Günümüzde hem fert, hem toplum olarak pek çok problem sarmalıyla karşı karşıya bulunuyoruz. Eğer bugün siz en muğlak problemleri bile çözebilecek istişare mekanizmasını işletmez, ortak akla başvurmazsanız ortaya çıkan zincirleme yanlışlar karşısında ezilir kalır, daha sonra da suçluluk psikolojisine girer, etrafınızda suçlular arar ve neticede çevrenizde yıkmadık gönül, küstürmedik insan bırakmazsınız. Suç da, kabahat de sizde olduğu hâlde sürekli etrafınızdakileri suçlayarak kendinize olan güveni sarsar, onları kendinizden uzaklaştırır ve kaçırırsınız. Hâlbuki bir şairin ifadesiyle,
Eğer altın ve gümüş birisi için bâki olsaydı, onlar Karun’un işine yarardı. Oysaki o, hazineleriyle birlikte yerin dibine batırıldı. Bununla da kalmadı, Kur’ân’da lanetlenmek suretiyle mânen de insanlar tarafından sürekli yerin dibine batırılmaya mahkûm edildi.89 Bu açıdan yıkılmış bir gönül varsa, asıl hüner onu tamir etmektir. Yunus Emre de “Biz, gönül yıkmaya değil, gönül yapmaya geldik.” diyor. Bizim de vazifemiz kalbleri tamir etmektir. Hâl böyleyken bir insanın, kendi yaptığı hataları kalkıp başkalarına mâl etmesi, onları suçlaması ve böylece pek çok gönlü yıkması olacak iş değildir.