İçeriğe geç

Bu noktada zihne hemen, “Peki mü’min kötülükler karşısında sessiz mi kalmalı, onları engellemek için bir tavır sergilememeli mi?” sorusu gelebilir. Öncelikle bilinmesi gerekir ki, mü’min, şahıslara değil kötü sıfatlara karşı tavır almalıdır. O, cehalet, ilhad, nifak ve temerrüt gibi sıfatlara karşı gösterdiği tavrı, insanın mânevî değerini öldürücü ve kahredici olan bu sıfatları gidermeye matuf kullanmalıdır. Başka bir ifadeyle mü’min, ateşe doğru giden veya uçurumun kenarına doğru sürüklenen evladı karşısında nasıl bir korku ve ızdırapla çırpınıp duruyorsa, olumsuz sıfatlara sahip olan insanlar karşısında da aynı ızdırabı duymalı, tavsiye ve ikazlarıyla onlara yol göstermeye çalışmalıdır. Bu durumu, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir temsille tasvir etmektedir. O, şöyle buyuruyor: “Benimle sizin misaliniz ancak ve ancak ateş yakan ve o ateşe haşerat ve pervaneler düşmeye başlayınca da onları ateşten uzaklaştırmaya çalışan adamın misaline benzer. Ben sizin eteklerinizden tutup çekiyorum. Siz ise Benim elimden kurtulmaya çalışıyorsunuz.”72

Evet, hakiki mü’min, bir rahmet ve şefkat âbidesidir. Şimdi siz, şefkat ve merhametin yeryüzündeki temsilcileri olarak, Ce­hen­nem’e doğru sürüklenip giden bir insana, “Canın Ce­hen­nem’e! Madem oraya gitmek istiyorsun, hadi git o zaman!” mı dersiniz; yoksa Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) yaptığı gibi onu gittiği bu kötü yoldan geri çevirip, içinde bulunduğu atmosferden uzaklaştırmaya mı çalışırsınız? Bunlardan birincisi vicdanı kararmış insanın vasfı, diğeri ise gerçek mü’min sıfatıdır. Bu açıdan kötü evsafa karşı tavır almak Allah (celle celâluhu) hatırına çok önemli olduğu gibi, insanlık adına da çok yararlı bir davranıştır.

104