İçeriğe geç
11. Bölüm

Fânîliklerle Kuşatılan Ruhlar

Dünyayı sadece fânî yüzü ve kendi darlığı içinde duyanlar, vicdanın onca genişliğine rağmen hayatlarını zindanda geçiriyor gibi onu karartmış sayılırlar. Bunlardan pek çoğu, böyle bir darlığı her hissedişinde, ya daha parlak ve muhteşem kabul ettiği maziye vurgun yaşar ya da hayallerinde şekillendirdiği tül pembe bir gelecek rüyasıyla teselli olmaya çalışır. İçinde bulunduğu en eşref gün ve saatlere sözünü dinletip onlara gönlünün boyasını çalarak kalb ve ruhun ferah-feza iklimlerine yükseleceğine, ya “teselli” deyip hâli ve istikbali görmezlikten gelerek geçmişe sığınır; ya da köksüz, temelsiz bir yalancı âtî tasavvuruyla avunur durur. Bütün bunların teselli adına bir şey ifade etmediği/etmeyeceği açıktır; ama gel gör ki, o bir türlü bunu anlamamaktadır.

Evet, gelecek asla unutulmamalı, o her zaman millî ruh desenimize göre değişik ihyâ ve inşâ projelerine esas kabul edilmeli ve ona saygı duyulmalı; şanlı geçmişimiz de hep hayırla yâd edilmeli, ruh ve mânâ köklerimiz hatırına da her zaman müracaat edilecek bir kaynak sayılmalıdır. Bütün bunların yanında, daha çok da içinde bulunduğumuz zaman üzerinde durulmalı ve evrile çevrile değerlendirilmelidir ki, bence bazılarını sıkan ve bunaltan darlıktan kurtulmanın yolu da bu olsa gerek.. yoksa, ne “Her yer karanlık!” deyip geçmiş adına bir kısım üstûrelere sığınmakla ne de eşyanın tabiatını görmezlikten gelerek âtî hesabına tutarsız hülyalara dalmakla kat’iyen bir yere varılamaz. Şimdiye kadar bu tür hülyalar hasret, hicran ve inkisarlarımızı artırmaktan başka bir şeye yaramamıştır.

Ama ne acıdır ki, bazı kimseler, bulundukları durumun darlık ve sıkıcılığını iman ve Hak’la münasebetlerini güçlendirerek aşacaklarına, sürekli gelgitler yaşayarak boş kuruntularla ömür tüketmektedirler.

80