Error: Only up to 6 modules are supported in this layout. If you need more add your own layout.

Hazreti Ömer (Radıyallâhü anh)

Muammer Durak | . | YAZARLAR

Cahilî karanlığın en koyu olduğu anda hakikat şafağı sökmüş ve kıyamete kadar insanlık semasını aydınlatacak İslâm güneşi doğmuştu. Gönüllerde tevhidin yerine ikame edilen putlar, risalet şualarıyla kardan adamvâri yavaş yavaş erimeye başlamıştı. Fakat daha önce kendilerine peygamber gönderilen kavimlerde olduğu gibi toplumun önde gelenleri hem bu ilâhi davetten yüz çeviriyor hem de iman edenlere her türlü eziyeti reva görüyorlardı.

Kur’an-ı Kerîm’in anlatımıyla peygamberler tarihine baktığımızda ilk inananlar hususunda âdetullahın genelde bu şekilde cereyan ettiğini söylemekte mümkün. Bir tarafta Allah’ın kendilerine türlü türlü nimet, güç, kuvvet ve imkan verdiği fakat bunlara karşılık şımaran, Alemlerin Rabbini inkar edip haktan sapan, bununla da kalmayıp başkalarını da saptıran, peygamberlerle alay edip iftira atan ve Onlar’a inananlara hakk-ı hayat tanımayan sapkın bir topluluk. Diğer tarafta ise; “hoştur bana Sen’den gelen” deyip Allah yolunda her türlü eziyete katlanan, iki saadetin birarada verilmeyeceğine inanıp ahiretleri adına dünyadan vazgeçen, az da olsalar zayıf ta olsalar sarsılmaz imanları sayesinde kâinata meydan okuyan seçkin bir zümre. Nitekim vahyin ruhuna âşina gönül Necâşî’nin Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) ve nübüvveti hakkında Ebû Süfyân’a sorduğu sorulardan birisi de şudur: “O’na tâbi olanlar kim? Halkın eşrafı mı yoksa zayıfları mı?” İlk inananların zayıflar olduğunu öğrendiğinde ise şu tespiti yapar; “Evet, peygamberlerin tabileri de bunlardır.”

İşte böyle bir esnada, şirk borazanının daha çok duyulduğu, mü’minlerin ise ancak gizli gizli biraraya gelip ilk vahiyleri mütaala ettikleri bir ortamda Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle dua eder; “Allahım, Ömer b. Hattab veya Ebu Cehil, şu iki kişiden hangisi senin nazarında sevimli ise onunla İslâm’ı güçlendir.”

Bu duanın üstünden çok geçmemişti ki Allah (cc) Hz. Ömer’in kalbini yumuşattı ve bu büyük insan mü’minlerin safına dahil oldu. Yukardaki tablo çerçevesinde baktığımızda Hz. Ömer gibi eşraftan birinin müslüman olması gerçekten çok büyük bir olaydı. Abdullah b. Mes’ud bunu değerlendirirken şöyle der: “ Hz. Ömer’in müslüman olması bizim için bir fetih, hicreti büyük bir nusret ve halifeliği ise rahmetti. O müslüman olduğundan beri hep izzetli olmuşuzdur.”

Müslüman bir çevrede doğup büyüyen bizler Yüce Allah’ın (cc) bizlere en büyük ihsanı ve ilk mevhibelerinden olan iman hakikatini kâmet-i kıymetine uygun bir şekilde duymakta zorlanıyor ve bazen de ülfet paletleri altında ezilmekten kendimizi kurtaramıyoruz. Firavuna, “Eğer Musa’ya galip gelirsek bizi nasıl ödüllendireceksin.” diyerek dünyalık peşinde koşan sihirbazlar az zaman sonra neyin sihir neyin gerçek olduğunu anlamış ve imanlarından dolayı hurma ağaçlarında çarmıha germekle, ellerini ayaklarını kesmekle kendilerini tehdit eden küfür yobazına şu cevabı vermişlerdi: “Yapacağını yap! Sen, ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin. Biz ise Rabbimize iman ettik….”

Aynı şekilde iman, Hz. Ömer için de büyük bir inkılab olmuştu. Zulme ve haksızlığa fıtraten hiç tahammülü olmayan Hz. Ömer imanını müteakip hemen Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) huzuruna gelir ve şöyle der: “Ya Rasûlallah. Biz ölsek de yaşasak da hak üzere değil miyiz?” Allah Rasûlü’nden “Evet, siz ölseniz de yaşasanız da hak üzeresiniz.” cevabını aldığında inanlar için yeni bir dönemi başlatacak şu teklifte bulunur: “Allah seni hak üzere gönderdi, öyleyse neden gizlenelim? Artık açığa çıkalım.”

İşte bu teklif gizlice toplanma, ibadetleri gizlice yapma dönemini sona erdirmiş ve Allah’ın varlığı, birliği inananlar tarafından Mekke sokaklarında haykırılmıştı. Başta Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Ömer ve Hz. Hamza olmak üzere tüm müslümanlar Kabe’ye kadar heybet ve vakar içinde yürümüşlerdi. Bu olaydan sonra da Allah Rasûlü Hz. Ömer’e “Faruk” lakabını vermişti. Hakla batılı ayıran “Faruk”, hakkın sesi soluğu olan “Faruk”, küfre haddini bildiren “Faruk”, müşriklerin içlerine korku salan “Faruk” …