Ancak ikinci bir grup insan daha vardır ki, zâhiren onların söyledikleri de tenkit gibi görülebilir. Fakat diğerleriyle bunların arasında ciddi farklar söz konusudur. İkinciler, kat’iyen evliya menkıbelerinin nakline karşı değillerdir. Onların şikayetleri bu menkıbelerin hayata geçirilemeyişidir. Yani onlar da, bir İmam Rabbanî’nin, İmam Şazelî’nin, Şah-ı Nakşibendî’nin ve diğer büyüklerin menkıbelerinin anlatılması hususunda hemfikirdirler ama sadece bu menkıbeleri dinlemek onların mazhariyetlerini elde etme adına yeterli değildir. Eğer bu menkıbeler, bizlerde teşvik adına bazı latifeleri uyandırıyorsa, en azından menkıbelerini okuduğumuz zatlara benzemeye özenmeli ve onları yükselten amelleri hayatımıza tatbik etmeliyiz, derler. Bu ikinci görüş gayet masumdur, yerindedir ve kat’iyen birinci görüş sahipleriyle iltibas edilip aynı kefede değerlendirilmemelidir.
Biz de, kanaat olarak son görüşü destekliyor ve diyoruz ki: Menkıbelerle teselli olma, bir ölçüde menkıbe kahramanı olamamanın ifadesidir. Öyleyse bizler, sadece büyüklere âit menkıbeleri dinlemek ve okumakla yetinmemeli himmetlerimizi âli tutarak onlar gibi olmaya çalışmalıyız. Zira İslâm, mebde ile müntehayı birleştiren bir dindir. İşin başındaki bir insan, kendine göre ondan istifade edebileceği gibi, Cibril de kendine göre istifade edebilmektedir. Öyleyse her insan, kendi istifadesi açısından işin zirvesine ve en münteha noktasına talip olmalıdır.. ve Allah’a kurbiyette ‘daha yok mu?’ ufkunu yaşamalıdır. Bu da ancak, büyüklük yolunda yürünürse imkân dahiline girecektir. Bu yol ise a’zami takvâ, ihlas, zühd ve vera gibi esaslar üzerine kurulmuştur.
Onlarsız Allah’a yaklaşmak ve onlarsız büyüklere benzemek mümkün değildir…