İşte bütün bu bozgunculuk ve ifsatlara karşı mutlaka bir ıslah topluluğu olmalıdır. Onlar hep barışın yanında olmalı, sürekli sulh soluklamalı, uzlaştırıcı ve barıştırıcı olmayı kendilerine misyon edinmelidirler. Çünkü toplumda ortaya çıkan bu tür şenaat ve denaetlerin sadece mevzuatla ve devletin kanunî müeyyideleriyle önlenmesi çok zordur. Asıl yapılması gereken, bu tür fısk u fücurun kötü olduğu ve bundan uzak durulması gerektiği noktasında akılları ikna etmek, kalb ve vicdanlara seslenmektir. Dahası toplum fertlerine insan sevgisini aşılamak, onlar arasında saygı ve hürmet hislerini geliştirmek ve onlara sulh ve uzlaşının faydalarını anlatmak gerekir.
Bir diğer yandan da insanlarda ahirete iman etme ve hesap verme duygusu güçlendirilmelidir. Zira ahiret düşüncesinin, Allah’a hesap verme duygusunun boşluğunu doldurabilecek başka bir şey yoktur. Bu boşluk ne ceza hukukuyla ne yasal müeyyidelerle doldurulabilir. Nitekim günümüzde mevcut kanun ve müeyyidelere rağmen ne kapkaççının önü alınabiliyor, ne insanlar eşkıyalıktan alıkonabiliyor, ne de zulüm ve haksızlıklarla başa çıkılabiliyor. Hazreti Pîr’in yaklaşımıyla siz vicdanlara bir yasakçı yerleştireceğiniz âna kadar da bunlarla başa çıkamazsınız.19 En akıllıca, en sert müeyyideleri koysanız bile, suçlular bir şekilde onların içinden sıyrılmanın bir yolunu bulacak, şekavet adına akla hayale gelmedik stratejiler geliştireceklerdir.
Özellikle günümüzde olduğu gibi eğer bir toplum içinde çok ciddi bir çözülme ve dejenerasyon yaşanıyor ve toplumun her yanında korkunç bir ahlâkî çöküntü gözleniyorsa, gönülleri, Allah’a ve ahirete iman duygusuyla mamur hâle getirmeden bu problemlerin üstesinden gelemezsiniz. Dolayısıyla insanlar arasında sulh ve salâhın sağlanmasının önemli yollarından birisi de imanın takviye edilmesi, insanlara tahkikî imana giden yolun gösterilmesidir.