İçeriğe geç

Bilmem ki, millet olarak kendi kendimizi sorgulama zamanı gelmedi mi.? Yoksa, bu hissizlik böyle sürüp gittiği takdirde –hafizanallah– çok yakın bir gelecekte kendi enkazımız altında kalıp ezilmemizden korkulur. Aslında böyle bir ihtimalden korkmalı, titremeli ve birbirimize sımsıkı sarılmalıyız. Millet olarak bizim en önemli, en kayda değer yanımız, fert fert birbirimize karşı fevkalâde saygılı olmamız ve en esaslı bir güç kaynağımız da kalb, his, şuur ve irade planında tesanüdümüzdür. Temelde bu hususların her ikisi de gelip, birbirimizi kendi konumlarımızda kabule dayanmaktadır. Nedendir acaba, bütün dünyaya dostluk mesajları sunup ve topyekün insanlıkla beraber yaşama projeleri ürettiğimiz bir dönemde, hemen her millete, hem de hiç tereddüt göstermeden vermeye hazırlandığımız o geniş dostluk mesajlarının öşrünü (onda bir) olsun kendi milletimizden esirgiyoruz?

Evet, herkese dostluğa “eyvallah!” ama, ondan evvel, birbirimize karşı beslediğimiz kin, nefret, düşmanlık ve yobazlık duygularını yok etmemiz gerekmez mi..? Kin, nefret, düşmanlık ve yobazlık kimde bulunursa bulunsun –ki bu, bir dindar olabileceği gibi, bir ilim adamı da olabilir; bir idareci olabildiği gibi, bir düşünür ya da bir lider de olabilir– çok ciddî bir kusur ve ayıptır. Ve böyleleri, Hak nazarında da, halk nazarında da kayıplar yaşıyor demektir; hem de kazanma kuşağında kayıplar.

270