İçeriğe geç

Evet mâbedden ve mâbedin uhrevî nağmelerinden rahatsız olan bir kısım yarasa topluluğunun, onun kendince konuşmalarına hacr koydukları dönemde bile o, az bir üslûp farklılığıyla hep “Haydin felâha!” demeye devam etti. Hâlâ onun, rikkatime çok dokunan o zamanki garip çığlıklarını düşündükçe, sanki mâbed, kendi mânâ ve muhtevasını ifade etmek için, ağzını açıyormuş da, bir kısım karanlık güçler onun kendine has sırlarını açmasına fırsat vermeyip, ağzına fermuar vuruyorlarmış gibi gelir bana.

Çok defa önünden veya bir kenarından geçip giderken seyrettiğimiz mâbed ve çevresindeki külliye, meşruta, imaret veya şurada burada küme küme salınan ağaçlar, ruhlarımıza öyle derin, öyle ledünnî şeyler fısıldarlar ki, duyup anladıklarımızın onda birini bile en büyük filozofların anlatması mümkün değildir. Mâbedin gerçek güzellik ve derinliğini anlamak için onun gözleri ve gönülleri dolduran Cennet ikliminde doğmak, onun aydınlık hariminde hayata uyanmak lâzımdır. İşte o zaman mâbed her şeyiyle ruhlarınıza öyle işler ve gönüllerinizi öyle büyüler ki, kendinizi ukbanın meşcereliklerinde sanırsınız…

105