrafında bulunan hocalardan istifa etmenin yollarını buldu. Devamlı bir talip sürekli bu yolun yolcusu oldu. Bir üstattan başka bir üstadın halkasına gitmekteydi. Aslında ne ilme olan derin susuzluğunu giderecek birini, ne de hakikate olan iştahını doyuracak kişiyi bulabilmişti. Unutmayalım ki; sözünü ettiğimiz kişi bir güneş, güneşin istediği ziya ise galaksilerden gelmesi lazım. O bir okyanus onu doyuramazdı göller ve denizler.

*Geleneksel şer-i ilimler, edebiyat ilimleri, sosyoloji ve psikoloji ilmi tahsilinden sonra batılı ilimlere yöneldi. Yani maddi ilimlere; fizik kimya astronomi gibi.

Bu ilim yolculuğu esnasında 1957 yılında 19 yaşlarında Risale-i Nurlarla tanıştı. Yazarı Hocaefendi’den önceki Türkiye’de bulunan müceddid; Bediüzzaman Said Nursi. İşte aradığı, aydınlık yayacak nurdan bir kandil, yolunu kaybetmiş insanlığa bir rehber, susuzluğu giderecek bir kâse ve hakikat aşk ve heyecanını doyuracak bir gıda.

Çok sevdi Bediüzzaman’ı ve kendini tilmizi saydı onun. Hiç karşılaşamadı onunla ama onunla oturup kalkanlardan daha iyi anladı onu; insanın binası ve yeryüzünün yeniden imarı hususunda.

*Sonra Edirne’ye resmi imamlık vazifesi çıktı. Kader onu Edirne’ye sevk ediyordu. Şarktan garba… İmtihanlar orada da peşini bırakmadı ama korudu Allah onu şeytanın desiselerinden. Zira o Allah’ın emrine ve kopmayan ip olan Kurana sımsıkı sarılmıştı. Nasıl Allah korudu Yusuf peygamberi Aziz’in hanımından ve nasıl muhafaza etti İbrahim peygamberi ateşten; işte öyle korudu Allah onu. Ama onun imtihanı hem İbrahim’in (as) ateşi, hem de Yusuf peygamberin imtihana tabi tutulduğu durumdu.

*Edirne’de imamlık vazifesine devam ederken askerlik vazifesi için önce Ankara, daha sonra ise İskenderun‘a gitti. Askerlik vazifesi bitince ikinci defa Edirne ye dönüş yaptı.

*1966 yılında ise Türkiye’nin batısına İzmir’e intikal etti. Ege denizinin kenarında ve Türkiye’nin önemli turistlik şehirlerinden olan İzmir, batılılaşma olarak da en laik şehirdi. Bütün bunlar Hoca Efendinin derin buuduna yeni bir buut katmış oldu. Tıpkı Mısır’ın zor şehirlerinden biri olan İsmailiyye’de Hasanu-l Benna hazretlerinin hali gibi.

 

İsim İle Müsemmanın Uyumu

Türkiye’de bazı kişilerin iki ismi bulunmaktadır. Hocamızın isimlerinden biri Fethullah. Bu isim onun dindar bir aileden geldiğinin bir göstergesi. Ben öyle düşünüyorum ki babasının oğluna bu ismi koyması, oğlunun o şekilde olmasını isteyişinin bir tezahürüdür.

Hocamızın soy ismi Gülen; Türkçede tebessüm eden anlamına geliyormuş. Evet, daima vaazlarında ağlayan ve insanların ağlamasına vesile olan bir insan. Devamlı ağlamasıyla tanınan ve adeta bir ney; şöyle diyor Selahaddin Eyyubi’yi anlattıktan sonra vaazlarından birinde; İslam âlemi ve Müslümanların hali ortadayken ben nasıl gülerim ve ben haram kıldım nefsime gülmeyi, tıpkı Selahaddin Eyyubi gibi. (Hisar Camii Mukaddes Hüzün 24 Temmuz 1990)

 

İKİNCİ FASIL

Yeni Bir Medeniyet İnşasında Hizmet Hareketi Ve Özellikleri

            Hizmet hareketine genel olarak baktığımızda karşımıza çıkan sonuç şudur: Neyi, nerede nasıl ve kimlere nasıl muamele edileceği bilgi ve eylemini derin bir hikmet çerçevesinde ortaya koyan bir camia. Hocaefendi okumalarım ve Türkiye ziyaretimin akabinde kesin kanat getirmişimdir ki hizmet hareketi; üçüncü binliğin tecdit hareketidir. Ve bu tecdit hareketinin bazı önemli özellikleri şunlardır;

  1. A) İslam Ve Temsil Öncelikli Bir Tebliğliden Yola Çıkarak Hedefe Ulaşma

يَا أَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ د۪ينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّٰهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ اَذِلَّةٍ عَلٰى الْمُؤْمِن۪ينَ أَعِزَّةٍ عَلٰى الْكَافِر۪ينَ يُجَاهِدُونَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِمٍ ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْت۪يهِ مَنْ يَشَاءُ وَ اللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ

