İşte bu perdelere takılmayan kalbler, yükselip mâsivâ kirlerinden arınınca, değişik hakâik, hatta Hakikatü’l-Hakâik karşısında mücellâ birer ayna hâlini alır.. ve Hazreti Zât ve Sıfât’ın envârına birer mâkes seviyesine yükselir; yükselir de hak yolcusu bulunduğu yerden melekûtla münasebete geçer.. ceberûtun dilini kullanır.. rahamûtla alışverişte bulunur.. ve tecelliyât-ı lâhutla farklı bir aşkınlığa ulaşır; derken, kalb melekût mırıldanmaya, ruh ceberût soluklamaya, sır lâhûtî duygular yaşamaya başlar ki, bunlardan birincisi “feth-i karîb”, ikincisi “feth-i mübîn” üçüncüsü de, “feth-i mutlak” unvanlarıyla yâd edilmektedir.
اَللّٰهُمَّ يَا مُفَتِّحَ الْأَبْوَابِ، اِفْتَحْ قُلُوبَنَا وَحَوَاسَّنَا إِلَى الْإ۪يمَانِ وَالْإِسْلَامِ
وَالْإِحْسَانِ وَوَفِّقْنَا إِلٰى مَا تُحِبُّ وَتَرْضٰى.
وَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاٰلِه۪ وَأَصْحَابِه۪ ذَوِي الْقَدْرِ وَالْوَفَاءِ.
90