İçeriğe geç

Cevap: Hak ve hakikat yolunda ortaya konan mesai ile bu yolda kullanılması için sarf edilen mal, mülk ve serveti, daha umumî bir ifadeyle infakı, temel felsefeleri itibarıyla aynı kategoride mütalâa edebiliriz. Nasıl ki Mekkî anlayış ve telakki içinde infak mevzuu, mutlak ifade edilmiş, mesele ıtlaka bağlanmıştır. Yani, وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ“Kendilerine rızık olarak ne lütfetmişsek ondan infak ederler.”54 âyet-i kerimesinde de görüldüğü üzere, Cenâb-ı Hakk’ın bize lütfettiği nimetlerden verebildiğimiz kadar verme bir ufuk ve hedef olarak gösterilmiştir. Aynı şekilde tam bir adanmışlık ruhuyla hareket edip hakka hizmet yolundaki mesaimizi Mekkî anlayış ve telakki içindeki ıtlaka bağlayarak harcama da böyle bir fedakârlık ufkunun neticesidir. Ancak bu noktada şu önemli hususun göz ardı edilmemesi gerekir: Biz terğip ve teşvik adına adanmış bir ruh için bazen, “verebildiği kadar vermeli”, “bir küheylan gibi kalbi duruncaya kadar koşmalı” deriz. Terğip için böyle bir üslûp tercih edildiği/edilebileceği gibi, hakikaten bazı ahvalde insanın elinde avucunda ne varsa hepsini verme gayreti içinde olması, bir küheylan gibi çatlayıncaya kadar koşması gerekebilir. Fakat umumiyet itibarıyla gerek infakta gerekse mesai tanziminde tabiat-ı beşeriye nazar-ı itibara alınmalıdır. Yani bizim bir insan olduğumuz, evimizin barkımızın bulunduğu, çoluk-çocuğun medar-ı maişetlerini temin etmek zorunda olduğumuz ve benzeri mukteza-i beşeriyet unutulmamalı, teklif edilen hususların götürülür olmasına dikkat edilmelidir. Evet, hakikaten küheylanlar gibi çatlayıncaya kadar koşan; koşarken bir yerde farkına varmaksızın kalbi duran müstesna bazı kametler de olabilir. Fakat herkesten böyle bir fedakârlık beklenmemeli ve herkes böyle bir performans ve böyle bir programa tâbi tutulmamalıdır. Biz umumun durumunu nazar-ı itibara alarak işlerimizi programlamalı ve ona göre meselelerimizi takdim etmeliyiz.

59