“Ey iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse, (bilin ki), Allah öyle bir kavim getirecek ki, O, bu kavmi sever, onlar da O’nu severler. Müminlere karşı başları yerde, kâfirlere karşı ise onurludurlar. Allah yolunda cihat ederler ve kınayanın kınamasından korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah, atâsı, ihsanı çok bol olandır ve her şeyi en iyi şekilde bilendir.” (Mâide sûresi, 5/54)

Bu ayette قوم kelimesi nekre gelmiştir. Sahabeye açısından o dönemde bilinmeyen bir topluluk çünkü. Ve sahabeden sonra bu bayrak Emeviler’e verildi. Onlar bu bayrağı taşımaktan aciz kaldıklarında ise bu görev Abbasiler’e, daha sonra Selçuklular’a ve onun akabinde de Osmanlılara verildi. Bu devletlerin hangi ırklardan olduklarına değil, dikkatinizi evsaflara veriniz. Zira Allah bu sıfatlara kim haiz ise emaneti ona veriyor; işte Allahın yeni bir topluluk olarak haber verdiği kavmin özellikleri şunlardır: Allaha derin bir sevgi ile bağlılık ve kendi aralarında olağanüstü bir tevazu ve Allahın yolunda cihat. Cihat hizmet hareketinde şu manaya gelmektedir; “Nâm-ı Celil-i Muhammedi’nin her yerde şehbal açması, tüm insanlığa hizmet, başkaları için yaşama ve kendini hakka ve halka adama”. Ben Hocaefendinin eserlerinde hep bu sıfatların anlatıldığını gördüm.

 

 

  1. İmanla Yenilenme Ve Onu Hayata Hayat Kılma

            Son birkaç asırdır Müslümanlar değiştiler ve Allah da onların halini değiştirdi. Bir idiler şuan paramparça oldular, kuvvetliydiler zayıf düştüler, izzetliydiler zelil oldular ve her alanda ileri bir topluluk iken, şuan kendi çağlarının çok gerisinde kaldılar.

            Ve hizmet hareketini duyduk sonra. Şimdilerde bir diriliş yükseldi, bir uyanma var. İslam bir isimdi müsemması olmayan. Hizmet müsemması oldu. Hizmet İslam’ın yeniden aksiyon halini gösterdi bize. Ve aslında Hizmet İslam’ın yeniden hayat bulmasının adıydı.

            Hizmet hareketinin en mümeyyiz bir vasfı; imanî bir diriliş ve bu imanın hayatın her kademesinde hissedilmesi. Neticede ise imanla değişen ferdin artık toplumu değiştirmeye başlaması.

            İmandır bir “yeryüzü mirasçısı” yapan. Onun varisleri ise enfüsi ve afakî ayetleri doğru okuyabilenlerdir. Yani Kur’an-ı Kerim’in zamanımıza olan yorumunu kavrayabilme.

Ne var ki hizmet hareketi, sadece iman da bir yenilenme değil. O; fıkıhta, fikri düşüncede, tasavvufta, eğitim ve terbiyede İslam’ın asrımıza uygun yorumudur. Evet, Hocaefendi’nin ifadesiyle “Yeniden diriliş” için, başka bir deyişle; sarsılan Müslüman mantığını yeniden tamir ederek, yaşanan inhirafları gidermek ve yepyeni, sağlıklı bir hayatın tesisi için, bütün İslâm dünyasının bir “ba’sü ba’de’l-mevt”e ihtiyaç vardır. Bu diriliş; “dinin orijinini koruyarak, nasların esnekliğinin vaat ettiği genişlik ve evrensellikte, her zaman ve her mekânda, her sınıf insanın ihtiyacını karşılayacak ve bütün hayatı kucaklayacak olan bir diriliştir”.

  1. Amele Yöneliş Ve Aksiyon

            Hizmet Hareketi sahabe hayatının yeniden ihyası yörüngesinde olmuş, Hocaefendi ise vaazlarında, yazılarında ve sohbetlerinde hep bu ruhu diriltmek için çaba göstermiştir. Aksiyon insanın en büyük özelliği insanlara söylediğini kendisinin de yaşamasıdır. Sözde ve amelde mutabakatın ehemmiyetini Hocaefendi İrşad Ekseni adlı eserinde şöyle izah etmiştir,

            “Evet, irşad ve tebliğ vazifesinde bulunan kimse, hangi yaşta olursa olsun ve hangi mesleği icra ederse etsin, dediğini yapma mevzuunda ciddî ve samimî olmalıdır. Bu insan tekkede bir şeyh, camide bir imam veya vaiz, mektepte bir öğretmen, üniversitede bir öğretim görevlisi olabileceği gibi, bir fabrikada işçi veya bir okulda öğrenci de olabilir. Herkes içtimaî, ilmî ve fonksiyonel durumuna göre bu sorumluluğu yerine getirmeli ve bu vazifeyi kusursuz eda etmelidir.”

