Yükselip semalar ötesine ulaşmak da, en yukarılardan yıkılıp, baş aşağı bataklığa gömülmek de, bir imtihan gizliliği içinde insana tevdi edilmiştir. Kader-denk pozisyonunu değerlendiren her ferdin, Sonsuz iradeden göreceği destekle, yükselip erilmezlere erebilmesine mukabil; bu hamle ve bu destekten mahrum bahtsızlar hep dizlerini dövüp acı akıbetlerine ağlayacaklardır.
İnsan iradesinin, sınırları itibarıyla her zaman münakaşası yapılsa bile; insanın, Yüce Yaratıcı’ya muhatap olması; O’nun tarafından bir kısım mükellefiyet ve mesuliyetlerin yüklenmesi; duygu ve düşüncelerini “zapturapt” altına alarak, ruhunu kamçılayıp kalbini coşturması ve kendini yeniden şekillendirip biçime koyması, iradesiyle irademizi destekleyen, kuvvetiyle aczimize medet veren, servetiyle bizleri zenginleştiren Yaratıcı’nın, bizlere en büyük armağanı olduğunun kat’iyen münakaşası yapılamaz!…
Evet, insan iktidarsız; ama, Yaratıcı’nın kuvvetiyle son derece güçlü.. imkânları dar; fakat, O’nun hazineleriyle fevkalâde zengin.. idraki sınırlı; O’nun aydınlatıcı emirleriyle alabildiğine ihatalı.. ömrü kısa; niyet ve düşüncesindeki sonsuzlukla ebedlere namzet.. her hayrın anahtarını ruhunda taşıyan –tabiî her şerrinkini de– bir hazinedardır.
Bu itibarladır ki, o en yalnız ve zayıf zamanlarında dahi, kendini idare etme ve kendine sahip çıkma gücünü asla kaybetmez; içinde bulunduğu şartları düşünerek, varlığı ve bekâsıyla alâkalı kanunları araştırarak, iradesini bir anahtar gibi kullanır. Bu anahtarla açtığı yollarda, ilerleye ilerleye nefsin girdaplarını keşfeder ve onları aşmaya muvaffak olur. Ruhunu tahlil ede ede, benliğin sırlarını kavrar. Ve bu suretle de onda, iyilik, güzellik, fazilet düşüncesi inkişaf etmeye başlar. Altın ve elmas, belli bir ameliye görmekle taştan topraktan ayrıldığı gibi, elmas ve altın ruhlar da ancak, bu kabil gayret ve himmetlerle gün yüzüne çıkıp özleriyle zuhur etme imkânını bulurlar.