Yeniden Diriliş
Yeniden Diriliş
Devletler de, tıpkı şahıslar gibi doğar, büyür, gelişir ve ölürler. Ne yapılırsa yapılsın, tıpkı şahıslar gibi, devletlerin ölümü de önlenmez. Şu kadar ki, meselâ Sultan II. Abdülhamid gibi, dört başı ma’mur idareciler yıkılışın önünü -oksijen çadırında da olsa- geçici olarak alabilmiş ve Allah’ın izniyle devletin ömrünü uzatabilmişlerdir.
Evet, bir zamanlar biz de büyük, muhteşem bir devlettik. Bayraklarımız, dünyanın dört bir yanında dalgalanıyordu. Nihayet günü geldi; tarihçilere muhteşem bir mâzî ve tükenmez bir malzeme bırakıp gittik. Gitmekle kalmadık; arkadan gelenler, bizi bu muhteşem mâzîmizle teselliye başladılar. Bari böyle devam etseydi; etmedi ve bir kısım türediler, o muhteşem mazîyi inkâr ve tezyif cihetine bile gittiler.
Bizden önce de varlık sahnesine çıkanlar, sonra da yıkılıp gidenler oldu. Meselâ, Yahudiler ve Hıristiyanlar, bunlar bir dönemde insanlık adına çok çetin mücadeleler verdiler. Allah davasını insanlığa anlatmak ve kabûl ettirmek için ciddi gayret gösterdiler. Bilhassa, ilk dönem Hıristiyanları, Hz. İsa’nın saf ve samimî takipçileri, arenalarda aslanlara yem edildi; ağaçlarda sallandırıldı ve ateş dolu hendeklere atıldılar da, bütün bunlara rağmen dinlerinden dönmediler. Hatta bu uzun mücadeleler sonunda muvaffak da oldular. Nihayet Konstantin geldi ve belki de tabanın zorlamasıyla veya siyasî mülâhazalarla Hıristiyanlığı Roma’nın resmî dini olarak kabûl etti. Fakat, bu ikbâl ve safiyet döneminden sonra, Hristiyanlık idbâra başladı; sistem yozlaştı ve faziletli kimseler makam, mansıp, şöhret ve para karşılığında dize geldiler, geldiler, sonunda da yıkılıp gittiler.