İçeriğe geç

Bu açıdan biz, kendimize bir yönüyle zayi olmuş nesiller nazarıyla bakabiliriz. Zira kendi çağımızın idrak ufkuna göre yetiştirilmediğimizden, geleceğin emanetçileri olma vasfını kazanamadık, dümende olamadık. Dolayısıyla da bize hep kürek çektirdiler. Sosyolojik olarak meseleye bakıldığında, siz, devletler muvazenesinde ya dümende olursunuz ya da kürek mahkûmu olarak yaşarsınız. Ortası yoktur bu meselenin. Evet, hâkim değilseniz, mahkûm olarak hayatınızı sürdürmek zorunda kalırsınız. Farklı bir ifadeyle söyleyecek olursak, siz ya yeryüzünde muvazene unsuru olursunuz ya da başkalarının çizdiği sınırlar içinde hayatınızı sürdürürsünüz. Muvazeneyi belirleyen siz olursanız, belirleyici olursunuz; aksi hâlde ise “belirlenen” damgasını yersiniz. Belirlenmek ise esaret demektir; yani boynu tasmalı, ayağı prangalı bir köle durumuna düşmek demektir. Esasında bu hâlin, Afrika’da derdest edilip Batı’ya götürülen kölelerin hâlinden bir farkı yoktur. Maalesef birkaç asırdan beri biz Müslümanların hâli işte budur.

Yeterli temsil ortaya konulamadığından ötürü böyle bir duruma dûçâr olma ise, esasında İslâm’ın itibar ve şerefini koruyamama ve Müslümanlığın küçük görülmesine yol açma demektir. Denilebilir ki, bu hâl-i pürmelâliniz yüzünden İslâm hor ve hakir görülüyorsa, böyle bir hakarete sebebiyet verdiğinizden dolayı siz de Allah (celle celâluhu) nezdinde o ölçüde hakir sayılırsınız. Bu itibarladır ki, ne yapıp edip yeniden layık olduğunuz makamı elde etmeniz gerekir. Bunun için de insan hep şahikaları hedeflemeli, âlî himmet olmalı ve sürekli çıtayı yüksek tutmaya çalışmalıdır.

İrade Kahramanları ve İslâm’ın İtibarı

59