  1. Islah Hareketi Ve İnsanlığı Kucaklama

            Yeni ortaya çıkan oluşumlara baktığımız zaman çoğunlukla bir isyan başkaldırma ve reaksiyoner bir hareket olduklarını görürüz. Ama hizmet hareketi isyan değil bir ıslah hareketidir.(حركة اصلاحية وليست ثورية). Hareket her alandaki müesseseleriyle bir müspet harekettir. Bundan dolayı müntesipleri bir siyasi parti üyelerinden değil toplumun her kesimindedir.

  1. İçtimai Hizmet Ve Beyaz Cihat (الجهاد الابيض)

            Allah cihat kelimesini Mekke de nazil olan Furkan sure-i Celile’sinde şu şekilde kullanmaktadır; وجاهدهم به جهادا كبيرا “Onlara karşı büyük bir cihatta bulun”.

            Ama savaşa gelince; o ancak İslami bir devletin tesisinden sonra, Medine’de meşru kılınmıştır. O halde cihadın, Mekke de farklı, Medine de farklı olmasının çok kapsayıcı bir anlamı bulunmaktadır. Ve bunun en güzel açıklamasını da biz Hocaefendi’nin “Cihat Veya İlay-ı Kelimetullah” isimli eserinde görüyoruz.

  1. Akıl Ve Kalp Kanatları İle Yükselen Bir Medeniyet

            Aziz okuyucu; İslami Hareket ve yapılanmaları anlatan daha önce kitaplar okumuşsundur ve hepsinde akıl ve kalp unsurunun olduğunu görmüşsündür. Hatta bu iki unsurun birlikte ele alındığını da şahit olmuşsundur. Ama ihtimal vermiyorum ki, hizmet hareketinde olduğu kadar akıl ve kalp muvazenesini çok dakik bir şekilde ele alan başka bir hareketle karşılaşmış olasın.

            Doğrudur, İslam kalp ve akıl muvazenesine çok dakik bir yaklaşım getirmiştir ama Müslümanların diyanetlerine baktığımızda ne yazık ki bunu görememekteyiz. Kimi gruplar, ruhi ve kalbi yaşayışa önem verip akıl gerçeğini göz ardı etmişler kimileri de akla vurgu yapıp insanın önemli bir derinliği olan kalp ve ruhi hayatı görmezden gelmişler.

Hizmet hareketini incelediğimde, özellikle Hocaefendi’nin Kalbin Zümrüt Tepeleri adlı eserine baktığımda şunu gördüm: Bu hareket ruhi ve sufi hayata o kadar önem veriyor ki, sanki sadece bir tasavvufi hareket; ama hemen ardından asrın getirdiği tereddütler serisi, yaratılış gerçeği ve tadavvur teorisinin anlatıldığı eserlere baktığımda, öyle ilmi ve bilimsel tespitlerle karşılaşıyorum ki; hareket sadece ilmi ve bilimsel bir yapılanma gibi geliyor.

            Kısacası hizmet hareketi, akıl ve kalbin muhteşem bir muvazenesi sonucu oluşan bir medeniyet projesidir.

            Bunların yanında hizmet hareketi; ukba-dünya, ruh-madde, tevekkül ve sebeplere riayette, mazi ve hazırda da bir muvazene unsuru olarak karşımıza çıkan bir harekettir.

  1. G) Bütün İnsanlığı Kucaklama

            Hocaefendi’nin kitaplarını okuyan herhangi biri, Hocaefendi’deki varlık sevgisinin sadece Müslümanlara duyulan bir sevgi değil, tüm insanlığı kucaklayan bir sevgi olduğunu hisseder. Bütün insanlığa Hz. Âdem ve Havva (aleyhimesselam) çatısı altında kardeş nazarıyla bakar. Yine eserleri im’anı nazarla tetkik eden bir kimse; onun, farklılıkları ayırıcı unsurlar gördüğünü değil; birer tenevvü ve zenginlik olarak kabul ettiğini ve hatta farklılıklara olan bir muhabbetini varlığını sezer.

            İrşad ekseni kitabında kendileri “bizler muhabbet fedaileriyiz” buyuruyor ve şu sözler insana sevgiyi ne kadar da güzel anlatıyor:

“Biz, gözlerimizde sevginin zaferleri, kulaklarımızda onun davulunun, kösünün sesi bir atmosferde yetiştik. Gönüllerimiz hep onun bayrağının dalgalanma heyecanıyla attı. Sevgiyle o kadar içli-dışlı olduk ki, neticede hayatımızı bütün bütün ona bağlayıp ruhumuzu da ona adadık. Artık biz yaşarsak sevgiyle yaşar, ölürsek sevgiyle ölürüz. Her nefeste, bütün benliğimizde onu duyar; soğukta onunla ısınır, sıcakta da onunla serinleriz. Bizim harb u darbimizde güm güm sevgi davulunun sesi duyulur; sulhu sükûnumuz da yine sevgi mehteriyle şölenleşir.”

