İçeriğe geç

Onlar ister şahsi enaniyetlerinden isterse aidiyet mülâhazalarından kaynaklanan kibirle, eğer size karşı koymaya karar vermiş ve sizi tenkide kilitlenmişlerse artık bundan sonra ne derseniz deyiniz, ne yaparsanız yapınız onların bu temerrüdüne mâni olamazsınız. En masum davranışlarınızı bile sorgulamaya kalkarlar. Hiç olmayacak şeylerden malzeme üretir ve bunu da aleyhinizde kullanırlar. Eleştirilerine vermiş olduğunuz cevapları bile çarpıtır, onların da içinden bir şeyler bulur ve aleyhinize kullanırlar.

Geçmişin Mütekebbirleri

Esasında Kur’ân-ı Kerim’de anlatılan peygamberlerin hayat sergüzeştlerine bakılacak olursa bu tür kibir abidelerinin tarihin her döneminde yer aldıkları ve bırakalım bizim gibi sıradan Müslümanlarla uğraşmayı, kendilerine gönderilen peygamberlerle bile amansız bir mücadeleye giriştikleri görülür. Peygamberlerin, ne sahip oldukları üstün ahlâkî vasıflar ne Allah’tan getirdikleri vahiy ne de gösterdikleri mucizeler mütekebbirleri yola getirmeye yetmemiştir.

Mesela Hazreti Nuh, kavmini Allah’a iman etmeye ve sadece O’na kullukta bulunmaya çağırdığında, kavminin elebaşları bu ulu’l-azm peygambere şu mukabelede bulunmuşlardır: “Bize göre, sen sadece bizim gibi bir insansın, bizden farkın yoktur. Hem sonra senin peşinden gidenler toplumumuzun en düşük kimseleri, bu da gözler önünde! Ayrıca sizin bize karşı bir meziyetiniz olduğunu da görmüyoruz. Bilakis sizin yalancı olduğunuzu düşünüyoruz.”120 O dönemin kâfirleri, bir taraftan inananları küçük görmüş diğer yandan da Hazreti Nuh’u yalancılıkla itham etmişlerdir. Söylediklerinin çehresine bakacak olursanız üzerinde “kibir” yazıldığını görürsünüz.

190