Soruda ifade edilen, Asr-ı Saadet’teki bu tarihî hâdiseden alınması gereken mesaja gelince: Cenâb-ı Hak, sahabe-i kiram efendilerimizi, ilâhî inayet ve riayetle teyit buyurup muzaffer kıldığı gibi, günümüz Müslümanlarını da değişik ikram ve mazhariyetlerle zaferyâb kılabilir. İşte önemli olan bu esnada kıvamı korumak ve olup biten hadiseleri hep O’ndan bilmektir. Hatta irademize terettüp eden en büyük başarılar karşısında bile, sebepleri yırtmalı, ayaklarımızın altına almalı ve sebepler arkasındaki Müsebbibü’l-Esbab’ı görerek, “Her şey Senden” demesini bilmeliyiz. Başarı ve muvaffakiyetler, ehl-i dünya, ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet tarafından alkışlanacak, takdir ve tebcil edilecek güzel hadiseler olabilir. Fakat bunlar hiçbir zaman inanan bir insanın başını döndürmemeli, bakışını bulandırmamalı ve asla ona kulluğunu unutturmamalıdır. Evet, biz ne tür başarılara imza atarsak atalım kendimizi hep O’nun boynu tasmalı kapı kulları görmeliyiz. Zaten kendimizi O’nun halâiki görürsek, diğer bütün kulluklardan kurtulmuş oluruz. Bu aynı zamanda, başkalarının kendilerine göre oluşturdukları kast sistemlerinde bizi halaik gibi kullanmalarından kurtulma, kula kul olma gibi bir esaretten sıyrılma demektir. Zira Allah’a kul olmayanlar, çok değişik şeylerin kulu-kölesi haline gelirler. Bazıları şehvete, bazıları bohemliğe, bazıları menfaate, bazıları şöhrete; bazıları da güç ve kuvvete kul olur ve her şeyi kuvvetle halledeceklerini zannederek çeşit çeşit zulümlere girerler. Bu insanların hepsine siz esir gözüyle bakabilirsiniz. Hatta Allah’a kul olmayan bu kişilerin esir olduğuna dair yemin etseniz, yemininizde hânis (yalancı) olmazsınız. Çünkü bu şahıslardan kimilerinin boynunda on, kimilerinin beş, kimilerinin ise iki tane esaret zinciri vardır.