            Burada şu hususu da belirtmek isterim; yukarıda anlatılanlar teoriden ibaret değil bilakis hizmet hareketinin tatbik ettiği esaslardır. Dünyanın her tarafına renk ve ırk ayırt etmeden gitmeleri de bunun en büyük delili olsa gerek.

            ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

            Allah’ın (cc) sunmuş olduğu en büyük lütuflardan biri de; İslam dininin ihyasını omuzlayacak, tecdit vazifesini üstlenecek rabbanilerdir. O Rabbaniler ki; Allah’ın kopmayan ipine sımsıkı sarılır, imanları kendilerini gökler ötesine yükseltir, sonra insanlık için birer yıldız, karanlıkları aydınlatan bir güneş olurlar.

            Bir Vatanda İki Yıldız

            Türk milleti, hususi olarak İslam tarihinde umumi olarak da dünya tarihinde merkezi bir rol üstlenmiş bir millettir. Ama bu millet 19. asrın sonlarına doğru şiddetli fırtınalara maruz kalmış ve dayanılmaz presler altında ezilmiştir.

            Bütün bu sancılı devre iki yıldızın viladetine sahne oluyor. Biz Araplar bu durumda şu atasözünü kullanırız; ان بيت الاسد لا يخلو من العظام «aslan evinde büyükler eksik olmazmış». Birincisi 1877 yılında Türkiye’nin doğusunda dünyaya gelen Üstad Bediüzzaman hazretleri. O, Kuran sanki bu asırda tekrar nüzul oluyormuşçasına Kur’an-î hakikatlerin ifade edildiği Nurların müellifi. Türkiye’nin karanlığa bürünen her köşesinde ışık saçan, o karanlık ve uzun tünelden çıkışı gösteren Nur Adam.

            İkinci yıldızın doğumu ise bu hareketin devamı olan hizmet hareketi. (Hocaefendi)

Kanaatim odur ki; bu hareketinin insanlığa sunduğu en büyük hizmet “yüksek bir terbiye eğitimi vermesi”dir.

Türkiye’nin Samurayları

            Samuray kelimesi Yunancadan alınmış bir kelime olup kendisini bir davaya, hizmete adayan demektir (الذي يضع نفسه في الخدمة) süvari veya kara sevdalı da diyebiliriz.

 

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

            Günümüzün İbrahîmîleri Ve Hizmet İçin Hicret Edenler

            Hocaefendi ve talebeleri Allah’ın izni ve inayetiyle çok büyük fütuhatlara müyesser oldular. Ve onlar hizmetlerini yerine getirirken şer-i esaslara, tekvînî kanunlara, toplumsal gerçeklere, insan tabiatına ve zamanın değişen şartlarına uygun hareket ettiler. Fikri düşüncelerini amele dökerken herhangi bir fikir-amel uyuşmazlığı ve çelişkisine düşmediler.

Ben hizmet hareketini Hz. İbrahim (as) hayatına ne kadar da benzetiyorum. Zira o bereketli ve her türlü bitkinin neşv-ü nema bulduğu Türkiye’nin güneyinden ve Irak’ın kuzeyinden hicret etmemiş miydi çorak ve susuz topraklara…?

            Hz. İbrahim demek, tepeden tırnağa fedakârlık demektir. Günümüz İbrahimîleri ise vermediler mi her şeylerini günü geldiğinde ve istendiğinde.

            Evet, Hocaefendi’nin daima tekrar ettiği bir husus var ki o; ümmeti Muhammed’in (s.a.v) yaşamış olduğu sıkıntılardan çıkış yolu sadece ve sadece asr-ı saadetin izdüşümü olan altın neslin yetiştirilmesinden geçmektedir. Benim anlayabildiğim kadarıyla bu neslin en önemli iki özelliğinden ilki hicret üzerine bina edilmiş İbrahimi bir ahlak, ikincisi ise; yeri geldiğinde zarurât-ı insaniyede dahi fedakârlıktan kaçınmamak.

Bu görüşümüze ayine bir ifade olarak Hocaefendi bir kitabında “bugün bize uygun düşen İbrahimî bir ruh, zira o eşini ve oğlunu arkasına bakmadan bırakmıştı”, diyor.

Diğer bir husus da şu ki; hizmet hareketi bir fikrî akım üzerine bina edilmiş ve bu şekilde bugüne ulaşmış bir olgu değildir. Bilakis Türkiye’nin sokak ve caddelerinde bizzat amel ve yaşayışla teşekkül etmiş ve daha sonra isim ve unvana kavuşmuş bir yapılanmadır. Ama ne yazık ki; Hizmet Hareketi hakkında bu tespitimizi dünya üzerinde zuhur eden diğer İslami hareketler için söyleyemiyoruz. Herkes isim ve unvanlara odaklanmış durumda. Artık Müslümanlar aksiyon ve amelden çok slogan ve propaganda peşindeler. Oysa ki ‘hizmet’ kelimesi ne kadar da hareketin mazmununu anlatır mahiyette. Ben diğer İslami hareketlere baktığımda onlarda genelde hamasî duyguların vermiş olduğu bir darlık bulmaktayım. Ama bu hareket, önce anne babaya, daha sonra vatana, ümmete ve bütün insanlığa fayda sunan bir hareket. En öz ifadesiyle mebanî ve meanînin uyum içinde olduğu bir isim; hizmet…

Müsaadenizle bu unvan, yani “hizmet” kelimesi üzerinde biraz daha durmak istiyorum:

*Bu hareket için Hocaefendi’nin tevazuuna uygun düşen kelime ancak bu olmalıydı; Hizmet.

