İmam Rabbânî Hazretleri’nin de bu konuda diyecekleri vardır. Hakikat-i Muhammediye ve Hakikat-i Ahmediye’ye (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) temas sadedinde Hazret şunları söyler:10 Efendimiz, Allah tarafından iki isimle isimlendirilmiştir. Bunların ikisi de Kur’ân beyânına dayanmaktadır. Bir âyette Allah (celle celâluhu) مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ“Muhammed (aleyhisselâm) Allah’ın resûl-i zîşânıdır.”11; diğer bir ayette de, وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِيمِنْ بَعْدِي اسْمُهُٓ أَحْمَدُ“Benden sonra ismi Ahmed bir resûlüde müjdelemek için gönderildim.”12 buyurur ki, bu da o mâye ve nüvenin evvellerden evvel olduğu hususiyetini işaretler. Ayrıca bu isimlerden her biri, o Zât-ı Zîşân’a ait ayrı bir vilâyete nâzırdır. Vilâyet-i Muhammediye mahbûbiyetten neş’et etmiştir ama aynı zamanda O’nun özünde muhibbiyet hakikati de mündemiçtir. Vilâyet-i Ahmediye’ye gelince o, makam itibarıyla mahbûbiyete bakmaktadır. Bu itibarla da denebilir ki, birinci durumdaki o yüce mazhariyet/mazhariyetler, O’nun ileride, ekstra eltâf-ı ilâhiye yanında iradesinin hakkını da vermesine bir iltifât-ı fevkalâde ve bir ilâhî avans mâhiyetindedir. İkinci hususta ise o iltifat daha ziyade Cenab-ı Hakk’ın fazlî bir surette O’na teveccüh-ü hâssıdır ve ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَۤاءُ“Bu, Allah’ın ekstra ve fevkalâdeden bir fazl u ihsânıdır ve Hakonu dilediğine verir.”13 beyân-ı sübhanisiyle burada sözün bittiği vurgulanır ve bütün tevil ü tefsir yolları kapatılır.
Dipnotlar
- 10Bkz.: İmâm Rabbânî, el-Mektûbât 2/130-132 (96. Mektup).
- 11Fetih sûresi, 48/29.
- 12Saf sûresi, 61/6.
- 13Mâide sûresi, 5/54; Hadîd sûresi, 57/21; Cum’a sûresi, 62/4.