İçeriğe geç

Ondandır bugün vilâyet planında duyulup hissedilen hulletler ve o hulletin bir izdüşümüdür mü’minler arasındaki musâdaka (karşılıklı sadâkat teâtisi), ihâ, ülfet tavrı ve ünsiyet muamelesi şeklinde tezahür eden hılletler ve Kur’ân hizmetkârlarına ilâhî bir mevhibe saydığımız İbrahimî üslûp. Bediüzzaman, hulletten doğan böyle bir musâdaka ve kardeşliği çok gerekli görür ve millet-i Hanîfiyeden olmanın bir hususiyeti sayar: “Mesleğimiz halîliye olduğu için meşrebimiz hıllettir. Hıllet ise, en yakın dost, en fedâkâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmayı iktiza eder. Bu hılletin üssü’l-esası samimî ihlâstır. Samimî ihlâsı kıran adam, bu hılletin gayet yüksek kulesinin başından sukut eder ve derin bir çukura düşer.”12 Ona göre bu düşüş, iflâh etmeyen bir zeyğ ve zımnî bir dalâlettir.

اَللّٰهُمَّ اٰتِ نَفْس۪ي تَقْوَاهَا وَزَكِّهَا أَنْتَ خَيْرُ مَنْ زَكَّاهَا أَنْتَ وَلِيُّهَا وَمَوْلَاهَا.
وَصَلِّ وَسَلِّمْ أَفْضَلَ صَلَوَاتِكَ وَأَكْمَلَ تَحِيَّاتِكَ وَأَجْمَلَ تَسْل۪يمَاتِكَ عَلَى الْفَاتِحِ لِلنُّبُوَّةِ وَخَاتَمِهَا وَعَلٰى اٰلِه۪ وَأَصْحَابِه۪ ذَوِي الْقَدْرِ وَالْوَفَاءِ.
301