Her gün, her hafta, dünyanın kaç yerinde ve bilmem hangi melanet yuvalarında üretilen bin bir yalan, tezvir, iftira ve isnatlarla vatan evladının, birbirine karşı kin ve nefretlerini bileyerek, onları hep hınçlı ve gerilim içinde tutmaya çalışırlar.
Bütün bunları, ilhâd cephesinin tahripçi olmasında, onun profesyonel şirretliklerinde, oyunlarını hasım dünyanın plan, düşünce ve imkânlarından istifade ederek çok iyi oynamasında aramak uygun görülse bile, yıllar yılı bilgisiz ve görgüsüz kalmaya mahkûm edilmiş, her fırsatta sindirilmiş, değişik oyunlara getirilerek hep saf dışı bırakılmış ve bir türlü kalb-kafa bütünlüğüne erme imkânını elde edememiş vatanperver kesimin, gerektiği kadar tarih şuuruna ve mes’ûliyet duygusuna sahip bulunamamasında aramak daha muvafık olacaktır.
Ah şanlı, tâli’siz; muhteşem, bahtsız ülkem! Bir zamanlar “Hürriyet, müsâvaat, adalet” teranesini dilinden düşürmeyenlerin elinde hırpalanıp durdun. Bir başka zaman yabancılarla el ele, omuz omuza milleti bölüp ülkeyi sağa sola peşkeş çeken karbonarilerin maceralarıyla.. bir diğer zaman da hasım dünyanın bütün nefret ve tiksintilerine rağmen, ille de onunla zifafa koşan kimliksiz bir güruhun hevâ ve hevesleriyle..!
Sen ne zaman duygu ve düşüncede dirilerek dostlarını sevinç ve gıptaya, düşmanlarını da infial ve öfkeye sevk edeceksin? Ne zaman, o muhteşem yerini alarak tarihî fonksiyonlarını kusursuz yerine getireceksin..?