İçeriğe geç

Sisin, dumanın gönüllerine oturduğu, çeşit çeşit tersliklerin iradelerini felç ettiği ve ölüm girdapları etrafında dönüp durmayı hayata yürüme zanneden bu bahtsızlara mukabil aynı arenada bir de, gönül gözleri ötelerin temâşâsında, duyguları Hakk’a yönelişin heyecanıyla köpük köpük, elleri, sinelerinin bütün zenginlikleriyle Allah’a açılmış ve yağmur yüklü bulutlar gibi kendilerini salmak için esinti intizarına dalmış ruhlar var. Gönüllerindeki iffet duygusu çehrelerinin her çizgisinde nümâyân; insana saygı ve hürriyet hissi davranışlarının en belirgin rengi; üslûpları ve ifadeleri her gönülde sonsuzluk duygusu uyaracak kadar sihirli; tavırları, Hak’la irtibatlarını aksettiren harfsiz, kelimesiz birer beyan; beşerî münasebetleri sımsıcak ve ruhanîlerinki kadar içten; evleri, mektepleri, kışlaları âdeta birer mâbed, mâbedleri de o derinlerden derin ledünnîlikleriyle Cennet kevserleri sunan mukaddes birer sebil; intizara dalmış ruhlar. İşte bunlar ellerinde hep kâseler, temiz vicdanların kendilerine yönelmelerini bir fırsat aralığı gibi bekleme heyecanı içinde; karşılık, destek ve tesir intizarına girmeden bulutlar gibi herkesin başında dolaşarak; yağmur olup her tarafa akarak; toprak gibi şak şak olup filizlere bağırlarını açarak, yerinde başlar üstünde, yerinde ayaklar altında, kendi adlarına yaşamayı unutup hep yaşatma sevdasıyla oturur-kalkar ve her yana diriliş üfler dolaşırlar. İşte bunların yontup şekillendirecekleri dünya ve gelecek nesillere emanet edecekleri tarihî miras, hem bu milletin hem de yarınki kuşakların yüzlerini güldürecektir. Aşk u şevkimizi yeni bir dirilişle ebedileştirecek ve geleceği imar etme adına iradelerimize fer verecek böyle bir “oluşum”, fevvareler gibi coşan aşkın, Cennet zevkleriyle at başı hâle gelmiş ibadet neşvesinin ve varlığımızı ebedilik şarkılarıyla seslendirecek olan azmin, ümidin, imanın bir son meyvesi ve ebede yürümenin de rampası ve rıhtımı olacaktır.

136