Mutlak zikredildiğinde ârif sözcüğünden bunlar anlaşılmaktadır ama farklı irfan seviyelerinin bulunduğu da bir gerçektir. Evet, her mârifet erinin temâşâ ufku ve ihsas/ihtisas enginliği farklı farklıdır. Bunlar arasında otağını kadem-nazar ufkunun birleşik noktasına kurmuş öyle rabbânîler vardır ki, bir ân-ı seyyâle müşâhede ve mükâşefe inkıtâını ciddî bir kopukluk sayarak, Seyyidinâ Hazreti Âdem edasıyla dakika fevt etmeden doğrulur, bir kere daha ebedî mihrâbına yönelir ve رَبَّناَ ظَلَمْنَٓا أَنْفُسَنَا…6 evbesiyle arınarak en içten teveccühlerle esmâ ve sıfât ötesi şuâât-ı vech cilâsıyla cilâlanır ve kendi vehmî renk ve desenini ayaklarının altına alıp haremgâh-ı ilâhîye mahrem olduklarını ortaya korlar. Bunlar arasında öyleleri de vardır ki, seyrek de olsa tasavvurlarını ağyâr mülâhazasıyla kirleterek yer yer kendilerine husûf ve küsûf yaşatır, zaman zaman ufuklarını karartır ve farklı buudlarda gurbetlere mâruz kalırlar. Bu arada öyle mübtedîler de vardır ki, mütemâdî gel-gitleriyle gündüzü geceyi iç içe yaşar ve gurbetle inler, kurbetlerle de kıvam soluklarlar.
İnsanlığını müdrik insan, âlî himmet olmalı, imanını sâlihâtla derinleştirmeli; amelinde ihsân ufkunun üveyki olmaya çalışmalı; mârifet yolculuğunda “hel min mezîd” eri olarak irfanını muhabbet ve aşk u iştiyakla taçlandırmaya gayret etmelidir ki, bu hâl, mukarrabînin ve akrabu’l-mukarrabînin hâlidir.
Dipnotlar
- 6“Rabbimiz nefsimize zulmettik…” (A’râf sûresi, 7/23)