*Bu kelimede müthiş bir ciddiyet hissedilmekte. Tıpkı danelerle dolu bir başak misali. Zira boş bir başak burnunu dikerken semaya, onun yüzü hep müteveccihtir toprağa.

            *Kuşeyri risalesinde Süleyman Darani Hazretleri’nden rivayet edilen şu cümleyi de burada zikredebiliriz من رأى لنفسه قيمة لم يذق حلاوة الخدمة “ Kim ki; kendi nefsinde bir kıymet görürse, hizmetin halavetini tadamaz”. Bu cümleyi buraya almamın maksadı aynı zamanda hizmet kelimesinde ayrı bir tasavvufî derinliğin bulunduğunu göstermek isteyişimdir.

Hizmetin hayatın her ünitesinde inanan insanları en güzel surette temsile muvaffakiyetinin sırrı olarak ben, ihlas ve aralarında çok iyi işleyen şura meselesini görüyorum.

            Hayatın bütün ünitelerinde aktif olmalarına rağmen siyasetin tehlikeli ve riskli ağına yakalanmamışlar, bu alanı başka insanlara bırakıp demokrasi ve insan haklarını savunan fikirleri desteklemekle yetinmişlerdir.

            Hocaefendi bu konuyu özetler mahiyette ‘Ölçü Veya Yoldaki Işıklar’ isimli kitabında şu hususlara temas etmektedir:

            “Kabul ettiğimiz ölçüler içinde ‘Siyasete karışmam, siyasete karışma!’ demek, ‘Vatan ve millet işine, milletin hayat ve bekasına karışmam ve karışma!’ demektir.”

 

2) Eğitim Ve Öğretimde Hizmet

            Şüphesiz ki Allah (cc) bütün peygamberleri müjdeleyici, uyarıcı, talim ve terbiye edici olarak göndermiştir. Ama bunların yanında Hz İbrahim’ın (as) terbiye ve talim için göstermiş olduğu ihtimam, sadece kendi döneminin nesli ile muhat değil; bilakis kendinden sonraki nesillerle de alakadar olacak şekilde kuşatıcıdır. Ve Kuran-ı Kerimde geçen duası şu şekildedir;

            «Ey bizim Hakîm Rabbimiz! Onların içlerinden öyle bir resul gönder ki; kendilerine senin ayetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları tertemiz kılsın.»

            Yukarıdaki ayetten de anlaşılacağı üzere terbiye ve talim iki merhaleden oluşmaktadır; “تحلية وتخلي”

  1. 20. Asrın İbrahimîleri

Onların meşgul oldukları alan da talim ve terbiye. İşte bu özellikleri onları, diğer İslami hareketlerden ayıran en önemli husus.

            Hizmet hareketinde terbiye ve talim genç nesiller için ülke içinde ve dışında eğitim müesseseleriyle yapılırken, toplumun diğer katmanları için ‘sohbet’ çatısı altında bir talim ve terbiye yöntemi uygulanmaktadır. Ve aynı zamanda bu sohbetler sayesinde yetişen insanlar (hizmet hareketinde onlara mütevelli deniliyor) infak gibi farklı mevzulardaki işleri üstlenmektedir.

            İşte hizmet hareketinde bulunan yüksek ahlak ve kültürün sırrı, bu iki türlü eğitim metodudur. 160 dan fazla ülkede iki binden fazla okulu olan ve aynı zamanda bu okulların bulunduğu bölgelerin en iyilerinden olması değişik ilmi yarışmalarda çok farklı madalya ve ödüller alması hizmet hareketin faikıyeti adına verilebilecek bir örnek.

Çok kısa bir süre zarfında Türkiye’de 10 dan fazla, dünya genelinde ise 50 civarı üniversite tesis etmek ve bu üniversitelerde maddi ve manevi olarak insan yetiştirmek, keyfiyetin ve kemiyetin bir arada toplanmasının çok nadir örneklerindendir.

            Türkiye’de karşılaştığım diğer bir husus, her eğitim kurumunun kendisinden sonra iki de kardeş kurumu bulunmasıdır; birisi Türkiye’nin doğusunda diğeri de dünyanın değişik coğrafyasında. Bu uygulama başta ülke içinde Türkler ve Kürtlerin kardeşliğinin korunması, diğer açıdan da dünya insanlığının ortak bir paydada buluşması adına ne kadar da takdire şayan bir uygulamadır.

