İçeriğe geç

İşte Şah-ı Geylânî, Hazreti Gazzâlî, İmam Rabbânî ve Haz­re­ti Bediüzzaman gibi zatlar çok geniş bir daireye kilitlendiklerinden ve çok geniş bir alanla alâkadar olduklarından dolayı ken­di­lerini düşünmemişlerdir. Böyle bir âbide şahsiyeti tanıma bah­ti­yarlığına ermiş olanlara gelince, onlar da aynı fedakârlık ufkunu paylaşma peşinde koşmalıdır. Evet, adanmış ruhlar hiçbir zaman, hayatın tadını çıkarmak için, yaz günlerinde dağların tepelerine çıkıp kış bastırdığı zaman sahile inerek yalılarda keyif sürme gibi düşünceler arkasında koşmamalıdır. Onlar akıllarına gelebilecek bu tür mülâhazaları çok rahatlıkla ayaklarının ucuyla itmesini bilmelidir. Ama bunun yanında onlar keşif ve keramet gösterme, insanların içini okuma, metapsişik mülâhazalar içinde dolaşma, ruhanilerle beraber kanat çırpma gibi mânevî füyûzat hislerinden de fedakârlık göstermeli ve kendilerini sadece milletin imanını kurtarmaya adamalıdırlar. Talip olunmadığı hâlde gelen bu tür mânevî füyûzat hisleri karşısında ise “Acaba Allah beni bununla imtihan mı ediyor?” endişesini taşımalı ve aynı zamanda “Allah’ım, eğer bunlar istidraç değil de Senin birer lütfun ise Sana hamd ederim. Fakat ben bunlara talip değilim.” diyecek kadar da bu konuda mert bir duruş sergilemelidirler. Esasında böyle temkinli bir yaklaşım aynı zamanda Allah hakkını her şeyin önünde görme demektir.

206