Mâzi, tıpkı bir Kutup Yıldızı gibi hep yerinde duran güçlü bir referanstır. Evet, her şeyin değişip durmasına karşılık o hep yerinde durur, başkalarına yol gösterir ve izâfîliğin gerçeğe en yakın bir yanını temsil eder. Öyle ki o, her zaman merkezî bir nakış gibi yöresindeki bütün atkılara açık bulunur; uzak-yakın bütün tâlî nakışçıklar ise belli münasebetlerle onunla irtibatlanır ve onun ruh ve mânâsına göre şekillenirler. Bu açıdan mazi, temel esprisi itibarıyla zaman üstü bir muhtevaya sahip bir öz ve bir aslî cevher gibidir. Bu öze ve bu cevhere sahip çıkabilen milletler, onu yerinde kullanabilen kimyager uzmanlara ve cevherfürûşân sarraflara benzerler ki; asırlar ve asırlar boyu, din, ahlâk, kültür, sanat ve millî seciye gibi hayatî unsurlar hazinesinden, bugünleri ve yarınları adına akla hayale gelmedik en nadide eserler meydana getirir ve başkalarına göre yok sayılan bir zeminde hep varlık cilvesi gösterirler.. gösterir, itibarî ve izafî nesneleri hakikî kıymetlere ulaştırır, azı çoğaltır, darı genişletir, tabiî görüneni fevkalâdeliklere yükseltir ve sınırlı şeyleri sınırsız hâle getirirler. Hatta bunca tahribata rağmen biz bile, ne zaman ağzımızı açıp da “mazi” desek, sihirli bir kelime söylemiş gibi, tasavvur ufkumuza dünya kadar kapı aralanır ve âdeta bir büyü bizi çok sıkıldığımız bir zeminden, tahayyülleri aşkın ferahfeza bir iklime çıkarır ve geleceğin o dolgun, taşkın esintileriyle, düşünce ufkumuza yeni yeni renkler katarak, iç dünyamızda bize ne “ba’sü ba’del mevt”ler yaşatırlar; yaşatır da, bu kelimenin çağrıştırdığı şeylerle kendimizi her yerde rahatlıkla uçan bir balonla, bir zirveden diğer bir zirveye uçarak geçiyor sanırız. Bu mülâhaza ile de, geçmişi, içinde neşet ettiğimiz bir dünya, geleceği de yeni bir dirilişle başlayacak olan ukba gibi düşünür ve her zaman gönüllerimizde Cennetlerin füsununu duyarız.