3) Davette Tefani Ve Beyaz Cihad

            İbrahim peygamber resul, nebi ve büyük bir muslih ve azim bir davetçiydi. Müspet olan her türlü cihatla insanlığa çağrıda bulundu. O kavmi için elinden geleni yapıyor ama kavmi Nemrut’un arkasına takılarak onu ateşe atıyordu. Ateş’in berd-ü selamından sonra Filistin’e hicret etti. Yeryüzünün en kutsi iki mekânı arasında geldi gitti Kudüs ve Mekke. Daha sonra tekrar hicret, bu sefer yolculuk Mısır’a.

            İbrahim’in (as) yolundan gidenler ve İbrahimî sırra varis olanlar günümüzde hizmet hareketidir. Allah bu görevi şuan Türklere nasip etmekte ve ellerinde bulunan mumla, dünyanın karanlık her yerine ışık olabilmek için, onlarda hicret etmekteler. Ama bu yolun cilvesidir; karanlık ruhların, elinde nur olanlara nar (ateş) ile mukabelede bulunması.

            Türkiye yakın tarihte şiddetli ve fırtınalı dönemden geçmiş ama hizmet hareketi her türlü sıkıntı karşısında hep ıslah edici olmuş.

BEŞİNCİ BÖLÜM

            Bilinen bir husustur ki günümüz Müslümanlarının en büyük problemleri üç kelimede toplanmıştır; fakr, cehalet ve tefrika. İşte hizmet hareketi bu üç düşmana açılmış bir muharebedir. Tefrika meselesini çözme adına hizmet hareketi birleştirici bir yöntem benimsemiştir. فقه الائتلاف))

            Kitabımızın bu bölümünde iki mesele üzerinde duracağız:

Ortak Birleştirici Bir Çağrı Ve Bunun Uygulanması

            Hoca Efendi ilk dönem vaazlarından itibaren sadece dinleyicilerin hissiyatına hitap eden bir vaiz değildi, o aynı zamanda birlikte yaşamanın esaslarını sunuyordu. Peki, hizmetin, öncelikle Türkiye sınırları içerisinde birlikte yaşama projesi üretirken daha sonra dünya üzerinde insanlığı birlikteliğe çağırırken, kullanmış olduğu argümanlar neydi?

 

  • İlim Ve İrfanı Kapsayan Bir İman Anlayışı

            Malumdur ki “iman” kelimesi müsemmasız bir isme dönüşmüştü İslam aleminde. Bundan dolayı ilk vaazların genel olarak ana ekseni, hep iman şuurunun ihyası üzerinde olmuştur. Ama taklidi ve şekilcilikten uzak, ihlâs ve ilimle bezenmiş bir iman.

            Hizmet hareketi her şeyde olduğu gibi burada da Kur’an-î bir sistem takip etmiştir. Zira ilk nüzul olan ayetler de imandan bahsetmektedir.

            Taklit ve şekilcilikten kurtulmanın yolu; daima ilim talebinde bulunmaktan geçiyor. Hocaefendi’ye göre ilim ise Kuran ayetleri ışığında afakî ve enfüsi ilimleri mütalaa etmektir. Ancak böyle bir ilim, insana gerçek haşyet hissini verebilir.

  • Dört Ayrı Dairede Kardeşlik

            Hizmet hareketi hoşgörü ve kardeşlik çağrılarıyla özdeşleşmiş bir yapılanma. Bense bu kardeşlik çağrısını dört ayrı kategoride incelemek istiyorum.

  1. Vatan Üzerinde Kardeşlik Çağrısı

            Türkiye Cumhuriyeti Devleti üzerinde yaşayan herkese sunulan bir kardeşlik mesajıdır bu çağrı.

  1. Kavmi Bir Kardeşlik

            Bilinen odur ki Türkler sadece Anadolu’da yaşamamaktadır. Hizmet hareketi ikinci olarak Orta Asya’da yaşayan ırki ve tarihi bağları bulunan diğer Türk kavimlerine de kardeşlik elini uzatmıştır. Bu arada ayrıca bir hususu da belirtmeliyim ki; Hocaefendi tarihte Türklerin kurmuş olduğu tüm İslami devletlere çok ayrı bir saygı duymaktadır, hususiyle de Osmanlı devletine. Örnek olarak Osmanlı padişahlarından 2. Abdülhamid Han Hazretlerine bizlerin de duymuş olduğu batılı bazı tarihçiler tarafından ‘kızıl sultan’ denilmektedir. Asrın getirdiği tereddütler serisinde Hocaefendi’ye de bu konu soru olarak sunuluyor ve Hocaefendi o kadar etkili bir şekilde müdafaa ediyor ki, satır aralarından onun ne kadar bir Osmanlı aşığı olduğu hemen anlaşılıyor.

  1. Tüm Müslümanları Kapsayan Bir Kardeşlik

            Dünyanın dört bir tarafında yaşayan Müslümanların nüfusu dünya nüfusunun beşte birini kapsayacak ölçüde. Müslümanlar ise mezhepsel kültürel ve coğrafi farklılıklardan dolayı paramparça durumda. Hizmet hareketi ise bütün İslam beldelerine imanî ve İslami olarak yeniden bir diriliş sunmakta.

