İçeriğe geç

Böyle bir tecellî bazen kulun teveccühünün önüne geçer; bazen de ciddî bir im’ân-ı nazar ve kararlı bir konsantrasyonu takip eder; ne var ki, her iki durumda da, zihin, his ve şuur üstü bir ekstra teveccüh söz konusudur. Ancak bir kudsî hadiste, şart-ı âdî planında kulun cehdi önde gösterilerek مَنْ تَقَرَّبَ إِلَيَّ شِبْرًا تَقَرَّبْتُ إِلَيْهِ ذِرَاعًا“Bana bir karış yaklaşana Ben bir arşın yaklaşırım.”1 buyrulmaktadır ki, bu da Hak nezdinde insanın irade ve tercihlerinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatmaktadır. “Mürîdden gayret, mürşidden nefes.” sözü farklı bir dairede buna iyi bir örnek; “Virdin inkıtaı, vâridin kesilmesine sebeptir.” beyanı ise Hak’la münasebetlerimizde kulak ardı edemeyeceğimiz ciddî bir tenbihtir. Evet, yağmur duası rahmetin gelmesine vesile olduğu gibi vird ü zikir de bârân-ı vâridâtın en önemli sebeplerinden sayılmıştır; evet, “Çocuk ağlamazsa meme vermezler.” kabîlinden, insan da âh u enîn etmezse gök kapıları ona açılmaz. İnsanların Hakk’a teveccühlerinde herhangi bir beklentiye girmemeleri, O’na karşı saygılarının gereği ve amelde muhlis olmanın da iktizasıdır. Ancak, Cenâb-ı Hak, iltifat ve teveccühlerini şöyle veya böyle kullarının Kendisine yönelmesine bağlamışsa, o zaman bütün mevhibe ve vâridlerin sihirli anahtarı da işte böyle bir teveccüh olsa gerek…

Allah’tan gelen bütün mevhibe ve vâridler hep ekstra lütuf dalga boyludur; ama, “Halkın istidadına vâbestedir âsar-ı feyz / Ebr-i nisandan sadef dürdâne, ef’î semm kapar.” (Belîğ) fehvâsınca Kelâm sıfat-ı sübhaniyesinden gelen vâridler de, ister mütemadî esintiler şeklinde olsun, ister tecellî-i berkî suretinde, şahısların donanım farklılığına, ihlâs ve samimiyet derinliklerine göre değişik şekilde zuhur ederler.

286