Posts Tagged ‘Ana’

Cuma Hutbesi: ANA

Herkul | | Cuma Hutbeleri

Ana için derler, sonu yok ızdırabın…
Hep enîndir anada sesi, telin, mızrabın…

Fâniler arasında en muazzez varlıktır ana. O, yeryüzünde dolaşırken gökteki bir baş ve Cennet de ayaklarının altındadır. Pabucunun tozu gözlere sürme kadar aziz ve ayaklarına sürülen yüzler Arş eşiğindeki başlar kadar yücedir. Ana inleyen varlıktır. Bütün bir hayat boyu inleyen ve sızlayan… Onun analığı evlatla kâim; “anam” diyen biriyle… Evlat olmayınca ana, ana değildir. Ya “anam” demeyince! Ananın emeli bir evlat, bazen de başka bir şeydir; mânâ gibi, ruh gibi, ideal gibi bir şey…

Ana vardır, dünyaya getireceği yavruyu Hak yoluna adar. Ana vardır, bir yavru ister, ister de elde etmeden inkisar içinde gider. Ana vardır, izah edemeyeceği yavrunun hesabiyle iki büklüm olur ve “Keşke daha önce ölüp de unutulup gitseydim.” der. Ana vardır, evladıyla âbideleşir ve başı semaya ulaşır. Ana vardır, evladıyla derbeder ve perişan olur. Ana vardır, firavun otağında bir milletin gözdesi. Ana vardır, Nebi hücresinde şeytan bendesi. Ana vardır, sessiz, belirsiz ve meçhuldür; fakat güller, çemenler yetiştirir. Ana vardır destanlara sığmaz; o, zihinlerde, sinelerde, göklerdedir. Ana vardır, kâğıttadır, kalemdedir, romandadır…

Toprak, tohuma ana; kaynak çağlayana; Havva insanoğluna; Meryem bir Ruh’a; Âmine bütün bir hakikate, varlığın sırrına, sırların özüne…

İyisi de var, kötüsü de ananın. İyisine canlar feda; ya kötüsüne, tâli’sizine ne demeli.? Evladını güldürmemişe ve evladından yana gülmemişe, gün yüzü görmemişe…

Ana-evlat iki vücut bir ruh. Evlat, ananın vücudundan bir parça, kucaklarda “gönül yakan sevgili”, emekleyen yumurcak ve nihayet birbirini takip eden ayrılışlarla, ana için sineyi yakan bir kor, kalbe saplanan bir mızrak…

Gelişme dönemi, tahsil hayatı, askerlik çağı.. bunların her biri, ananın yüreğini ağzına getiren bir ızdırap dönemeci. Ana, her zikzakta bir sürü gözyaşı döker: Yavrusunun okuma ayrılığına, izdivaç ayrılığına ve askerliğine… Evet, o, daima ağlar, daima buhurdan gibi tüter. Teselli bulup durduğu olduğu gibi, sel sel olan gözlerinin yaşında boğulduğu da olur. O, mukaddeslerine, vatanına, namusuna kurban verdiği yavrusunu armağan sayar ve teselli olur. Ya bir hiç uğruna ölene? İşte burada ananın dili tutulur.

Evet o, küffara karşı şehit olan evladına koşmalar dizer, ninni söyler, onlarla avunur.

      “Burası Yemen’dir,
      Gülü çemendir,
      Giden gelmiyor
      Acep nedendir,
      Acep nedendir. ”

Gözlerde şehit silueti, kulakta Cennet ırmakları gibi onun sesi:

      “Küffar Kırım’ı aldı anam,
      Düşman yurduma daldı anam,
      Irzım pâyimal oldu anam,
      Ben oraya giderim…”

Kırım’da küffara iltihak eden de var; Plevne’yi unutup Tuna’da tenezzühe çıkan da var. İşte ananın belini büken de bunlardır. Eski kurbanın düşmanı, yeni kurbanın dostu; ne desin ana bu girift bilmeceye..!

Vay benim tâli’siz anam! Kalbi rahatsız anam, kaddi bükülmüş, gözleri dolmuş anam; dizine vurup saçını yolan anam! Kim etti bunları sana? Kim kıydı kalbinin semeresine, gözünün nuruna? Kıralım o elleri. Su serpelim ateşine…

Artık ağlama anam! Gözyaşlarında meydana gelen bulutlar, ta Arş’a kadar yükseldi. Bak şimdi orada şimşekler, burada rüşeymler… Dağınık kâkülünü düzeltmek için sana koşuyorlar. Biz hepimiz senin feryadına koşuyoruz. Dudağımızda kurtuluş nağmesi, elimizde Yusuf’un gömleği, çîn-i cebinine, yaşaran gözlerine sevinç müjdesi ile geliyoruz. Sessiz infiallerin dinsin diye, kanayan yaraların onulsun diye, bütün bir mücrimler topluluğu adına af dileyip eşiğine baş koyduk anam…!

 

***

Not: Bu hafta mescidimizde okunan Cuma Hutbesi, Muhterem Hocamızın Sızıntı Dergisi Nisan 1979 sayısı için kaleme aldığı makaledir.