  1. D) Bütün İnsanlığa Sunulan Bir Kardeşlik

            Kur’an-ı Kerim’de peygamberler kendi kavimlerine bir mesaj sunacakları zaman onlar küffar da olsalar hitap اخوهم şeklinde gelmektedir. Yani ırk gözetmeksizin bir kardeşlik söylemini Kur’an’da da bulmamız mümkün.

  • Müspet Hareket (الايجابية الفاعلة)

            Hizmet hareketinin üç önemli esasının olduğunu ve bunlardan ilkinin ihlas ve ilimle bezenmiş iman, diğerinin de kardeşlik çağrısı olduğunu belirtmiştik, üçüncüsü ise müspet harekettir.

            Hizmette fert yoktur şahsi manevi vardır ve ancak bu şahs-ı manevi düşüncesinde olan diğerleriyle uyum içinde bulunabilir. Ferdi düşünce ise insanı enaniyete ve müspet hareketin dışına iter. İşte hizmetteki her bir şahıs aklında ve kalbinde cemaatin ruhunu taşır ve böylelikle ferdi ve bencil düşünceden de sıyrılmış olur. Hizmetin felsefesi budur ve her bir şahısta bu ufku görebilirsiniz

            Diğer bir mevzu ise; Hocaefendi, insan denilen fenomeni bir tartışma ve cidal mevzuu olarak ele almıyor. Bilakis onun felsefesinde insan, hayatın ameli yönünde kendine yer bulan ciddi bir konudur

            Bunun için denilebilir ki; cemaatin vasıfları aslında cemaati oluşturan şahısların vasıflarıdır. Eserlerde Hocaefendi “âlemi ıslah etmek isteyen önce ıslah hareketini kendi nefsinde başlatsın” diyor.

            Söylediğini yaşamayan ve uygulamayanı Hocaefendi ‘kara delik’ tabiriyle anlatıyor.

            «Evet, biliyorlar fakat yapmıyorlar.. âdeta fezadaki kara delikler gibi etrafa hiçbir ışık sızdırmıyorlar veya hiç kimse onlardaki ışık potansiyelinden istifade edemiyor. Daha doğrusu, bir türlü güneş gibi olamıyorlar.»

            Birlikte Yaşama Projesinin Oluşmasında Ameli Örnekler

  • Tepki Çekmeden Karşı Tarafı Anlama Üzerine Kurulu Bir Diyalog

            Buraya kadar birlikte yaşama projesinin, hizmet hareketinde fikri yansımalarını sunmaya çalıştık. Şimdi bu projenin hayata geçişinden bazı örnekler sunacağız.

            Allah Resulü, ilk müşriklerle, Mekke dönemindeki diyaloğunda hiçbir zaman onlara sizler dalalettesiniz, biz hidayet üzerindeyiz şeklinde bir hitapta bulunmadı. Onlara hidayet ve dalalet üzerinde olanların vasıflarını anlatarak düşünme fırsatı verdi.

  • “Mutlak Ve Tek Hakikatin Sadece Bizdedir” Mülahazasından İmtina

            İslami coğrafyada incelemeye çalıştığım pek çok cemaatte, gördüğüm bir husus şu ki; her yapılanma kendisi dışındaki cemaatleri hafife alıyor ve diğerlerinin kadrini küçülterek kendi değerinin yükseleceğini zannediyor. Bu hafife alma hissini bazen lisanla ifade ediyor, bazen de diğerlerine karşı gösterdiği ahvalle yansıtıyor.

            Hizmet hareketini bu noktada farklı kılan ise; farklı grup ve cemaatlerden bahsederken hep onları hayırla yâd etmeleri ve onlara ait olan güzellikleri çok rahat bir şekilde ifade etmeleridir.

3) Planlamada Bütüncül, Uygulamada Tedrici

            Hizmet hareketinde “çok küçük imkânlara sahip olsak bile, şayet belli bir program ve planlama ile hareket edersek bereketli hizmetler yapılabilir” anlayışı vardır. Ve bu mevzuyu anlatma adına Türkçede bir darbı meselden bahsedilir. بضرب عصفورين بحجر واحد yani “bir taşla iki kuşu birden vurmak.”

            Küçük olsun büyük olsun, neticesinde bir başarının hedeflendiği her fiilin ihtiyacı olan üç merhale vardır: Plan ve program aşaması, uygulama aşaması ve en son da yapılan işi, iyi veya kötü yönleriyle bir değerlendirmeye tabi tutma.

            Hizmet hareketinin felsefesinde eğer bir işten istenildiği gibi başarı sağlanamadıysa bunun sorumlusu “biziz” düşüncesi vardır. Hocaefendi Kur’an-ı Kerim’de Şuara Suresindeki “Başınıza gelen her musibet işlediğiniz ihmal ve kusurlarınız sebebiyledir” ayetine de bu açıdan yaklaşmaktadır.

