Meselâ, kul bir günah yerine gitmek niyet ve meyliyle evden çıkar.. o bu niyetle irade düğmesine dokunduğu için, Allah da meylinin neticesini yaratacak ve onu irade ettiği yere götürecektir. Fakat, o kulun güzel bir hâli, Allah’ın (celle celâluhu) hoşuna gidecek bir tarafı, sözgelimi gecesinin zülfünde iki damla gözyaşı ya da arabasıyla bir-iki arkadaşını bir sohbete götürüşü vardır da, bunlar rahmet-i ilâhiyeyi ihtizaza getirmiştir ve Allah (celle celâluhu) da yolda o kulun karşısına kendisini günah mahalline değil de gülzâra götürecek bir arkadaş çıkarır ve kulun iradesiyle hak ettiği hükmü değiştirir. İşte, Allah’ın (celle celâluhu) sebepli sebepsiz kulu hakkındaki bir hükmü veya bir kazayı onun lehinde değiştirmesi, O’na ait bir atâdır.
Bu değiştirmesinden dolayı Allah’a (celle celâluhu), “Niyet ettiği hâlde, neden o kulun meyhaneye gitmesine müsaade etmedin? Neden hakkındaki kazayı atâ ile değiştirdin?” diye sorma hakkımız yoktur. O, dilediğini dilediğine dilediği kadar lütfeder; dilediğini hidayete, dilediğini dalâlete sevk eder. Bu sebeple, bizim bütün hasenatımız Allah’ın (celle celâluhu) lütfu, bütün seyyiatımız ise kendi müktesebatımızdır.2 Fakat çok defa Allah (celle celâluhu), seyyiatımız ve günahlarımızla baş aşağı düşeceğimiz zaman, elimizden tutup bizi kurtarır. Lütfudur bu; bu lütufla belâ ve musibetlerin önünü aldığı gibi, küfre, küfrana ve günahlara dalma izni de vermez. Bunlar, hak etmedikleri ve liyakatleri olmadığı hâlde bir kısım kullarına onun atâyâ-yı Sultaniyesidir.
Dipnotlar
- 2 Bkz.: Nisâ sûresi, 4/79.