İçeriğe geç

Dünden bugüne bir kısım kimseler, medeniyeti, refaha hizmet eden vasıtaların bolluk ve modernleştirilmesinde aramış ve medenileşme adına kitlelere hep bu noktayı göstermişlerdir. Zayi edilen bunca zaman ve arkada bırakılan koskoca bir “ömr-ü heder”den sonra olsun, o, ruhta, ruhun tekâmülünde ve insanın kendini yenilemesinde aranmalı değil miydi? Sözün özü, medeniyet, alınıp başa geçirilecek bir urba olmadığı idrak edilerek, zaman-şartlar-insan üçlüsü içinde ele alınıp aheste aheste, şartlar kollanarak ve insanın gelişmesi için gerekli olan zaman hesaba katılarak, aklî ve mantıkî bir çizgide idealize edilmeli ve yığınlar aldatılmamalıydı..!

Medeniyet başka, modernleşme başkadır. Birincisinde insan, görüşleri, düşünce tarzı, insanî yanlarıyla; ikincisinde ise, bedenî hazları, yaşama vasıta ve imkânlarıyla değişip yenilenmektedir.

Ne var ki, mefhum kargaşasıyla yanıltılmış nesiller; isim ve mefhumlar yanlış kullanıla kullanıla, önce ifade ve düşünce tarzında aldatılmış, sonra da çarpık ve bozuk düşüncelerin zihinlere yerleştirilmesiyle din, dil, millî felsefe, ahlâk ve kültürde saptırılmış ve dejenere edilmişlerdir. Teknik imkân ve modern vasıtalara sahip olan bir kısım milletler, daha doğrusu her millet içinde yarı “aydın” (!) çevreler, kendilerini medenî ve karşı tarafı da bedevî görerek medeniyet ve kültür adına tarihin affedemeyeceği en büyük günahı işlemişlerdir…

Aslında medeniyet ayrı, hayat standartlarının yükseltilmesi veya modernize edilmesi ayrı şeyler olduğu gibi, tahsilli olmakla “aydın” olmak da birbirinden tamamen farklı şeylerdir. Ciddî bir tahsil görmediği halde aydınlıkta yaşayan çok münevverler bulunabileceği gibi, bedeviyeti sırtından atamamış dar görüşlü, dar düşünceli okumuşların sayısı da az değildir.

68