İçeriğe geç

Ayrıca bizim için böyle bir daire içinde, böyle bir konumda bulunuyor olmanın hususî bir lütuf ve ihsan olduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır. Zannediyorum bu durumu şöyle bir misalle ifade edebiliriz. Sanki bir yerde çok geniş bir kapı bulunuyor ve kapının önünden binlerce insan geçiyor. Kapı ara sıra aralanıyor. Oradan geçen insanlardan her kim kapının aralandığı ana denk geliyorsa ona, “Buyur, içeriye gir.” deniyor. Evet, herkes hayatına baktığında böyle aralanmış bir kapıdan içeriye davet edilmiş olduğunu görebilir.

Ne var ki insan o kapıdan içeriye alınmasına rağmen orada bulunmanın bahtiyarlığından mahrum kalabilir. Erzurum’da bulunduğum dönemde, –Allah sa’yini meşkûr etsin!– Kırkıncı Hoca, “Isparta’dan, Hazreti Üstad’ın yanından birisi gelmiş, neler anlatıyor gidip bir dinleyelim, anlatacakları arasında belki sizin de beğeneceğiniz şeyler olabilir.” diyerek, bir sürü insanı toplamış ve alıp o şahsın yanına götürmüştü. Ancak ben Erzurum’dan ayrıldığım vakit Kırkıncı Hoca’nın o gün toplayıp götürdüğü insanlardan bir ikisi ya vardı ya da yoktu. Bu açıdan içeriye girdikten sonra orada sabitkadem durma meselesi, insanın iradesini bu istikamette sarfetmesi mahfuz yine Allah’ın tutmasına bağlıdır. Demek ki, bu, Cenâb-ı Hakk’ın özel bir ihsanı ve özel bir lütfudur. Öyleyse insan bu lütf u ihsana lâyık olmaya çalışmalıdır.

121