İçeriğe geç

Biz, kendi dünyamızda özel olarak davadan ve dava adamından bahsettiğimizde iman davasını ve ona kendini adamış adanmışları anlarız. Bu mânâda en büyük dava adamları –bu tabiri onlar hakkında kullanmak doğruysa– peygamberlerdir. Onlardan sonra Raşit Halifeler, Ömer İbn Abdülaziz, İmam Gazzâlî, Fahruddin er-Râzî, İzz İbn Abdisselâm, İmam Rabbânî, Hazreti Mevlâna, Hazreti Bediüzzaman gibi peygamber yolunun kutlu temsilcileri gelir. Onların tek derdi, tek davası dinin ihyası olmuştur. Nübüvvet davasına vâris olabilmek, onu temsil edebilmek, çok mukaddes; fakat o ölçüde de zor ve meşakkatlidir. Öteden beri bu yolda yürüyenler, enbiya-i izamın maruz kaldığı belalarla karşılaşmış, zorluklarla mücadele etmişlerdir. Dolayısıyla onların hayatları genellikle sıkıntı ve zorluk içinde geçmiştir.

İradi Olarak Dünyaya Küsme

Allah davasına omuz verenler, bazen kendi iradeleriyle dünyaya küsme vaziyeti sergileyebilirler. Fakat çoğu zaman Allah (c.c.), maruz bıraktığı bir kısım sıkıntılarla onları dünyaya küstürür. Nitekim Hz. Pîr de, “Hizmet-i Kur’âniyede bulunana, ya dünya ona küsmeli veya o dünyaya küsmeli, ta ihlâsla, ciddiyetle hizmet-i Kur’âniyede bulunsun.”81 der. Bazen hastalıklar, bazen ailevî veya içtimaî hayatta karşılaşılan sıkıntılar, bazen arzî ve semavî belalar, bazen de ehl-i dünyanın musallat olması insanın huzurunu kaçırır, yüzünü âhirete çevirir.

167