Zaten, yıllardan beri, kitlelerin cismanî zevklerini okşayan, onları hisleriyle vurup yaralayan ve sâri bir hastalık hâlinde her şehre, her köye, her eve girip yerleşen batı humması, şimdiye kadar endişe edilenlerin çok üstünde ahlâk ve fazilet anlayışımızı delik deşik etti, toplumu âdeta kurt sürüleri hâline getirdi.
Şimdi, bu eski mikrop yuvalarının dezenfekte edilip temizlenmeye çalışıldığı, fikir ve vicdanların millî ruh iksiriyle yıkanıp, arındırılıp özüne ulaştırılmasının düşünüldüğü ve yıllar yılı kemikleşmiş bir kısım dertlerimizin sezilip tedavi yollarının araştırıldığı şu günlerde olsun, hâlâ, meselelerimize dışta çözüm arayacak, ısmarlama plan ve projelerle kendi dünyamızı inşa edecek, bu ülke ve onun gerçeklerini görmezlikten gelerek, yakın geçmişteki küflü zihniyet ve eskimiş düşünceleri hamlelerimizde esas kabul edeceksek, yeni yeni yol-iz bulup çıkmaya çalıştığımız o eski tarihî çukurlara, bir kere daha yuvarlanıp gitmemiz mukadder demektir.
Bile bile böyle bir felaket uçurumuna yuvarlanıp gitmeye, ister körlük densin, ister cinnet; tarihe karşı en büyük bir hıyanet ve millete karşı da affedilmeyen bir ihanet olduğunda şüphe yoktur.
Onun içindir ki, millete bir kısım yüksek hedefler gösterilirken, evvela tarihî hatalar düzeltilmeli; yanlış kanaatler milletin sinesinden sökülüp atılmalı; her türlü sahteler, sahtelikler, sahte dost ve sahte dünyalar kitlelere anlatılmalı.. sonra da onlara kendi düşünce ve inanç dünyalarına seyahat imkânları hazırlanmalıdır ki; bir çukurdan çıkarken diğerine düşmesinler. Zira, nesepsiz düşünce, gayri millî plan ve projelerle, artık hiçbir yere varılamayacağı herkesin malumudur.