İçeriğe geç

Kur’ân-ı Kerim Ehl-i Kitap’la ilgili bir âyet-i kerimede ise şöyle buyuruyor: وَلَا تُـجَـادِلُٓوا اَهْلَ الْـكِــتَـابِ اِلَّا بِـالَّـت۪ـى هِـىَ اَحْـسَنُۗ “Ehl-i Kitap’la tartışırken en güzel bir şekil ve üslupta tartışın.”53 Demek ki onlarla münazarada bulunurken üslubun en güzelini araştıracak, onları incitmeyecek şekilde konuşacaksınız. Zira kendinizi muhatabınızın durumuna göre ayarlarsınız, işte o zaman gönülleri fethedebilir ve hedefe varabilirsiniz. Fakat günümüz Müslümanlarının tavır ve davranışlarına bakacak olursak henüz böyle bir ufku yakalayamadıklarını görürüz.

Eğer Firavun’a ve ehl-i kitaba karşı kavl-i leyyinle gidilmesi gerekiyorsa, bizim kendi aramızda kullanacağımız dil ve üslubu beş-on defa gözden geçirmemiz gerekir. Kalb yıkmamalıyız. Çünkü o, beyt-i Hudâ’dır. Onu yıkma, Allah’ın evini yıkma demektir. Mü’minler mü’minlere karşı kalb yıkıcı değil, kalb yapıcı olmalıdırlar. Bunu da tavır ve davranışlarıyla iyi-kötü, acı-tatlı hemen her durumda sergilemelidirler ki inandırıcı olsunlar.

Burada şunu da ifade etmek gerekir ki sözlerin yumuşak olması için öncelikle tabiatın ve genel ahvalin yumuşak olması gerekir. Çünkü insan, tabiatı ve karakteri itibarıyla yumuşak olmazsa, düşünce ve beyanları da yumuşak olmaz.

Hakkın Hatırını Bütün Hatırların Üzerinde Tutma

Özellikle Peygamber davasının temsilcilerinin, muhataplarında tesirli olabilmeleri için mutlaka hâl ve tavırlarının yumuşak olmasına ihtiyaç vardır. Öyle ki sağdan-soldan gelen meteorlar bile onların atmosferine girdiğinde tuz-buz olmalı ve insanlara maytap zevki yaşatmalıdır. Onlar hakkın hatırını âli tutmalı, onu bütün hatırlara tercih etmeli ve katiyen usûlü üsluba feda etmemelidirler. Bilakis öyle bir üslup kullanmalıdırlar ki bu, usûllerine de saygı duyulmasına, takdir görmesine sebep olsun.

130