İçeriğe geç

Bir milletin dili, o milletin kültürüne bekçilik yapacak kadar gelişmiş ve güçlü değilse, o milletin başka kültürlerin işgaline uğraması ve zamanla da bütün özünü yitirmesi kaçınılmaz olur. Meselâ insanımıza ilim-irfan dağıtma mevkiinde bulunanların büyük bir kısmı İngilizceye âşina olduklarından, dağarcıklarında, o dilde yazılmış eserlerden süzülüp gelen düşünceler fazlaca bulunacaktır. Bu da onları, İngiliz ve Amerikalılar gibi duyuş, düşünüş ve anlayışa sevk edecek; dolayısıyla da, halkla münevver arasında aşılması imkânsız uçurumlar meydana gelecek ve zavallı yığınlar (eski-yeni) derken şaşırıp ortada kalacaklardır.

Tarih şuuru, geçmişle geleceği bağlayan bir köprü mesabesindedir. Bu köprüyü kurup koruyamayan milletlerin, öbür sahilde gidip nereye aborde olacaklarını kestirmek oldukça zordur.

Bugüne kadar tarih şuurunu koruyamayan hiçbir milletin payidar olduğunu duymadığımız gibi, başkalarına ait levsiyatı tekrar tekrar besteleyip duran müstağriplerin payidar olacaklarına da ihtimal veremiyoruz.

Onun içindir ki topyekün millet, bir kıta sahanlığı prensibiyle millî ruh sahillerini ve semalarını; kimseye ihlal ettirmeme düşüncesiyle millî mefkûre atmosferini; içimize sızma istidadında olan her türlü yabancı anlayışa parola sorma idrak ve basiretiyle de, millî kültür haremini koruyup kollamalı ve şartlar ne olursa olsun, göz ve gönüllerimiz mutlaka kendi ülkemiz üzerinde bulunmalı; bütün bunlarla beraber, bugünün nesilleri, hem “dün” hem de “yarın” olmasını bilmeli ve bu anlayışla geleceği, mazi kanaviçesine göre bir dantela zarafet ve inceliği içinde işlemelidir ki, bugüne kadar milletçe maruz kaldığımız içtimaî erozyonlara bir daha düşülmesin; kaybedilen şeyleri telafiye çalışırken, yeni kayıplara sebebiyet verilecek fasit dairelere girilmesin ve var olma kavgasının verildiği aynı noktada, çeşitli dejenerasyonlarla ölüme davetiye çıkarılmış olmasın…!

45