İçeriğe geç

Ve sanki insan, bu makamda kendisine bir fırsat ve salâhiyet verildiğini keşfeder gibi olur. Binaenaleyh, onun bu fırsatı en iyi bir şekilde değerlendirmesi gerekir. Bu itibarla istenmeye en lâyık husus ne ise o istenmeli ve bu fırsat kaçırılmamalıdır. Onun içindir ki, hiç vakit kaybetmeden, doğru yola hidayeti talep sadedinde اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ der ve Rabbinden kendini sırat-ı müstakîme ulaştırmasını ister.

Demek oluyor ki, ezelde ve Besmele’de gizli olan hakikat, Fatiha’da ve şu anda bizim hâlihazır durumumuzda açık bir konuşan olmuştur. Bu muammaya parmak basan Cafer-i Sâdık hazretleri: “Allah, Kendi kelâmında kullarına zuhur etmiştir. Fakat onlar O’nu göremezler.”1 sözüyle bunu ifade etmektedir.

Bütün bu anlattıklarımız “Bismillâhirrahmânirrahim” ile Fatiha’nın münasebeti idi. Böylece hep beraber görmüş olduk ki, bu ikisi bir şiir âhengi içerisinde ve birbirine çok sıkı bağlanmış durumdadır. Besmele’nin siyakıyla alâkalı münasebette de birçok nükteler vardır: Nasıl ki biz, Besmele’ye dayalı Fatiha’da tam huzura erebiliyorsak, öyle de Fatiha’nın bizzat kendisinde de bu huzuru bulmamız mümkündür.

Zira Fatiha ile “Rabbü’l-âlemîn” unvanının Sahibi, bizim elimizden tutar ve bize kâinatı gezdirir. Biz eşya ve hâdiseleri işte bu “Rabbü’l-âlemîn” unvanı altında kavrar ve idrakına ereriz. Kâinatta câri bütün kanunlar, namuslar ve bütünüyle fıtrat, Cenâb-ı Hakk’ın bu unvanına bağlı olarak cereyan etmektedir. Ancak, hâdiseler dehşet verici ve ürkütücüdür. Sadece bu unvana bakan insan hayret ve dehşetten dona kalır.

81