Genç nesilleri ele geçirdikleri yerlerde, önce onları baştan çıkarır, sonra da onlardan şikâyet etmeye başlarlar. Kamu yararına deyip başına geçtikleri her işte, kendi çıkarlarını düşünür ve başkalarına boş verirler.. kendilerinden iş ve hizmet beklendiği her zeminde hizmetten daha çok laf üretirler.. emniyet ve asayişe –Allah göstermesin– müdahale etme fırsatını bulsalar, bütün düzeni kendi ruh atlaslarına çevirirler.. adalete el atsalar, hukuku o müşevveş düşünceleriyle yorumlar, umumî nizamı altüst ederler.. yollar onları vatan müdafaasına çekip götürse, cephede kelepir kovalar, cephe gerisini de kabadayılık arenasına çevirirler.. mihrabı, minberi ele geçirseler, kendilerini Allah’ın vekili görür ve halkı kapı kulları sanırlar; ağızlarını her açtıklarında ya kinle, nefretle boşalır ya da insanlara beddua ve kahriyeler okurlar.
Hâsılı, bunlar nerede ve hangi meslekte olurlarsa olsunlar, her zaman yıkıcı, insafsız, bencil ve kendi doğrularının azat kabul etmez köleleri gibi davranır ve herkesi değişik yanlışlıklar içinde görüp göstermeye çalışırlar. Zayıf düştükleri zaman kavgada yenilmiş çocuklar gibi tehditlerle teselli olur ve hep karşıya zarar verme fırsatını kollarlar. Kuvveti elde ettiklerinde herkesi ezer geçer, herkesi ağlatır ve çevrelerindeki mazlum iniltilerini bir ney gibi dinlerler. Bunların, ruhlarımızda cefa endişesiyle iç içe yaşayan dostlukları ayrı bir ızdırap; müsamaha, afv u safh bilmeyen düşmanlıkları ise ayrı bir ızdıraptır. Bunlar sadece davranışlarıyla değil, sırf yâd edilmeleri ile bile elli türlü kabalığı, hoyratlığı birden çağrıştırırlar.