İçeriğe geç

Tevbe sûresinde yer alan şu âyet-i kerime, Hz. İbrahim’in müşrik olarak ölen babası hakkında yaptığı istiğfarın önceden verilmiş bir söze dayandığını, bununla birlikte babasının durumu kendisine zahir olduktan sonra istiğfardan vazgeçtiğini anlatır: وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ اِبْرٰه۪يمَ لِاَب۪يهِ اِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَآ اِيَّاهُۚ فَلَمَّا تَـبَـيَّنَ لَـهُٓ اَنَّهُ عَدُوٌّ لِلهِ تَـبَرَّاَ مِنْهُۜ اِنَّ اِبْرٰه۪يمَ لَاَوَّاهٌ حَل۪يمٌ“İbrahim’in, babası için af dilemesi ise, sırf ona yaptığı vaadi yerine getirmek için olmuştu. Fakat onun Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca onunla ilgisini kesti. Gerçekten İbrahim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi.”57

Ölçü, Merhamet-i İlâhiyedir

Bu tür konularda bir taraftan dinin muhkem hükümlerine bağlı kalmaya, diğer yandan doğru bir üslup kullanmak suretiyle insanları rencide etmemeye ve kırmamaya çok dikkat edilmesi gerekir. Anne-babası veya yakın akrabaları İslâm’la şereflenememiş insanların yanında konuşurken hassas olmak zorundayız. Hatta, “Onlar Allah’ı tanıyarak, O’na iman ederek âhirete intikal etmişlerse, O’nun engin rahmetinden öyle ümit ediyoruz ki O, bunu da zayi etmeyecektir.” gibi kayıtlı ve temkinli ifadelerle hem gerçeği ifade edebilir hem arzu ve isteklerimizi izhar edebilir hem de insanların gönlünü alabiliriz.

Sonuç olarak bu gibi durumlarda Allah’tan istenmeyecek şeyleri isteyerek, birilerine Cennet’te yer hazırlayarak O’na karşı saygısızlık etmemeye dikkat etmeliyiz. Âkıbetini bilemediğimiz bu gibi durumlarda, “Allah’ım, falanı Cennet’ine koy, Firdevs’inle sevindir.” gibi şeyler söyleyecek olursak, muradımızı, murad-ı ilâhînin yerine koymuş oluruz. En güzeli, bu gibi konularda dinin ortaya koyduğu hükümlerin ötesine geçmemek, meseleyi Allah’a havale etmektir. Şunu unutmamalıyız ki Allah bizden çok daha şefkatli, daha merhametlidir. Hz. Pîr’in de belirttiği gibi merhamet-i ilâhîyeden daha fazla merhamet, merhametsizliktir.

104