İçeriğe geç

En tehlikeli şey, insanın hesabının sorulmayacağını zannettiği şeyleri yapmasıdır. Mesela bazen yaptığımız salih amelleri kendimize bağlı yapar ve farkında olmadan onları kirletiriz. Yaptığınız işleri, “eşi menendi yok” mülâhazasıyla yaparsanız bunlar dünyada ruhî ve kalbî hayatınızı felç eder, âhirete de bir şey bırakmamış olursunuz. Söz O’nun etrafında cereyan ediyor ve yapılan hizmetler O’nun adına yapılıyorsa orada sizin kendinizi silmeniz gerekir. En zor şey de budur. İnsan, pek çok şeyi, üzerine bir çarpı çekerek yok sayabilir. Fakat kendi üzerine çarpı çekmesi hiç de kolay değildir. Âdemoğlunun en büyük problemi, yine kendisidir. Hatta bunlar hakkında nazarî olarak (teorik) konuşmak da kolaydır. Asıl mesele insanın his ve düşünce dünyasında olup bitenlerdir.

Hemen her gün bir kere daha düşünce ve mülâhazalarımızı ölçüp tartmalı ve ne olduğumuzu, nerede durduğumuzu, nasıl bir hâlde bulunduğumuzu gözden geçirmeliyiz. Yoksa inhiraflar kaçınılmaz olur. Bundan daha tehlikelisi de, çok defa içine düştüğümüz inhirafın, inhiraf olduğunu dahi fark etmememizdir. Çok ciddi kaymalar yaşadığımız, gazab-ı ilâhîye müstehak hale geldiğimiz hâlde kendimizi emniyette görmemizdir.

Çoğu zaman aklımızı ve hislerimizi kontrol edemiyor, ne tür kurgu ve plânların arkasından koştuğumuzu bilemiyoruz. Mesela dünyayla ilgili meselelerde tamahkâr (aç gözlü) olabiliyor, kazanma hırsıyla oturup kalkabiliyoruz. Bazen de yaşama tutkusu bütün benliğimizi sarabiliyor. Bu tür duygu ve düşüncelerin büyük günah cetvelinde bir yeri olmasa bile durduğumuz yer itibarıyla Allah’a karşı düpedüz saygısızlık olduğunda şüphe yoktur. İşte bütün bu tehlikelerden uzak durma adına sürekli Allah’la münasebetlerimizi gözden geçirmeli ve doğru kulluk tavrını ortaya koyabilmeliyiz.

47 Bediüzzaman, Lem’alar, s.164 (On Yedinci Lem’a, On Üçüncü Nota, Üçüncü Mesele).

93