İçeriğe geç

Bu noktada, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şu beyanı bizim için önemli bir ölçüdür: “Cenâb-ı Hakk’ın nimet ve kudret eserlerini tefekkür edin! Ama zinhâr Zât-ı Bârî’yi tefekküre kalkışmayın; zira o, insan düşüncesini aşan bir mevzudur.”168 Belki bazıları vicdan enginliği, ihsas ve ihtisas derinlikleriyle Zât-ı Baht’la alâkalı bî-kem u keyf bazı şeyler duyup hissetmiş olabilirler. Fakat duyulup hissedilen bu hakikatler, herkese müyesser olacak türden değildir. Bu açıdan bize düşen vazife, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun belirlediği sınıra riayet edip esmâ ve sıfât dairesi içinde cevelân edip durmaktır. Zira لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ“Gözler O’nu ihata edemez, O ise basar ve basîret her şeyi kuşatır/kuşatandır.”169 âyet-i kerimesinde de ifade edildiği üzere Zât-ı Bârî idrak edilemez. O, her şeyi aşkındır. Çünkü O, muhittir. Muhit ise, muhit olduğu aynı anda idrak edilmek suretiyle muhat olamaz. Şayet her şeyi kuşatan ve ihata eden O ise, ihata edilenler ihata edeni ihata edemezler. Bu açıdan insanın nereye kadar, neyi, nasıl bileceğinin farkında olması ve herkese açık olan alanlar içinde bilebileceği şeyleri öğrenmeye çalışması gerekir.

İnsan Tanıdıkça Sever,

Sevdikçe Daha Çok Tanımak İster

222