Ek 1) Bir Yemenlinin Gözünden Türkiye

            Hizmet hareketi ile birlikte Türkiye’de, her yönüyle bir medeniyet inşası ve yükselişine şahit olmaktayız.

            Jeoloji ilminde bilindiği üzere dağlar yeryüzünü tutan kazıklar mahiyetindedir ve Kur’an-ı Kerim’de bu mevzu اوتاد kelimesiyle veciz bir şekilde anlatılmaktadır. Ve herhangi bir dağın yerkürenin üzerindeki görünümden 10-15 kat yeraltında uzantısı vardır. Biz Araplar Türklerden bu zamana kadar siyaset-i meşrua gibi bazı hususları öğrendik ama bu işin sadece bizim görebildiğimiz boyutuymuş. Daha onlardan öğrenmemiz gereken eğitim ve sağlık hizmetlerinden tutun da, medya ve yardım kuruluşlarına kadar her alanda alacağımız ne örnekler varmış! Hizmet bize bu milletin asıl mahiyet ve derinliğini gösterdi.

Arap Dünyası İle Türkiye Arasındaki Asma Köprü

            Türkiye’yi dolaşma imkânım oldu ve gerçekten hayranlık uyandıracak güzellikleri var ama İstanbul daha da bir güzel. İstanbul da dikkatimi çeken önemli bir yapı da Asya ile Avrupa kıtasını birbirine bağlayan asma köprü oldu. Ama bundan daha ihtişamlı ve işlevli bir köprü daha kurdu hizmet; Hira dergisi. İstanbul merkezli ama Arap Coğrafyasına hitap eden bu dergi önde gelen Türk ve Arap entelektüelleri birleştirmenin yanında, birbirimizden kopuk yaşadığımız Arap dünyasına da bir köprü oldu.

Gecesi Kısa Olan Ülke

            Türkiye de bulunduğum zaman dilimi yazdı ve insanlar akşam namazını 9’a doğru kılıyorlar yatsı ise 11’e doğru ve sabah 4 civarı ise müezzin başladı sabah ezanını okumaya.

            Ve hizmet müessesleri ise gece geç saatlere kadar açık. Sabah yedi de ise kapıları tekrar açılmış buluyorum. Kendi kendime sordum; bu insanlar ne zaman uyuyor ve gündüzleri kaç saat çalışıyorlar? Bir arkadaşa dedim; “devlet kurumları da geç saatlere kadar çalışır mı?” Aldığım cevap ise onların akşam saat beş dedi mi kurumları kapattığı.

            Anladım ki; yapılan hizmetlerin arkasında maddi manevi yoğun bir çalışma var. Hocaefendi cemaatini kelimenin tam manasıyla bir himmet ehli olarak yetiştirmiş ve onları zamanla yarışacak hale getirmiş.

İstanbul yeryüzünün en büyük müzesi. İçerisinde barındırdığı yüzlerce cami ve hepsinde birbirinden güzel ve farklı bir mimari. Her caminin bir hikâyesi var. Camilerin müezzinleri her vakte mahsus makamlarla okuyor ezanları. Mesela Sabah ezanını saba makamında okudular, hüzün salıklayan bir makam.

            İstanbul merkezli Türkiye’de gördüğüm bir ayrıntı ise; bizden olan iki Yemenli zatın Türkiye’nin havas ve kalbinde en canlı şekilde yaşadığını müşahede etmek.

            Bunlardan birincisi aziz sahabe ve Hz. Osman hilafetinde İstanbul surlarına kadar gelen mihmandar-ı resul Ebu Eyyub el-Ensari.

            Diğer ikinci Yemenli zat ise; Türklerin çok sevdiği Uveys el-Karni.

Medineliler Ama Mekke Döneminde Yaşıyorlar

            Hizmet hareketi Medinelilerin kurduğu bir hareket ama bu Medineliler Mekke döneminde yaşayan insanlar. Hükümler Mekke dönemine ait. Mesela onlara göre infak anlayışı malın kırkta birini kapsayan zekât değil, elinden geldiği kadar verilen bir yardım. Ben esnaflardan oluşan bir grup ile karşılaştım ve onlara bunun sırrını sordum aldığım cevap ise şu; “biz hocamızdan öğrendik zekat yani kırkta birlik ölçü, cimrilerin işi; bize düşen ise tahdit edilmemiş bir fedakarlıktır”.

            Dünya çapında, kurulmuş binlerce müessesenin, basın ve yayın kuruluşlarından yardım kuruluşlarına kadar bütün hizmet birimlerinin sırrı işte bu; sınır tanımayan fedakârlık hissi.

            Hoca efendi hiç evlenmemiş ama Allah zat-ı âlilerine rüzgarlarla yarışacak kadar cömert ve zamanla müsabaka edecek kadar himmeti âli evlatlar nasip etmiş. İstanbul’u fetheden Fatih’in torunları ve dünyada birçok fetihlerle serfiraz Allah’ın Fatih’nin evlatları…